Please download to get full document.

View again

of 28
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

İş Örgütlerinde Kontrol ve Rıza Mekanizmalarının İşleyişi: Türkiye de Çağrı Merkezleri Örneği (*)

Category:

Politics

Publish on:

Views: 60 | Pages: 28

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
YOAD Yönetim ve Organizasyon Araştırmaları Dergisi Journal of Management & Organization Studies İş Örgütlerinde Kontrol ve Rıza Mekanizmalarının İşleyişi: Türkiye de Çağrı Merkezleri Örneği (*) Control
Transcript
YOAD Yönetim ve Organizasyon Araştırmaları Dergisi Journal of Management & Organization Studies İş Örgütlerinde Kontrol ve Rıza Mekanizmalarının İşleyişi: Türkiye de Çağrı Merkezleri Örneği (*) Control and Consent Mechanisms in Work Organizations: The Case of Call Centers in Turkey Sibel Doğanay (**) Özet Ekonomi-politik bir perspektifi merkeze alarak yola çıkılan bu çalışmanın amacı, çağrı merkezlerinde hangi kontrol ve rıza dinamiklerinin ortaya çıktığını araştırmaktır. Çalışmanın temel kuramsal çerçevesi genel olarak eleştirel kuram ve eleştirel yönetim yazınına, spesifik olarak da emek süreci kuramına dayanmaktadır. Çalışmada esas alınan eleştirel bakış açısı, doğası gereği farklı tipte baskı ve rıza süreçlerine odaklanmayı gerektirmiştir. Buna uygun olarak alan araştırmasında nitel yaklaşım uygulanmış, dolayısıyla veriler derinlemesine görüşme ve gözlem yoluyla toplanmış ve içerik analizi ile yorumlanmıştır. Çalışmanın bulguları, doğrudan kontrol, teknik kontrol ve bürokratik kontrol unsurlarının yanı sıra, güvencesiz çalışma koşullarının, çağrı merkezlerinde baskı ve rızaya zemin hazırlayan en belirgin dolaylı kontrol unsurları haline geldiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Kontrol, rıza, emek süreci kuramı, eleştirel yönetim çalışmaları, çağrı merkezleri Abstract The aim of this study, putting economic-political perspective in the center, is to reveal which control and consent dynamics appear in the call centers. The theoretical framework of the study is built on critical theory and critical management studies in general, and labor process theory in particular. The critical perspective adopted in the study necessarily required to focus on the oppression and consent processes. Consistently, qualitative approach was conducted in the field research, (*) Bu çalışma yazarın yüksek lisans tezinden üretilmiştir. (**) Akdeniz Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü, 07058, Antalya. Cilt / Volume 1 Sayı / Issue 2 Ekim / October 2016 Sayfa / Pages Sibel Doğanay and thus data were collected through in-depth interview and observation, and interpreted with content analysis. Findings of the study showed that, precarious working conditions as well as direct control, technical control, and bureaucratic control turn out to be the most obvious indirect control methods that pave the way for the oppression and consent in the call centers. Keywords: Control, consent, labor process theory, critical management studies, call centers Giriş Yönetim ve örgüt bilimleri alanında hakim olan anlayış örgütleri rasyonellik ve verimlilik çerçevesinde analiz etmektir. Yönetici-çalışan-müşteri gibi paydaşları içinde barındıran ve ortak bir amaç doğrultusunda yönetildiği ifade edilen iş örgütleri, bireyi sürekli kontrole maruz bırakan, birbirleriyle mücadele eden sosyal güçlerin toplandığı yerlerdir (Thompson ve McHugh, 1995). Ana akım yönetim anlatısında göz ardı edilen nokta işletmelerin, içinde yer aldıkları ekonomik sistemin yasalarına göre hareket eden, varlık nedenleri bu yasaları yeniden üretmek olan yapılar olduklarıdır. Bu anlamda bu araştırmanın çıkış noktası, olguları içinde bulundukları bağlamdan soyutlayan, çalışma gerçekliğini görmekten uzak, her şeyi olduğu gibi kabul eden ve doğallaştıran bir araştırma perspektifinden uzaklaşarak örtük mekanizmaları anlamaya katkı sağlayacak eleştirel bir bakış açısı sunabilmektir. Yönetimi tarafsız bir süreç olarak tanımlayarak yönetim pratiğinin politik niteliğini görmezden gelen (Alvesson ve Willmott, 1996) ana akım yönetim ve örgüt bilimi yazınındaki temel eğilimden farklı olarak bu araştırmada çağrı merkezleri olgusuna eleştirel bir perspektifle bakılmaya çalışılmıştır. Araştırmada, çağrı merkezlerinde ne tür kontrol ve rıza mekanizmalarının kullanıldığı sorusuna eleştirel yönetim çalışmalarının sırtını yasladığı teorik kaynaklardan birini oluşturan emek süreci kuramı penceresinden yanıt aranmıştır. Ekonominin, sosyal ilişkilerin ve politikaların üretildiği yerler olan örgütleri anlamak için geçmişten günümüze pek çok araştırma yapılmış, pek çok bilgi üretilmiştir li yıllardan bu yana, eleştirel sosyal kuramdan beslenen ve kendisini ana akım yönetim ve örgüt çalışmalarının karşısında konumlandıran yeni bir yaklaşım ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu anlamda, örgüt, otorite, iş kavramlarını eleştirel bir bakış açısıyla ele alan ve yeniden tanımlayan çalışmalar (Child, 1969); örgütleri ideoloji ve sınıf çatışmalarının üretildiği yerler olarak inceleyen araştırmalar (Clegg ve Dunkerley, 1980); Marksist kuram ve emek süreci analizleriyle yürütülen çalışmalar (Braverman,2008; Burawoy,1979; Edwards, 32 Yönetim ve Organizasyon Araştırmaları Dergisi Journal of Management & Organization Studies İş Örgütlerinde Kontrol ve Rıza Mekanizmalarının İşleyişi: Türkiye de Çağrı Merkezleri Örneği 1979) gibi farklı yaklaşımlar yönetim ve örgüt çalışmaları alan yazını gündemine girmiştir. Katılımcıların çoğu işletme ve yönetim okullarından gelen, yerleşik yönetim teori ve pratiklerine muhalif olan çok sayıdaki akademisyenin oluşturduğu, 1983 deki birinci Emek Süreci Konferansı, eleştirel çalışmaların tartışıldığı önemli bir kuramsal başlangıçtır. Alvesson ve Willmott un 1992 de yayınladıkları derleme ile yönetim ve örgüt bilgisine yönelik eleştirel analizler tek bir kitapta toplanmış ve bu çalışmadan sonra eleştirel yönetim çalışmaları yaygınlık kazanmaya başlamıştır de Amerika da Academy of Management toplantılarında eleştirel yönetim çalışmaları alanı için seminerler düzenlenmesi; 1999 da İngiltere de Eleştirel Yönetim Çalışmaları Konferansı nın organize edilmesi gibi gelişmelerle, bu alan örgüt ve yönetim çalışmalarındaki yerini alarak, ana akım bilgiye ve üretilme biçimlerine karşı pozisyonuyla meşrulaşmaya ve kurumsallaşmaya başlamıştır (Adler, Forbes ve Willmott, 2007). Eleştirel yönetim çalışmaları ile ilgilenmek, en temel düzeyde, yönetim bilgisinde bir sorun olduğunu ve bunun değiştirilmesi gerektiğini düşünmek anlamına gelir (Fournier ve Grey, 2000: 16). Eleştirel çalışmaların odağındaki konu, örgütlerin ve yöneticilerin hizmet ettikleri ve yeniden ürettikleri sosyal ve ekonomik sistemlerin sosyal adaletsizliği ve çevre üzerindeki yıkımıdır (Adler, Forbes ve Willmott, 2007). Yerleşik güç ve ideolojiye, yönetsel ayrıcalığa, hiyerarşiye; sadece kurulu düzene değil bu düzenin değişmeyeceği iddiasına da muhalif olan eleştirel yönetim çalışmaları, birbirleriyle ilişkili olan iki farklı önermeyi içine alır. Bunlardan biri yönetim eleştirisi diğeri ise yönetim çalışmalarına yöneltilen eleştiri dir (Grey, 2005: 13). Eleştirel yönetim çalışmaları, yönetime bir grup ya da işlev olarak odaklanmak yerine onu kapitalist oluşum içine yerleşmiş, yönetsel tahakküm yaratan bir kurum olarak ele alır (Grey ve Willmott, 2005). Eleştirel teorisyenlere göre örgütler, ideolojik olarak hakim sınıfın çıkarlarına hizmet eden sosyal ilişkileri içinde barındıran yapılardır ve bu bakış açısıyla analiz edilmelidirler. Rasyonel bütünlük ve uzlaşı maskeleri çoğunluğu ekonomik ve politik anlamda sömürüye maruz bırakan egemen kapitalist azınlık için yönetsel birer araçtır ve yönetimci örgüt kuramı da üretim alanlarında bu hakimiyetin sağlanmasının olanaklarını üretir (Casey, 2002). Eleştirel çalışmalar verili ve doğal kabul edileni sorgular ve araştırmaların temel sorunsalı haline getirir (Adler, Forbes, Willmott, 2007). Temellerini Marksizm den alan ve eleştirel yönetim çalışmalarını besleyen emek süreci kuramı; kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkış süreçlerini, ne Cilt / Volume 1 Sayı / Issue 2 Ekim / October Sibel Doğanay tür kontrol ve sömürü mekanizmaları yaratıldığını, emek ve sermayenin sınıfsal çelişkilerinin sonuçlarını ele almaktadır (Rowlinson ve Hassard, 2001; Adler, 2007). Çalışma örgütleri üzerine odaklanarak emek-sermaye arasındaki antagonistik ilişkileri ve bu ilişkilerin örgütler üzerine yaptığı etkileri ortaya koymaya çalışan emek süreci teorisi (Tsoukas, 2007) analiz noktasını üretim anından başlatarak kapitalist toplumlardaki çalışmanın ve çalışma örgütlerinin nasıl örgütlendiğinin bilgisini üretmeye çalışır (Knights ve Willmott, 1990). Çalışmanın yapısının toplumsal bütünlükçü bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurgulayan emek süreci teorisine göre, işyerinde üretilen teknik ve toplumsal ilişkilerin arkasındaki gerçek, kapitalist üretim ilişkilerinde ve sermaye birikim sürecinde yatmaktadır (Yücesan-Özdemir ve Özdemir, 2008). Kapitalist koşullar altında emek gücünün doğasını ve dönüşümünü merkezine alan emek süreci kuramı (Thompson, 2010) kapsamında yapılan çalışmalarda, üretim noktasındaki kontrol, rıza ve direniş dinamiklerine vurgu yapılmıştır (Thompson ve Smith, 2009). Emek süreci kuramına göre, en kritik soru ve çelişki emek gücünün ne şekilde ve ne yoğunlukta kullanılacağının kontrolü ile ilgilidir (Alakavuklar, 2012). Emek süreci kuramının gelişimine bakıldığı zaman iki dalga göze çarpmaktadır. Birinci dalga, Braverman ın 1974 tarihli Emek ve Tekelci Sermaye isimli çalışmasıdır. İkinci dalgayı ise 1970 lerin sonundan 1980 lerin sonuna değin süre Edwards, Friedman, Burawoy ve Littler in çalışmaları oluşturmaktadır (Thompson ve Smith, 2009). Emek Süreci Kuramı Bağlamında Kontrol ve Rıza Olgusu Kontrol Etkili ve verimli bir örgüt işleyişi için kontrolü gerekli gören ve onu verili bir durum olarak ele alan ana akım yönetim yazını için emek gücünü kiralayan kişinin, emeği stratejik amaçları doğrultusunda en etkin biçimde yönetmek istemesi doğal kabul edilir. Emek süreci kuramı ise kontrol kavramını emek-sermaye çelişkisi üzerinden tanımlar. Emeğin parçalanması veya yeteneksizleştirilmesi, zihin ve kol emeğinin bölünmesi ve hiyerarşik kontrol üzerinde özellikle duran emek süreci kuramında kontrol en önemli analiz konularından biridir (Thompson, 2010). Emek süreci kuramının gelişiminde birinci dalgayı oluşturan Braverman ın (2008) Emek ve Tekelci Sermaye isimli kitabında çalışma, emek-sermaye arasın- 34 Yönetim ve Organizasyon Araştırmaları Dergisi Journal of Management & Organization Studies İş Örgütlerinde Kontrol ve Rıza Mekanizmalarının İşleyişi: Türkiye de Çağrı Merkezleri Örneği daki çatışmaya oturtularak daha geniş ekonomi-politik bağlamda ele alınmıştır (Thompson ve Smith, 2001). Bütünleşik bir yaklaşımla teknoloji ve yönetim metotlarını sınıf yapısı ve kapitalizm analiziyle yeniden bir araya getiren (Littler, 1990) Braverman ın emek süreci yaklaşımına katkısı, Taylor un bilimsel yönetim ilkelerini merkeze alarak işçinin, üretim süreci içindeki bütüncül bilgisinden ve vasıflarından kopartılarak emeğinin nasıl değersizleştirildiğini ve bu durumun yönetime nasıl daha iyi bir denetim hakkı verdiğini ortaya koymak olmuştur. Braverman ın yeniden gündeme getirdiği emek süreci tartışması ile vasıflı emeğin azalışı, çalışan denetimi için geliştirilen yönetim stratejileri ve buna karşılık çalışanların gösterdiği direniş gibi konulara kapı aralanmıştır (Nurol, 2014). Emek süreci üzerindeki denetimin işçilerden işverene geçmesinin yaşamsal bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Braverman bu durumu Clasuewitz in o, direngen bir ortamın içindeki harekettir çünkü dik başlı kitlelerinin denetim altına alınmasını gerektirir sözüyle ifade etmiştir (2008: 81, 90). Taylorizm i, kapitalist koşullar altında çalışmayı yönetme bilimi olarak tarif eden Braverman a göre Taylor un amacı, emek gücünün en iyi biçimde nasıl denetleneceği sorununa çözüm getirmektir (2008: 109). Taylor un benimsediği bilimsel yönetim anlayışı ile kapitalist üretim kendisine bilinç ve sistematik kazandırarak işçinin emek gücünü genel ve basit iş düzeyine indirgemiş ve bilimin, yönetimin ellerinde yoğunlaşmasını sağlamıştır. Çalışma eyleminin bütününün yönetim ve mühendisler tarafından kavramsallaştırılmasıyla her hareketi önceden belirlenen, ölçülen ve performans standartlarına uygun hale getirilen işçi, bu sayede yönetim tarafından çok amaçlı bir makine olarak görülür ve emek sürecinin öznel ögesi olmaktan çıkarılarak nesneleştirilmeye çalışılır (Braverman, 2008: ). Braverman ın emek sürecine katkısı, Taylor un bilimsel yönetim ilkelerini merkeze alarak işçinin, üretim süreci içerisindeki bütüncül bilgisinden ve vasıflarından kopartılarak emeğinin nasıl değersizleştirildiğini ve bu durumun yönetime nasıl daha iyi bir denetim hakkı verdiğini ortaya koymak olmuştur. Emek süreci kuramı içerisinde yer alan bir diğer çalışma ise Friedman ın (1990) Yönetim Stratejileri isimli çalışmasıdır. Yönetimi aktif bir süreç olarak gören Friedman a göre yüksek kârı sürdürmek için yöneticilerin koordinasyon ve otorite sistemlerini işçi direnişleri, yeni teknolojiler gibi değişimlere karşılık sürekli olarak yeniden örgütlemeleri beklenir. Friedman ın bu yönde ortaya koyduğu doğrudan denetim stratejisi kavrayışın uygulamadan ayrıştırılmasını, ka- Cilt / Volume 1 Sayı / Issue 2 Ekim / October Sibel Doğanay vrayışla ilgili faaliyetlerin yönetimin elinde toplanmasını ifade eder. Doğrudan denetim stratejisinde işçilere birer makineymiş gibi davranılarak her bir işçinin sorumluluğu azaltılır ve işçilere yakın denetim uygulanır. Her birinin yapacağı görev detaylı bir biçimde önceden belirlenir (Friedman, 1990). Emek süreci kuramını merkezine alan bir diğer çalışma, Edwards ın 1979 tarihli Çekişmeli Alan: Yirminci Yüzyılda İşyerinin Dönüşümü isimli kitabıdır. İşçiler üzerinde uygulanan kontrol mekanizmalarının yöneticiler tarafından nasıl kullanıldığını tarihsel olarak ele alan Edwards a göre üretim alanındaki temel ilişkiler, çatışmaların ve işyerindeki kontrol probleminin temelini oluşturur. İşin örgütlenme biçimi, çalışma temposunun kurulması, işçilerin çalışma koşulları gibi konularda kronik bir direnişle karşılaşan işveren, emek sürecinin kendisini yeniden örgütleyerek sorunu çözme yoluna gider. Kâr elde etmek amacında olan işveren bunu gerçekleştirmek için işyerinde kontrol yapıları oluşturmaya çalışır. Bu anlamda, işyerindeki çatışmaları frenlemek ve işi kontrol etmek için üç farklı kontrol sisteminin uygulandığını belirten Edwards, bu kontrol biçimlerini basit, teknik ve bürokratik kontrol olarak tanımlamıştır (Edwards, 1979). Basit kontrol, tek bir girişimci ya da küçük bir yönetici desteğiyle yönetilen işletmelerde genellikle tek bir kişide yoğunlaşan yönetsel kontrol biçimidir. Şirketin tüm faaliyetlerini izleme, çalışma aktivitelerini doğrudan denetleyebilme imkanını elde eden patronlar bu sayede kendi bireysel güçlerini uygulama yoluna giderek üretim sürecinin bütününe hakim olurlar. Şirketlerin teknolojik yapısına ya da üretim örgütlenmesine içkin bir yapısal sistem olan teknik kontrol Ford un montaj hattında görülmektedir. İşlerini yapma biçimine ilişkin işçiye herhangi bir inisiyatif bırakmayan montaj hattı, her işçinin bir sonraki aşamada neyi yapacağıyla ilgili olarak onu yönlendirir. Bu sayede makineye bağımlı kılınan işçinin kolaylıkla izlenebilmesinin ve daha sıkı bir biçimde kontrol edilebilmesinin önü açılmıştır. İşyerinin sosyal yapısına ve oradaki toplumsal ilişkilere gömülü olan bürokratik kontrol ise şirket içindeki hiyerarşik gücü kurumsallaştırmıştır. Bu anlamda, iş görev tanımları, performans değerlendirme sistemleri, ödül-ceza uygulamaları ile kapitalistlerin şirket operasyonları üstündeki tüm kontrolü elde etmeleri sağlanır (Edwards, 1979). Rıza Burawoy un bir fabrikada çalışan mavi yakalıların koşullar kendi aleyhlerine olsa da nasıl yönetimin çıkarları doğrultusunda hareket ettiklerini anlattığı, emek süreci tartışmalarında yönetsel kontrole işçinin rızasını sorguladığı Rızanın Üretimi 36 Yönetim ve Organizasyon Araştırmaları Dergisi Journal of Management & Organization Studies İş Örgütlerinde Kontrol ve Rıza Mekanizmalarının İşleyişi: Türkiye de Çağrı Merkezleri Örneği isimli çalışması emek süreci tartışmalarının boyutunu değiştirmiştir (Thompson ve Smith, 2009: ). Kontrolün neden gerekli olduğuna odaklanan ve kontrole karşı işçinin rızasının nasıl üretildiği sorusuna cevap arayan Burawoy a göre kapitalizmin içinde barındırdığı antagonistik ilişki biçimi kontrolün temel gerekçesini oluşturmaktadır. Artık değeri gizlemek ve güvence altına almak için uygulanan kapitalist kontrol rızanın üretimiyle tamamlanmak zorundadır (Burawoy, 1979). Üretim alanının sadece ham maddeleri yararlı nesnelere dönüştüren mekân olarak algılanamayacağını, bunun yerine işyerinin, ekonomik, politik ve ideolojik boyutlarıyla kavranması gerektiğini belirten Burawoy (1985) için çalışmanın bağlamı şeylerin üretiminde ekonomik, toplumsal ilişkilerin üretiminde politik ve bu ilişkilere dair deneyimlerin üretiminde ideolojik boyutu kapsar ve bu üç boyut birbirlerine bağlıdır. Buna göre, emek sürecinde kontrolün sağlanabilmesinin yolu üretim noktasına dair politika ya da ideoloji üretilmesinden geçer. Baskı, rıza ya da her ikisi de kullanılarak işçinin denetim altına alınmasına çalışılır (Durmaz, 2013). Bu rıza ve baskıyı içeren kapitalist denetimin karmaşık ve çelişkili bir yapıyı barındırdığını ifade eden Yücesan-Özdemir ve Özdemir e (2008) göre baskıcı ya da rızaya dayalı özellikler sermaye birikim rejimleri ve ülkelerin emek piyasası dinamikleri tarafından belirlenir. Bu nedenle, denetimin boyutu fabrika dışında onu belirleyen iktisadi ve siyasal yapılar içinde anlaşılabilir. Bu bağlamda, üretim alanını düzenleyen ve şekillendiren üretim politikalarını fabrika rejimleri olarak nitelendiren Burawoy (1985), bu rejimleri piyasa despotizmi, hegemonik rejim ve hegemonik despotizm olarak dönemselleştirmiştir. Piyasanın ekonomik kırbacıyla oluşturulan piyasa despotizminde işçinin emek gücünü satmasından başka yaşama imkanı yoktur ve piyasa anarşizmi fabrikada despotizme yol açar. Rızanın baskıya üstün geldiği ancak baskının hiçbir zaman dışlanmadığı hegemonik rejimlerde ise amaçlanan şey, yönetime denetim gücü veren uygulamalara işçinin rızası yaratılarak baskıyı üreten mekanizmaları gizlemektir (Balkız, 2013). Devletin emek sürecine dahil olmasıyla sosyal sigorta hakkının yasalaşması, asgari ücret hakkı, sendikaların tanınması, toplu pazarlık uygulamaları gündeme gelerek işçinin işyeriyle olan bağlarının kırılmasına yol açmıştır. Ücret bağımlılığını kullanarak yönetsel hakimiyet sağlayan işletmelerin gücü devlet müdahalesiyle sınırlandırılmıştır. Bunun sonucu olarak işçilerin yönetimle işbirliğine ikna edilme zorunluluğu dolmuştur. Hegemonik rejimlerde teknik ve bürokratik denetim mekanizmalarıyla baskı kurulurken, ideolojik denetim mekanizmalarıyla da işçilerin rızası tesis edilmeye çalışılır (Yücesan-Özdemir, 2010). Hegemonik despotizmi Cilt / Volume 1 Sayı / Issue 2 Ekim / October Sibel Doğanay sermaye hareketlerinin işçiler üzerindeki rasyonel zorbalığı olarak tanımlayan Burawoy a (1985) göre sermaye kaybı yaşayan şirketler işçileri ya ücret kesintisini kabul etme ya da işlerini kaybetme arasında bir tercih yapmaya zorlamakta, bu durumda beraberinde işçilerin var olan çalışma koşullarına karşı rızasını üretmektedir. Şirket, bölge ya da uluslararası düzeyde yaşanan üretim süreci ile işçilerin işten atılma korkusu, yerini sermayenin başka bir yere hareketi, fabrika kapanma ihtimali gibi korkulara bırakmıştır (Burawoy, 1985). Emek Süreci Kuramının Çağrı Merkezlerini Anlamaya Katkısı ve Türkiye Bağlamı Çalışanların bilgisayar sisteminden yararlanarak gelen-giden telefon çağrısı karşıladıkları ve bu çağrıların Otomatik Çağrı Dağıtım sistemiyle işlenip kontrol edildiği bir çalışma yapısına sahip olan çağrı merkezleri, genellikle telefon ve bilgisayar teknolojisinin birleştiği yerler biçiminde nitelendirilir (Bain ve Taylor, 1999) ların sonlarına doğru telefonun istek ve şikâyet aracı olarak kullanıma girmesi ile ortaya çıkan çağrı merkezleri (Parlak ve Çetin, 2007) müşteri talebinin merkezileşmesine imkân tanıyan bir maliyet tasarrufu sağlamıştır (Bagnara ve Marti, 2001). Teknoloji yardımıyla iş süreçlerini rasyonelleştiren ve çalışanların zamanının en iyi biçimde kullanımını sağlayan çağrı merkezleri üzerine yapılan birçok araştırmada bu iş yerleri elektronik sömürü yeri, yirminci yüzyılın panoptikonu, zihne kur
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks