Please download to get full document.

View again

of 9
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

ÂSIM KIRÂATININ HAFS RİVAYETİNE GÖRE SEKTE KAVRAMI VE MANAYA ETKİSİ SAKTAH ACCORDING TO HAFS REPORT OF ASIM RECITATION AND ITS EFFECT ON MEANING

Category:

Health & Fitness

Publish on:

Views: 33 | Pages: 9

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
ÂSIM KIRÂATININ HAFS RİVAYETİNE GÖRE SEKTE KAVRAMI VE MANAYA ETKİSİ SAKTAH ACCORDING TO HAFS REPORT OF ASIM RECITATION AND ITS EFFECT ON MEANING 2015 SAYI: 1 SAYFA: A. CÜNEYT EREN DOÇ. DR., DOKUZ
Transcript
ÂSIM KIRÂATININ HAFS RİVAYETİNE GÖRE SEKTE KAVRAMI VE MANAYA ETKİSİ SAKTAH ACCORDING TO HAFS REPORT OF ASIM RECITATION AND ITS EFFECT ON MEANING 2015 SAYI: 1 SAYFA: A. CÜNEYT EREN DOÇ. DR., DOKUZ EYLÜL Ü. İLAHİYAT FAK. İBRAHİM ULUDAȘ DR., DOKUZ EYLÜL Ü. İLAHİYAT FAK. ÖZ Sekte, Kur an kıraati sırasında iki ses arasında nefes almadan sesi ayırarak kesmeye denir. Sesin kesilme süresi ise okuyuş tarzına göre değişmekle birlikte yaklaşık bir elif miktarı kadardır. Âsım kırâatının Hafs rivâyetine göre; Kur an-ı Kerim de dört yerde sekte vardır. Kur an daki alameti ise üzerinde sekte yapılmak istenen kelimenin son harfi üzerindeki küçük bir sîn (س) harfi yazılmasıdır. Sekte hem mana hem de Kur an ın fonetik yapısı ile irtibatlı bir kuraldır. Hangi seslerin uzatılacağını, telaffuzun nerelerde kesileceğini sistemli bir şekilde öğreten tecvid ilminin kaideleri, Kur an-ı Kerim in doğru okunması adına aynı zamanda fonetik tesir yapar. Diğer taraftan vasıl hâlinde yanlış anlaşılmaya müsait kelime gruplarını fark ettirerek ayırt etme ve verilmek istenen gerçek mana üzerinde vurgu yapma adına da önemli bir vazife yapmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kur an, tecvid, kıraat, sekte, fonetik ABSTRACT Saktah is discontinuation of two voices by separating without breathing between them during the Qur an recitation. Although it is variable according to recitation styles, discontinuation time of voice is about the measure of one alif. According to Hafs report of Asım recitation, there are four saktahs in the Qur an. The sign of saktah in the Qur an is to write a letter sîn (س) on the last letter of the word which is saktah required. Saktah is a rule connected with both meaning and phonetic structure of the Qur an. Rules of tajweed teaches sistematically which sound would be extended and where pronunciation would be interrupted. This effects reading the Qur an correctly and phonetically at the same time. On the other hand, it has an important task regarding to emphasis on the true meaning of words which can be misunderstood when it was passed without stoopping. Key words: The Qur an, Tajweed, Recitation, Saktah, Phonetic 120 DİYANET İLMî DERGİ CİLT: 51 SAYI: 1 OCAK-ȘUBAT-MART 2015 I. Giriș (Tanım ve etki alanı) Tanım: Sekte; sözlükte susmak ve iki nağme arasını nefes almadan kesmek, sözü kes mek, sönmek, ayırmak anlamına gelmektedir. 1 Terim anlamı ise sekte; ( ق ط ع ال صو ت ب غ ي ر ال تن فس (السكت ة nefes almadan sesi kesmeye denir. 2 İbn Cezerî (ö. 833/1429): Sesi nefes almaksızın âdet olarak vakf zamanından daha kısa bir müddet kesmekten iba rettir. şeklinde tanımlamıştır. 3 Burada esas olan kıraat esnasında nefes alınmadan yapılan okumadır. Sekte nin yapılma süresi bazı ihtilaflarla birlikte ortalama bir elif miktarıdır. 4 Sekte; vasla (geçmek) has bir kuraldır. Yani; bir kelime, ardından gelen diğer kelimeye veya bir harf diğer harfe bağlanacaksa yapılır. Kur an metnindeki alameti ise, üzerinde sekte yapılmak istenen kelimenin son harfi üzerinde konulan küçük bir sîn (س) harfi veya harfin altında (سكته) yazılmasıdır. Bu harfin bulunduğu yerde 1 Ebu l-fadl Cemalüddin Muhammed b. Mükerrem İbn Manzur, Lisânü l-arab, II, 44; Âsım Efendi, Kâmus Tercemesi, 1304, el-matbaatü l-bahriyye, İstanbul , I, Ebu l-hayr Muhammed b. Muhammed İbnu l-cezerî (ö. 833/1429), en-neşr fi l-kırâati l-aşr, Dâ ru l-fikri li t-tibâa, Beyrut, I, 240; İbrahim b. İsmail el-ebyâri (ö. 1414), el-masuatu l-kur âniyye, Müessesetu Sicli l- Arab, Kahire 1405, V, 27; Abdulfettah Abdulaziz, Kavâidu t-tecvîd alâ rivâyeti Hafs an Âsım, Müessesetu r-risâle, Beyrut 1404, I, İbnu l-cezerî, en-neşr fi l-kırâati l-aşr, I, 240; Nihat Temel; Kırâat ve Tecvîd Istılahları, İFAV Yay., İstan bul 1997, 118. Vakf, kelime olarak durmak, durdurmak, hapsetmek, terim olarak da kıraate yeniden baş lama niyetiyle normal olarak nefes alınabilecek bir zaman diliminde bir kelime üzerinde sesi kesmekten ibarettir. Bu da ayetlerin bitiminde ve ortalarında olup kelime ortasında yahut yazılış olarak bitişik olan iki kelime arasında olmaz. Haliyle bu arada da zorunlu olarak nefes alına cak tır. (Bkz. Suyûtî, el-itkân fî ulûmi l-kur ân (Tah: Ahmed b. Ali), Dâru l- Hadîs, Kâhi re 2006, s. 250; Veli Kayhan, Vakf ve İbtida İlmi ve Kur an Tefsirindeki Yeri, C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, X/2-2006, s. 301). 4 Celaluddin es-suyuti, el-itkân fî ulûmi l-kur ân, s Sektenin uygulanması, uzunluğu veya kısa lığı konusunda imamların görüşleri farklılık arz etmektedir. Ancak tespit ettikleri kurallar muvacehesinde benimsedikleri kıraat tarzları olan tahkik, tavassut ve hadr sistemlerinin her birine göre sektenin süresinin tabii olarak vakf müddetinin altında olması hususunda ittifak etmişlerdir. (Bkz. İbrahim Tetik, Vakf ve İbtidâ İlminin Ayetleri Anlamlandırmadaki Rolü, (Uşmûni Bağla mında), Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Y. L. Tezi, Erzurum 2012, s. 20). 121 üze rinde sekte yapılmak lazımdır. Bu sem a, yani bu mevzu ile ilgili Hz. Peygamber (s.a.s.) den gelen rivayet kaydına bağlıdır. Dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) den sa hih bir rivayetle nakledilmeyen yerlerde sekte caiz olamaz. İmam İbnu l-cevzî nin de belirttiği gibi bu hususta sahih rivayetler vardır. Ancak vakıf yapılan yerler kıraat ki taplarının belli yerlerinde görüleceği üzere kırâat-i aşere arasında farklı farklıdır. 5 Kırâat imamları arasında en fazla sekte yapan Hamza (ö. 156/772) dır. Hamza; râvisi Halef (ö. 229/844) in rivayetine göre, harekeli hemze harfinden önce sâkin bir harfin gelmesi hâlinde sekte ile okur. Diğer bir ifadeyle ken dilerinden sonra sakin bir harf olmadığı takdirde imâ le yapması, di ğeri de sakin bir harften sonra hemze geldiğin de de, vakfetmeksizin sek te uygulamasıdır. 6 Ebû Ca fer (ö. 130/747) ise; Hurûf-u Mukattaa harflerinin her biri arasında sekte yapar. 7 Sektenin Etki Alanı: Sekte hem mana hem de fonetik yapı ile irtibatlı bir kuraldır. 8 Hangi sesle rin uzatılacağını, telaffuzun nerelerde kesileceğini sistemli bir şekilde öğreten tecvit ilminin kaideleri Kur an-ı Kerim in doğru okunması için aynı zamanda fonetik tesir yapar. Diğer taraftan vasıl hâlinde yanlış anlaşılmaya müsait kelime gruplarını fark ettirerek ayırt etme ve verilmek istenen gerçek mana üzerinde vurgu yapma adına da önemli bir vazife yapmaktadır. Örneğin Yûsuf suresi 31. ayette geçen ل ما ر أ ي ن ه أ ك ب ر ن ه ) (ف Kadınlar Yûsuf u görünce (onu umduklarından daha da güzel bularak) büyüttüler mealindeki ayetin Hamza b. Habîb in kıraatine göre sekteli okunduğunda, sektenin mana ile fonetik iliş kisiyle birlikte nasıl yansıttığı daha net olarak fark edilecektir. 5 Abdu l-fettah el-mursifi, Hidâyetu l-kâri ilâ tecvid-i kelâmi l-bâri, Dârü l-kitâbi l-arabî, Beyrut 2004, I, Nasr Atiyye, Gâyetu l-merîd fî ilmi t-tecvîd, Dâru l-harameyn li t-tibâa, el-kâhire, (III. Bsk.), 1413, s Ebû Amr Osman b. Saîd (ö. 444), et-teysîr fi l-kırâati s-seb, (nşr. Otto Pretzl), İstanbul 1930, s. 62; İbnu l- Cezerî, en-neşr, I, Kur an-ı Kerim de kullanılan lafızlar ve bu lafızların içinde yer alan harflerin uyum içinde dizilişi o kelime nin manası ile ahenklik arz eder. Buna tabiattaki seslerin adeta harflere dönüşmesi ve kelimeleşmesi anlamında onamatope denir. Arapça lafızların ne anlama geldiğini bilmeyen herhangi bir in san bile seçilmiş olan Kur an kelimesinin tedâi ettiği ma nayı veya o mananın ipuçlarını hissedebilir. Kur an kelimeleri bu hususiyeti ile muhataplarına ayrı bir i câz örneği sun maktadır. Kuyu anlamına gelen ve yaygın ola rak kullanılan örneğin (البئر) yerine (الجب) kelimesinin seçilmiş olması içine bırakılan taşın suya düş tüğünde çıkardığı ses çağrışımıyla an lama daha farklı bir zaviye den da zenginlik katmaktadır. Kur an dili içerdiği lafızları, lafızların harflerinin kulağa hoş gelecek tarzda birbir leriyle uyumlu sıralanışı, bu lafızların cümle içerisindeki dizilişi, muhatabını adeta büyüleyici bir atmosfer iklimine cezp etmektedir. Yani, onun edebî ahengi muhatabını adeta büyüleyecek tarzdadır. Öyle büyüleyicidir ki, Arap belâgatında otorite sayılan muarızları dahi, onun karşı sında teslimiyetlerini itiraf etmişlerdir. Bkz. Cüneyt Eren, Dil ve Üslup Açısından Kur an, Işık Yayınları, İstanbul 2014, s. 39.) 122 DİYANET İLMî DERGİ CİLT: 51 SAYI: 1 OCAK-ȘUBAT-MART 2015 Ayetin bu kısmında, birincisi,(ر أ ي ن ه ) ikincisi ise nın (ه ذ ا) so nunda yer alacak şe kilde, sadece iki adet sekte mevcut olmasına rağmen, ses anlam ilişkisinin en üst düzeyde korunabilmiş olduğunu görmekteyiz. Özellikle beş eliflik meddin arkasından gelen ilk sekte, tam bir erkek güzeli olan Hz. Yûsuf (a.s.) u bir anda karşılarında gören Mı sır lı kadınların, meyve soydukları bıçaklarla ellerini kestiklerinin farkına varama yacak derecede âdeta çarpıldıklarını canlı bir sahne hâlinde tas vir etmektedir. Öyle ki, kadınların bu şaşkınlıkları, bütün gözler Yûsuf (a.s.) un cema line odaklan mışcasına devam etmekte ve ikinci bir sekte ile daha da pekiştirilip son bul maktadır. Nitekim Kâri Mustafa İsmail in tiz bir rast perdede devam ettiği okuyuşunda ayetin bu kısmına ulaştığında, sesini daha da tizleştire rek, sekte vechini: Felemmâ raeynehûûûûû s ekber nehû.. şeklinde icra etmesi, Yûsuf (a.s.) un onu görmeye gelen kadınların bulunduğu odaya girmesiyle salona âdeta bir ölü sessizliği çöktüğünü ve bu harika güzellik karşısında kadınların bir ara nefesleri kesilir gibi olduğunu sergi lemektedir. 9 II. Âsım Kıraatinin Hafs Rivayetine Göre Kur an-ı Kerim de Sekte ve Sektenin Kur an ın Yorumundaki Rolü Âsım (ö. 127/745) kırâatının Hafs (ö. 180/796) rivayetine göre; Kur an-ı Ke rim de caiz ve vacip olmak üzere iki ayrı sekte durumu söz konusudur. Vacip olanlardan dört yerde sekte yapılır. 10 Bu sektelerden ikisi elif, diğer ikisi de sü kûn üzere icra edilir. الحمد لله الذي أنزل على عبده الكتاب ولم) arasında; -1 Kehf suresinin.1 ve.2 ayetleri içi- Hamd O Allah a mahsustur ki kuluna kitabı indirdi ve onun (يجعل له عوجا ق ي ما ل ي نذ ر ب ا سا ش د يدا م ن ل د ن ه و ي ب شر ال م و م ن ين ال ذ ين ي ع م ل ون ) koymadı. ne tutarsız hiçbir şey nez- Dosdoğru bir kitap olarak gönderdi. Ta ki Kendi (ال صال ح ات أ ن ل ه م أ ج را ح س نا dinde inkârcılar için hazırladığı şiddetli azabı bildirerek onları uyarsın. Makbul ve güzel işler yapan müminleri de ebediyyen içinde kalacakları güzel bir mükâfatla müjdelesin ve ta ki Allah evlat edindi diyenleri uyarsın. Bu iki ayetin ق ي ما ) ve ا (ع و ج kelimeleri arasında vakf yaparak durmak daha doğrudur. Ancak sekte de yapılabilir. Hafs rivayetine göre sekte şu şekilde 9 Necdet Çağıl, Kur an ın Belagat ve Fonetik Yapısı, İlahiyât, Ankara 2005, s Ebû Muhammed Abdulhak İbn Atiyye (ö. 542), el-muharreru l-vecîz tefsîru ibn Atiyye, Dâru l-kutubi l- İlmiyye, Beyrut 1422, III, 494. 123 yapılır: ا) (ع و ج kelimesindeki tenvin, elif e çevrilir ve medd-i tabî yapılarak elif üzerinde nefes almadan kısa bir süre durulup ي ما ) (ق kelimesine geçilir. 11 Her iki ayetin sekteli olarak okunduğunda sektenin mana ile ilişkisini nasıl yansıttığı daha net olarak görülecektir. Zira sekte ilk ayetin fasılasında yer alan ا) (ع و ج tutarsızlığın ikinci ayetin başında yer alan ي ما ) (ق eğrisi büğrüsü, yanlışı ve çelişkisi bulunmayan dosdoğru ile birlikte tevehhüm edilmemesine yol açmaktadır. Diğer bir tabirle yapılan sekte bir sonraki ayetin ilk kelimesi olan dosdoğru anlamındaki kelimenin eğrilik anlamındaki (ve üzerinde sekte yapılan) kelimenin sıfatı olabile ceği vehmini bertaraf etmektedir. 12 Çünkü bu onun sıfatı olmayıp (له) zamirinin mercii olan kitab ın hâlidir. 13 Yani O kitabı dosdoğru kitap olarak kılmıştır, anlamındadır. Burada sekte ile yapılan vurgu bazı sahabilerin ellerindeki Mushaflarda bı- Allah (c.c.) Kur an da herhangi bir tutarsızlık «ولم يجعل له عوجا لكن جعله قيما» rakmamış, onu eksiksiz dosdoğru yapmıştır, şeklinde açıklama ile daha net olarak ortaya konmuştur. 14 Dolayısıyla ayetin manasının yanlış anlaşılma ihtimali önlenerek kastedilen mana özellikle vurgulanmış olur Diğer bir tabirle birinci kelimenin sonundaki tenvinli elifi ivecen diye okunmasının ardından bir elif miktarı nefes almadan sessizce beklenip ikinci kelime kayyimen kelimesini okuma şek linde yapılır. Ebû Amr Osman b. Saîd Dânî (ö. h. 444), et-teysîr fi l-kırâati s-seb, Daru l-kutubi l-arabi, (nşr. Otto Pretzl), İstanbul1930,.s 156 حفص عوجا يسكت على الا لف سكتة لطيفة من غير قطع ولا تنوين ثم يقول قيما) ;(قرا Câmiu l-beyân قرا عاصم في رواية حفص (عوجا)الكهف ١ يسكت سكتة لطيفة من غير قطع ولا تنوين ثم يقول) ;599.s fi l-kıraâti s-seb i -l-meşhûre, fi l- el-iknâ ;((قيما)... ثم ينقل رواية الاشناني عن حفص عن عاصم انه كان يقف على عوجا ثم يبتدئ قيما في القطع والوصل جميعا. kıraâti s-seb li ibni l-bâziş (ö. h. 540), بوقفة لطيفة من غير قطع ولا تنوين حفص) (عوجا Ayrıca bkz. Ebû Muhammed el-endelusî İbn Atiyye, el-muharreru l-vecîz, tefsîru ibn Atiyye, Dâru l-kutubi l-ilmiyye, Beyrut 1422, III, 494; en-numani, Ebu Hafs Siracuddin (ö. 775), el-lubâb fî ulûmi l-kitab, Dâru l-kutubi l-ilmiyye, Beyrut 1419, XII, Ebû l-abbas Şihabuddin el-halebi (ö. 756), ed-durru l-masûn fi ulûmi l-kitâbi l-masûn, Dâru l-kalem, Dımaşk, VII, 434; Ebu Hafs Siracuddin en-numani (ö. 775), el-lubâb fî ulûmi l-kitab, Dâru l-kutubi l- İlmiyye, Beyrut 1419, XII, Mahmud b. Hamza el-kirmâni (ö. 505), Garâibu t-tefsîr ve acâibu t-te vîl, Dâru l-kıble, Beyrut ts., I, 647. Nahivciler, ayetteki kayyimen kelimesinin mansub oluşu hususunda belirttiğimiz hal olması dışında farklı görüşlerde de bulunmuşlardır. Keşşaf Sahibi şöyle der: Bu kelimeyi, kitap lafzının hâl i saymak caiz değildir. Çünkü ifadesi, enzele fiilinin üzerine ma tûftur. Binâenaleyh bu ifade, ellezî sıla edatını takip edenlere dâhildir. Dolayısıyla kayyimen keli mesini kitap tan hal saymak, sıla cümlesinin bir parçası ile hal ve zil-hâlin arasını ayırmış ol mayı gerektirir ki bu caiz değildir. Bu caiz olmayınca bu kelimenin, mukadder bir fiil ile mansub olması gerekir ve takdiri Ve Allah o Kur an ı dosdoğru kıldı şeklindedir. Isfehânî şöyle der: Bizim bu husustaki kanaatimiz şudur: Ayetteki ifadesi birinci hal, kayyimen ifa desi de ikinci hal dir. Bu ikisi birbiri peşinde olan iki hal dir. Buna göre kelamın takdiri, O, kuluna kitabı, ona bir eğrilik kılmaksızın ve dosdoğru olarak indirdi şeklinde olur. Haili l- ukad kitabının sahibi es-seyyid şöyle der Ayetteki kayyimen kelimesini ifadesinden bedel kılmak da müm kündür. Çünkü bu cümlenin manası, Allah onu eğrisiz yani dosdoğru kıldı demektir. Buna göre sanki Allah kuluna o kitabı indirdi ve onu kayyim yani dosdoğru kıldı denilmiştir. (Fahruddin Râzi, Mefâtîhu l-gayb, Dâru İhyâi t-türâsi l-arabi, Beyrut 1420, XXI, 423; Fahruddin Râzi, Tefsîr-i kebîr, (trc. Suat Yıldırım, Lütfullah Cebeci, Sadık Kılıç, Sadık Doğru), Akçağ yay., Ankara 1993, XV, 97.) 14 Ebû Muhammed İbn Atiyye el-endelusî, el-muharreu l-vecîz, tefsîru ibn Atiyye, Dâru l-kutubi l- İlmiyye, Beyrut 1422, III, 495. Ayrıca bkz. Ebû l-abbas Şihabuddin el-halebi (ö. 756), ed-durru lmasûn fi ulûmi l-kitâbi l-masûn, VII, Ebû Hayyan Muhammed el-endelusi, el-bahru l-muhit, Dâru l-fikir, Beyrut 1420, VII, 136. 124 DİYANET İLMî DERGİ CİLT: 51 SAYI: 1 OCAK-ȘUBAT-MART Yâsîn suresi.52 ayetinde; ياويلنا من بعثنا من مرقدنا) (قالوا yani م ر ق د ن ا هذا) (م ن kelimelerinde yapılır. 16 Hafs rivayetine göre sekte şu şekilde yapılır: Birinci kelime مرقدنا) (من okun- (هذا) duktan sonra ses ve nefes bir elif miktarı kesilip ardından ikinci kelime keli mesini okuma şeklinde yapılır. (مرقدنا) bu işaret edatının (هذا) Burada sektenin hikmeti daha sonra gelen yattığımız yer ifadesinin sıfatı olduğu sanılmasın diyedir. Zira o sıfat değil, yeni bir cüm lenin başlangıcıdır. 17 Sekte yapılmasaydı meleklerin ve kâfirlerin sözü birbirinden ayrılmamış olurdu. Yani sekteden önce ( م ر ق د ن ا ) kelimesi ile kâfirlerin sözü sona ermiş olup, sekteden sonra (ه ذ ا) kelimesi ile de meleklerin sözleri başlamaktadır. Dolayı sıyla bu iki sözün farklı şahısların söylenmiş olmasının açıkça vurgulanması maksa dıyla sekte yapılmış olur. 3- Kıyâme suresinin 27. ayetinde geçen ( ق يل م ن راق (و Tedavi edebilecek kim? denildi (denilecek) cümlesinde sekte yapmak daha doğrudur. Fakat geçiş de yapı labilir. Hafs rivayetine göre sekte şu şekilde yapılır: م ن ) (ق يل deki nûn harfi üzerinde durulur, nefes almadan kısa bir süre ses kesilip, sonra ( (راق kelimesine devam edilir. 18 Burada sekte yapmanın gerekçesi (م ن ) harfini ardından gelen ( (راق kelimesinden ayrı bir kelime olduğunu fark ettirmektir. 19 Bu, sonraki kelimeyle birlikte mübalağa sigası olarak fe al vezninde tek bir kelime değildir. Sekte yapılmasaydı idğâm-ı bilâ gunne olarak anlamı değişmiş olacaktı. Zira burada iki ayrı kelime vardır ve ( راق (م ن tedavi eden kimdir? demektir. Eğer idğam yapılırsa, iki ayrı kelime tek kelime hâlinde ( (م راق olur ki manası çorbacı demektir. 16 Bkz. Ebû Muhammed İbn Atiyye el-endelusî, el-muharreu l-vecîz, tefsîru ibn Atiyye, Dâru l-kutubi l- İlmiyye, Beyrut 1422, III, 494; Nâsuruddin Ebu Said Muhammed el-beydâvi, Envâru t-tenzîl, tefsîru l- Beydâvi, Dâru İhyâi d-turâsi l-arabi, Beyrut 1418, IV, 270; Ebu Hafs Siracuddin en-numani (ö. 775), a.g.e., XII, 417; es-seâlebi, Ebu Zeyd Abdurrahman (ö. 875), el-cevâhiru l-hisan tefsîru s-seâlebi, Dâru İhyâi t-türâsi l-arabi, Beyrut 1418, III, Ebu l-abbas Şihabuddin el-halebi (ö. 756), ed-durru l-masûn fi ulûmi l-kitâbi l-masûn, VII, 435; Ebu Hafs Siracuddin en-numani, a.g.e., XII, kelimesi rukye kökünden Arapça da, birisi bir şey vasıtasıyla hastanın şifa bulmasını istedi ğinde (راق ) denilir. Nitekim Seni Bismillah diyerek, Allah ın yüce adına dayanarak tedavi ediyorum denilir. Bu izaha göre, bu sözü söyleyen kimseler, ölümle yüz yüze bulunan o insanın etrafında bulunanlar olmuş olur. Buna göre, bu soru, istifhâm-ı takriri olabilir. Buna göre onlar sanki o hasta için, onu bundan kurtaracak, ona okuyup üfleyecek bir doktor bulmayı arzulamış olurlar. Bu sorunun, istifham-ı inkârı (olumsuzluk ifade eden bir soru) olması da muhtemeldir. Nitekim bir kimse ümitsizliğe düştüğünde, Ölümle yüzyüze kalan bu insanı, kim bundan kurtarabilir? der. Fahruddin er-râzi, Tefsir-i kebir mefâtihu l-gayb, Akçağ Yayınları, Ankara 1988, XX, 310; Ebu l-abbas Şihabuddin el-halebi (ö. 756), ed-durru l-masûn fi ulûmi l-kitâbi l-masûn, X, 580; Ebû Hafs Siracuddin en-numani, a.g.e., XIX, Muhammed Seyyid Tantâvi, et-tefsîru l-vasît, Dâru Nahdati Mısır li t-tibâa, Kahire 1998, XV, 206. 125 Elmalılı burada yapılan sektenin hikmeti hakkında şunları nakleder: Burada bir sekte ile okunur ki, bunda lafız ve mana itibarıyla iki nükte vardır. Birincisi, sekte yapılmadığı takdirde nûn harfinin râ harfi ile birlikte ğunnesiz olarak idğam yapılması durumunda lafız merrâk hâlini alır ki, manası çorbacı demektir. Sekte ile bu karışıklığın önüne geçilmiş olur. İkincisi de bu anın, nefesin kesildiği bir durma ve nefes almama anı olduğuna dair bir uyarı olur. 20 Oysa ayette rukiyye/okuyup üfleyerek son müdahaleyi yapacak ve böylece ölümle yüz yüze kalan kimseleri son nefesini verirken kurtaracak birinin olup olmadığından bahsedilmektedir. (كلا بل ران على قلوبهم ماكانوا يكسبون) -4 Mutaffifîn suresi.14 ayetinde geçen yapı- cümlesinde sekte yapmak daha doğrudur. Fakat geçiş de (ك لا ب ل ران ) labilir. Hafs rivayetine göre sekte şu şekilde yapılır: لا ب ل ) (ك Hayır anlamındaki (ران ) lâm harfi üzerinde durulur; nefes almadan ses kısa bir süre kesilir ve kelimesinden devam edilerek okunur. 21 Ayette yer alan sekte, sükûn üzerine olup ayet ortasında ve durak olmayan bir yerdedir. Bu şekilde yapılan sekte ile bilakis anlamındaki (بل) lafzı ile hemen ardından gelen ve pas tuttu anlamındaki (ران) lafzından ayrı bir kelime olduğunu fark ettirmiş olunur. Böylelikle lâm harfinin râ harfine idğam olunma ması sağlanır. Sekte yapılmasaydı idğâm-ı mütegaribeyn olarak anlamı değişmiş olacaktı. Zira burada iki ayrı kelime vardır ve ران ) (ب ل pas tuttu demektir. Eğer idğam yapılırsa, iki ayrı kelime tek kelime hâlinde ب ران ) ) olur ki manası küpçü demektir. Burada okunurken lâm harfi râ harfine idgam olunmamak için Hafs rivayetinde lâm harfinin üzerinde hafif bir sekte yapılarak okunur ki reyn lafzının manasındaki kapalılığa aç
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks