Please download to get full document.

View again

of 48
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

Halkların Köprüsü Derneği 2014 yılında asıl olarak halklar arasında eşitlik ve özgürlük temelinde kamusal dostluk ve dayanışma kurmak üzere

Category:

Software

Publish on:

Views: 34 | Pages: 48

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
Halkların Köprüsü Derneği 2014 yılında asıl olarak halklar arasında eşitlik ve özgürlük temelinde kamusal dostluk ve dayanışma kurmak üzere kurulmuştur, ancak kitlesel göçler nedeniyle bu alanda mültecilerle
Transcript
Halkların Köprüsü Derneği 2014 yılında asıl olarak halklar arasında eşitlik ve özgürlük temelinde kamusal dostluk ve dayanışma kurmak üzere kurulmuştur, ancak kitlesel göçler nedeniyle bu alanda mültecilerle ilgili çalışmalar yapma zorunluluğu doğdu. Tam olarak sayıları bilinmemekle birlikte Türkiye de toplam 4 milyon, İzmir ve ilçelerinde ise bin civarında sığınmacı/mülteci olduğunu düşünüyoruz. Kadifekale'de çadırda kalanların olduğunu öğrendik. İş çıkışı 2 kişi gittik ve kış günü insanların çamur zemin üzerinde naylon ile çevreledikleri bir alanda yaşam mücadelesi verdiklerini gördük. Gebe, savaştan kaçmış takipsiz bir kadın, solunum yolu enf olan, aşı öyküleri bilinmeyen ve su çiçeği lezyonu olan çocuklar, ellerinde hiçbir epikriz, ilaç öyküsü olmayan kronik hastalıkları mevcut erişkinler ile karşılaştık. Dil bilmiyorlar. Yol bilmiyorlar. Hastaneye gidecek paraları yok. Sağlık güvenceleri yok. Olası tedavi önerilerini karşılayacak bütçeleri yok. Çadırda kalan ailelerin dışında biraz daha önce gelmiş ''ev'' lerde yaşayan başka aileler de olduğunu gördük. Neler yapabileceğimizi düşündük... Gördüklerimizi raporlaştırdık. Aile Hekimleri'ne ulaşılması ve bir kılavuz oluşturmak için Ege Üniv. Halk Sağlığı ABD ve TTB ODDSH komisyonundan hekim arkadaşlarımız ile durumu paylaştık. İlk toplantı: Kasım 2014 İzmir'de kamuda ve serbest çalışan bir grup dr, diş hekimi, tıp, diş hekimliği ve eczacılık öğrencisi, hemşire, sağlık teknisyeni, eczacı biraraya geldik. Özerk çalışan sağlık komisyonunu kurduk. Daha önce böyle deneyimlerimiz olmamıştı. Saha taramalarına devam etmeye, gördüklerimizi, yaptıklarımızı raporlamaya, ilgililer ile paylaşmaya karar verdik. Derneğimizde içinde hekim, hemşire ve sağlık çalışanlarından oluşan yaklaşık 150 kişilik sağlık grubu, saha taramaları için saha/sokak grubu ile Arapça ve Kürtçe çevirmenlerden oluşan tercüman grubu var. Bu ekiplerle çok sayıda ve çok farklı bölgelerde saha ve sağlık taramaları yaptık. Bu çalışmaların öncesinde TTB nin Olağan Dışı Durumlarda Sağlık Hizmeti ekibinden bize eğitim vermelerini talep ettik. Her hafta bir ya da iki gün saha çalışması yapıyoruz, gıda, hijyenik malzeme dağıtımı ya da sağlık taraması yapıyoruz. Saptadığımız hastaların tedavileri ile ilgileniyoruz. Hastaneye tercümanla götürülmeleri, ilaçların sağlanması vb. gibi. Ciddi sağlık sorunları olan hastaların ameliyat organizasyonlarını üstlendiğimiz oldu. Mülteciler geri gönderileceklerini düşündüklerinden veya sürekli bir göç hareketliliği olduğu için Aile Hekimliği sistemine kayıt olup sağlık hizmeti alamıyorlardı. Bu nedenle yoğun olarak yaşadıkları yerlerde Suriyelilere hizmet vermek üzere İl Sağlık Müdürlüğü ne Suriyeli poliklinikleri açılmasını önerdik ve bu gerçekleşti. Bu polikliniklerde tercümanlar görevlendirildi. Yine İl Halk Sağlığı Müdürlüğü ile aşılama çalışmalarına katıldık, tercüman desteği verdik. Aşı ile ilgili Arapça ve Kürtçe bilgi broşürleri dağıttık. Bu çalışmaları sadece sağlıkçıların yaptığı sanılmasın. Hekimler var tabi aramızda ama her meslek grubundan ve her sosyal kesimden insanlar emek veriyor. Müzisyenler, tiyatrocular, avukatlar, öğretmenler, öğrenciler, işçiler akademisyenler katıldı aramıza... BİZ KİMİZ? Biz kendimizi bir sivil toplum örgütünden çok bir dayanışma grubu olarak tanımlıyoruz. Siyasi olandan uzak durmuyoruz! Çünkü yaşam ile siyaseti birbirinden koparmıyoruz ve yaşamdan yana tavır alıyoruz. Gönüllülükle, çıkar beklemeden ortaya koyduğumuz kollektif emek ile, toplumdaki birbirinden nefretin, korkunun ve yalnızlaşmanın üstesinden gelmeyi, çatışma gütmeyen, ötekine karşı konumlanmayan dostça bir siyaseti, dostça bir yaşamı; kamusal dostluğu yeşertmeye çalışıyoruz. Türkiye nin büyük bir mülteci göçü ile karşılaşması ve İzmir in kitlesel göç merkezi haline gelmesi nedeniyle mültecilerle ilgili çalışmalar yapmaya başladığımız günden bu yana, karşımıza çıkan, ulaştığımız hiç bir mülteciye arkamızı dönmedik. 100 bin mülteciye dokunduk hasta mülteciyi muayene ve tedavi ettik. Bizim derneğimiz BM ya da AB için projeler hazırlamıyor. Projeciliğin yarı profesyonelliğe yol açtığını; amatör ruhu ve gönüllülüğü engellediğini düşünüyoruz. Gönüllülük bizi pazar ilişkilerinden, ürettiğimiz hizmetin pazar nesnesi olmasından, alınır satılır olmasından koruyor. Devlet (ler)den, ulusal ya da uluslararası hiçbir kurumdan nakdi yardım kabul etmiyoruz. Bağımsız ve sorgulayıcı bir pozisyonu korumayı önemsiyoruz. Gönüllülerin küçük bağışları ve üyelerin aidatları ile işlerimizi yapıyoruz. Yardım değil Dayanışma Yardımseverlik/hayırseverlik yerine dayanışmaya inanıyoruz. Hatta yardımseverliğin zararlı olduğunu düşünüyoruz. Zira, yardımseverlik, kişiseldir, geçicidir. Zayıf ve yoksulu bağımlı kılan ortamın oksijenidir. Varsıl ve güçlünün keyfine bağlıdır. Her zaman en doğru şekilde kullanılmayabilir. Ortak sosyal, ekonomik, politik kararlılığın ve kamu çıkarının yerini alamaz. Ancak, tamamlayıcı olabilir. Bu yüzden bütün gücümüzle kamu otoritelerini görevlerini yapmak üzere harekete geçirmeye çalıştık. Yaptığımız her saha ve sağlık çalışmasını rapor halinde valiliğe, il sağlık müdürlüğüne, il halk sağlığı müdürlüğüne, AFAD a götürüp kayda geçirdik. Dilekçe yazdık! Yüzyüze görüştük Sokağın bilgisini üretmek, kamuoyunu doğru bilgilendirmek ve bilgiyi demokratikleştirmek için çaba gösterdik. Dayanışma ezilenlerin nezaketidir Dayanışma hak temelli mücadeleye kabildir. Dayanışmak, sağlık hizmeti vermekten, gıda ve giysi dağıtmaktan ibaret değildir, dayanışmak mültecileri de içine almak, onlarla birlikte hareket etmektir. Mültecileri çaresiz mağdurlar olarak görmemek, onların sesini ve siyasetini desteklemektir. Onların öncülük ettiği hak arama eylemliliğine katılmak demektir. Mültecilerin kendi adına konuşmalarına imkan sağlamaya çalışmaktır. Devlet(ler)in dikey siyasetine angaje olmamaktır. Yaptıklarının siyasi sonuçlarını sorgulamaktır. Biz, dayanışmayı insanlığın en eski ve en değerli kurumu olarak görüp, ezilenlerin nezaketi olarak benimsiyoruz Asıl sorun göç değil savaşlardır! Savaş, kapitalist üretim ilişkilerinin sonucunda ortaya çıkan ve küresel emperyalizme içkin bir olgu olarak sürekli yeniden üretilen olağan dışı bir durumdur. İnsan eliyle üretilir ve çok geniş kitleleri etkileyerek doğa ve insanlar üzerinde onarılması imkânsız tahribatlar yaratır. Göçleri bir trajediye dönüştüren savaştır. Bugün yaşanan göçün temel kaynağı; yıllardır Ortadoğu da, Afrika da, Asya da süren ve son olarak da Suriye de büyüyen savaş yüzünden yerinden edilmiş milyonlarca insandır. Bu yıl bu sayı 60 milyona ulaştı; Dünya genelinde her 122 insandan biri zorla yerinden edilmiş durumda! Göç doğal ve durdurulamaz bir fenomendir Dünyanın bu bölgelerindeki politik kargaşa ve savaşlar yüzünden ortaya çıkan göç Batı için aslında yeni bir durum değildir Bahar ından bu yana göç eden insanların sayısının artması ve Suriyelilerin Doğu Akdeniz rotası ile Avrupa ya ulaşmaya başlamaları Avrupa kamuoyunun durumu nihayet görmesine yol açtı ve ciddi bir panik ortamı oluştu. Suriyeli mültecilerin durumu BM tarafından günümüzün 'büyük insanlık trajedisi' olarak tanımlandı! Bu büyük insanlık trajedisi aynı zamanda açık bir gerçeği ortaya çıkardı: BM, AB ve üye devletler, durumla başa çıkmada güçsüz ve isteksizlerdi, panik ve korkuyla ve mültecilerden çok kendi öncelikleri ile hareket ettiler. Oysa, insanlık tarihine baktığımızda göçün bir anlamda durdurulamaz ve kaçınılamaz doğal bir fenomen olduğunu, Avrupa tarihinin göçler tarihi olduğunu, yakın zamanda ABD nin göç ile kurulduğunu hemen hatırlayabiliyoruz. İnsan her zaman göç etmiştir, bu yeni bir şey değildir. Tarih bize göçün çok kültürlü toplumların oluşmasını sağladığını göstermektedir. Yan yana yaşayan çok sayıda kültürün olması mümkündür. Göçü siyasi ve sosyal olarak kontrol edilemez hale getiren ve bir trajediye dönüştüren savaşlardır Göçmen mi? Mülteci mi? AB, Yunanistan a ulaşan mültecileri Türkiye ye geri gönderiyor. 500 kişi ulaştı. Ay sonuna kadar bu rakam 3000 e, yıl sonuna kadar e ulaşacak. Sözde yasadışı geçmiş ekonomik göçmenleri geri gönderiyorlar Bu kategorik ayrımın gerçekle bir ilişkisi yoktur! Bugün milyonlarca insan doğrudan can güvenliği tehdidi altında olmasa da evi, iş yeri bombalarla yıkıldığı için, işsiz kaldığı için, ırkı, dini, mezhebi yüzünden iş bulamadığı için yollardadır. Afganistan 10 yıldan uzun süre ekonomik ve politik kargaşa içindedir. Son dönem Taliban aktiviteleri bu yıl 5000 sivil insan kaybına yol açmıştır. Bugün Suriyelilerden sonra dünyadaki en büyük mülteci kitlesi resmi rakamlara göre 2.6 milyon kimi verilere göre 5 milyon Afganlardır dan bu yana Afgan mülteci Avrupa ya geçmiş durumdadır. Irak ta IŞID, Eritre de Isaias Afewerki rejimi, Nijerya da Boko Haram yüz binlerce kişinin mülteci olmasına sebep olmuştur. Büyük insanlık trajedisine Avrupa nın yanıtı Avrupa ülkelerinin temel kaygısı göçmen akınını kontrol altına almak oldu. Örneğin Macaristan, Sırbistan ile arasına 175 km uzunluğunda tel örgü döşedi. Macaristan bugün pek çok mülteci barındırıyor ve maalesef bazı Macarlar bu nedenle ülkelerini terk etmeyi düşünüyor Bu atmosfer Macar milliyetçileri için temel argüman haline geldi ve mülteciler aleyhine kullanılıyor. Bu durum sadece Macaristan a özgü değil bütün Avrupa da Avrupa merkezci bir reaksiyon oluştu ve mültecileri düşünen bir perspektif geliştirilemedi. Sınırların militarizasyonu Yunanistan Aralık 2012 de Türkiye ile arasına 4 m. yüksekliğinde 10.5 km lik tel örgü oluşturdu. Termal kameralar yerleştirdi. Peki ne oldu? Mülteciler gittikçe artan sayıda denemede bulunarak Doğu Ege adalarına ulaşmak için rotalarını değiştirdi Diğer bir değişle, 2012 de örülen tel örgü ve Meriç nehri nin oluşturduğu doğal bariyer ve 2012 Ağustos ta başlayan Yunan hükümetinin Aspida adını verdiği sınır kontrol operasyonu (1800 sınır polisi) mülteci ve göçmenleri Avrupa ya ulaşmak için Doğu Akdeniz rotasına itti 2013 Kasım ında, Bulgaristan hükümeti Türkiye sınırına 3 m yüksekliğinde 33 km uzunluğunda jiletli teller içeren duvar ördü yılında bu tel örgüyü 130 km daha uzattı. the West and the Rest Küresel kapitalist ekonominin, göçü desteklediğini unutmayalım; küresel kapitalist ekonomi ikili iş gücü piyasası yaratarak ucuz göçmen emeğini üretim için kullanmaktadır. ABD ve Avrupa devletlerinde ucuz ve güvencesiz kayıt dışı bir göçmen emek pazarı on yıllardır kurumsallaşmış durumdadır ve engellenmemektedir. İnsan kaçakçılığı bu çerçevede ortaya çıkan bir iş koludur ve kayıt dışı sınır geçişi ile kayıt dışı emek pazarı bağlantılıdır. Şu çok açık olarak anlaşılmalıdır: Dünyaya dayatılan Batı ve gerisi ( the West and the Rest ) şeklindeki ekonomi-politik anlayış, bugün Afrika ve Ortadoğu da yaşanan kargaşa ve vahşetin sebebidir ve mülteci krizi bu gerçeklikle ele alınmak zorundadır. Neoliberal kapitalizm, küresel güney ile kuzey arasındaki eşitsizliği çok ciddi biçimde arttırmış, küresel güneyin toplumsal yapılarının çok kırılganlaşmasını sağlamıştır. Suriyeliler başta olmak üzere çok farklı coğrafyalardan, ülkelerden ve etnik kökenden insanlar çaresizlik yüzünden daha iyi bir hayatı Avrupa da aramaktadırlar. Türkiye deki geçici koruma rejimi bir tür rehine durumudur! Türkiye savaştan kaçan Suriyelilere üç maddeden oluşan geçici koruma çatısı sağlamaktadır: Tüm Suriyeliler için açık kapı politikası, sınır dışı etmemek ve Türkiye'de sınırsız kalma hakkı. Kuşkusuz bunlar çok önemlidir. Ancak, geçici korumadan yararlanan Suriyeliler, Türkiye de mülteci statüsü için başvuru hakkına sahip değiller. Türkiye, Avrupa dışından gelen sığınmacılara hukuki mülteci statüsü vermeyi reddederek onları sahip olmaları gereken haklardan mahrum etmekte ve sadece kayıtlı sığınmacı statüsünde tutmaktadır. AB ye tam kabul edildiği taktirde coğrafi sınırlamayı kaldıracağını belirtmiştir. Oysa bugün bu diplomasinin iflas ettiği 3 milyondan fazla mülteci ile ortadadır. Geçici koruma rejimi mülteci kabul etmemek için dünyanın ürettiği yeni bir araçtır; meşruiyeti tartışmalıdır. Sığınmacıları bir tür rehineye dönüştürmektedir. Türkiye de geçici koruma rejiminde, Suriyelilere sonunda ne yapılacağına Bakanlar Kurulu nun karar vereceği yazılıdır. Böylelikle milyonlarca insanın kaderi bir politik iradeye bırakılmıştır. Bu nedenle Suriyelilerin geleceği belirsizdir. Bir gün geri gönderilmeleri ya da bir tampon bölgeye yerleştirilmeleri ya da kendilerine vatandaşlık verilmesi gibi pek çok seçenek politik gelişmelere bağlıdır. Aslında Suriyeliler mülteci olarak tanımlanabilselerdi kendilerine sunulan hizmetleri hakları olarak alacaklardı, daha çok hakka sahip olacaklar ve hakları uluslararası hukukun korumasında olacaktı.. Suriyeliler her gün sınır dışı edilme ya da tampon bölgeye yerleştirilme korkusu ile karşı karşıyadır. Geleceğe dair belirsizlik; geleceksizlik onları Ege Denizi ne ölüm yolculuğuna itmektedir. AB-Türkiye geri gönderme anlaşması resmi insan kaçakçılığıdır; insan haklarına aykırıdır AB için sınırları kapatarak mültecileri ölüm yolculuğuna itmek yetmedi, insanların denizlerde ölmeleri yetmedi şimdi de umudu öldürmek istiyorlar. AB bu anlaşma ile mültecileri yaşamları için mücadele etmekten vazgeçirmeye, onları felç etmeye çalışıyor. Bugün burada insanlık, canlarından başka hiçbir şeyleri olmayan çıplak insanların yaşam umudu ile AB'nin bencilliğinin, siyasi hesaplarının çatışmasına sahne oluyor. Bunu asla unutmayınız! Bu anlaşma tarihe bir utanç anlaşması olarak geçecek! AB nin kiralık açık hava hapishanesi: Türkiye! Geri gönderme anlaşması soruna çözüm getirmekten uzaktır. Son zamanlarda Türkiye den geçişler zorlaşınca mülteciler İtalya yolunu kullanılmaya başladılar. Anlaşmadan hemen sonra Somalili 500 mülteci İtalya ya gitmeye çalışırken batan teknelerde öldü Geri gönderme anlaşmasının asıl amacı mültecilerin Avrupa ya dair, yani insan haklarına dair morallerini yıkmaktır. Yani insanlığı, insana dair mücadele azmini, umudu yok etmektir. Türkiye yi bir açık hava hapishanesi olarak kiralamaktır. Geri gönderme anlaşması hukuka aykırıdır Aralarında BM Mülteci Yüksek Komiserliği nin de bulunduğu bütün saygın insan hakları örgütleri anlaşma hukuka aykırıdır diyerek anlaşmanın parçası olmayacaklarını açıkladılar. Zira, Türkiye 1951 Mülteci Sözleşmesi ile 1967 New York Ek Protokolü ne getirdiği coğrafi çekince nedeniyle, Avrupa dışından iltica talebinde bulunanların mülteci olarak kabul edilebildiği bir ülke değildir. Yani bu insanları Türkiye ye geriye yollamanın hiç bir hukuki dayanağı yoktur Bu bir mülteci krizi değildir! Bu, en zenginlerin en yoksullara karşı yürüttüğü kirli bir savaştır! Kendi ulus devletinin temel yurttaşlık haklarından mahrum olduğu gibi, uluslararası karar alıcı örgütler tarafından da insan haklarından mahrum bırakılmış; tüm uluslar ailesinden dışlanmış, haklara sahip olma hakkından mahrum bırakılmış bu insanlar topluluğuna karşı başta AB olmak üzere emperyalist devletler kirli bir savaş yürütüyor, Frontex ile NATO gemileri ile onları ölüm yolculuklarına ya da savaş, çatışma alanlarına sürüyorlar. Yaşamalarına izin vermiyorlar. Koşulsuz konukseverlik Halkların göçmenlere ve mültecilere yönelik etik anlayışı, ulus devletlerin konjonktürel siyasetini ya da uluslararası hegomonik güçlerin/kurumların kısıtlamalarını aşacak biçimde bir konukseverlik; koşulsuz konukseverlik olmalıdır. Mutlak ve koşulsuz konukseverliği savunarak, göçmenler, mülteciler, ezilenler ve ötekiler ile var olan siyasi ve hukuki düzenlemeleri aşan bir ilişkiye dair niyetimizi ortaya koyuyor ve bu insanları ezen, sömüren her türlü sınırlandırmalara karşı mücadele yolunu açmış oluyoruz. Göçmenlere, mültecilere koşulsuz olarak hoş geldiniz diyoruz! Vatandaşlık Her türlü haktan mahrum kalmış bu insanların haklara sahip olma hakkı, yaşadıkları topluma itilip kakılmadan, sindirilip yutulmadan katılma hakkıdır, yani aslında siyaset yapma hakkına sahip olma hakkıdır. Bu da uluslararası düzlemde mülteci statüsünü ve konuk olunan ülkedeyse vatandaşlık hakkı elde etmeyi gerektiriyor. Bu yüzden ülkemizdeki göçmen ve mülteciler için hem mültecilik statüsünün verilmesini hem de vatandaşlık imkanının tanınmasını talep ediyoruz. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin patronları dünya düzeninin bu yeni kölelerinden çok memnunlar: Sadece asgari ücretin altında ücret vererek patronların sağladığı yıllık kazancın 432 milyon TL olduğu, SGK primi ve kaçırılan vergi ile ekstra kazancın 1 milyar 60 milyon TL olduğu hesaplanıyor. Sağlık ve sosyal güvenceden yoksun çalışan bu işçilerin son 15 yılda Türkiyeli patronlara 12,2 milyar dolar ekstra kazanç sağladıkları bilinmektedir. Bu veriler ışığında, yoksulluğun, düşük ücretlerin, işsizliğin ana müsebbibi olarak Suriyeli emekçileri görenlere bir kere daha hatırlatmak isteriz: Bizleri bu hale düşüren, sömürü düzeninin kendisidir, Suriyeli emekçiler de, aynı bizim gibi bu eşitsiz, sömürü düzeninde çalışmak zorunda kaldılar. Onlar gelmeden önce de emeğimizin karşılığını almıyorduk, onlar gelmeden önce de iş cinayetlerinde ölüyorduk Vatandaşlık hakkı ve ayrımcılık Vatandaşlık için belli vasıflar ve beceriler taşınması ve maddi kaynaklara sahip olunması gibi sınıf temelli ayrımcılığı reddediyoruz. En çok ezilenin en çok korunma gerektirdiğini biliyor ve yoksulların, kadınların ve çocukların yanında yer alıyoruz. Vatandaşlığa en çok ihtiyacı olanlar; aşıları yapılmayan bebeklerdir, beş yıldır her türlü merdiven altı atölyelerde kaçak olarak günde saat, üç kuruşa çalıştırılan Suriyeli çocuklardır, yarı yevmiyeye tarlalarda mevsimlik işçilik yapan köylülerdir, Türkiyeli erkeklere kuma olarak satılan Suriyeli kadınlardır, ilaç alamayan kronik hastalardır, intihara sürüklenen LGBTİ'lerdir! Herkes için vatandaşlığı savunurken, asla zül haline gelmiş sınırları savunduğumuz anlaşılmasın. Tam tersine, askeri ve ekonomik savaşların ezdiği insanlar için geçirgen sınırlar anlayışını savunuyoruz. Ulusu ortak yaşamı paylaşan herkes olarak yeniden tanımlamayı, ulus kavramını genişleterek zenginleştirmeyi, ve böylelikle ulusu hep vurgulanan tekçiliğinden özgürleştirmeyi talep ediyoruz. Vatandaşlık talebimizin arkasında, başka bir dünya özlemi yatıyor. Ve bu dünyayı, herkes için istiyoruz. Son söz Suriyeliler dahil tüm yabancılara mülteci statüsü verilmelidir. İsteyenlere sınıflarına, ırklarına, ulusal aidiyetlerine, etnik kökenlerine, inançlarına, dinlerine, mezheplerine bakmadan; hiçbir ayrımcılık yapmadan ve bekletilmeden vatandaşlık hakkı verilmelidir. Avrupa ya hoş görünmek, imtiyazlar koparmak için Türkiye nin mülteci hapishanesi olmasına gönüllü olunmamalı, başka ülkelere gitmek isteyen mülteciler engellenmemelidir. Ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış Suriyelileri, Suriye sevdalarından vaz geçirmeye yönelik politikalardan uzak durulmalıdır. Türkiye de, Suriye de, hatta Orta Doğu da milyonlarca insanın kaderi, bugün Türkiye nin politikalarının insani, gerçekçi, çoğulcu ve demokratik olmasına bağlıdır. Bu savaşta mültecileri yalnız bırakmayacağız! Savaşa karşı barış diyeceğiz! Onların cesetlerinin Ege denizinde balıkçı ağlarına takılmasına seyirci kalmayacağız Sınırları açın, güvenli geçisi sağlayın diyececeğiz! Patronların elinde yeni bir etnik sınıf altı insanlar olarak sömürülmelerini izlemeyeceğiz Türkiye de dış siyasette kitlesel göç silahı olarak kullanılmalarını, iç siyasette büyük sünnileşme projesi olarak kullanılmalarını izlemeyeceğiz Mülteciler, yeni zamanın en büyük siyasi aktörüdür Göç, yeni zamanın en önemli toplumsal hareketidir/isyanıdır Madem bu bir savaş, bu savaşta mültecileri yalnız bırakmayacağız!
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks