Please download to get full document.

View again

of 90
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

Jill Monroe - Savasçı Ruh Royal House Of Shadows Serisi 2

Category:

Creative Writing

Publish on:

Views: 53 | Pages: 90

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
Jill Monroe - Savasçı Ruh Royal House Of Shadows Serisi 2 JILL MONROE Jili Monroenun büyükannesiyle büyükbabası torunlarının yaz sıcağında tarlada patates toplarsa çalışmanın tatmin edici
Transcript
Jill Monroe - Savasçı Ruh Royal House Of Shadows Serisi 2 JILL MONROE Jili Monroenun büyükannesiyle büyükbabası torunlarının yaz sıcağında tarlada patates toplarsa çalışmanın tatmin edici mutluluğunu yaşayacağına inanıyorlardı. Büyükannesi ayrıca tek kız torununun konserve yapmayı dikiş dikmeyi ya da ev işlerini mutlaka bilmesi gerektiğini düşünüyordu. Jili tüm bunlardan fırsat bulabildiği her anı kitap okuyarak geçiriyordu. Büyükannesiyle büyükbabası da okumayı çok seven insanlardı uzun ve sıcak yaz günlerinde en sevdikleri romanlar hakkında konuşurlardı. Jili de büyüdükçe bu sohbetlere katılmaya başlamıştı ilk romanı yayınlandığında bundan en çok gurur duyanlar büyükannesiyle büyükbabası olmuştu. Üniversitedeyken ulaşmak istediği bir hedefi olup olmadığı sorulduğunda Jili bir aşk romanı yazmak istediğini söylemişti. Böylece ondan sonra katıldığı her mezunlar toplantısında Jille kitabını yazıp yazmadığını soran birileri mutlaka oldu. Şimdi Jili bu soruyu havalara sıçrayarak EVET diye cevaplayabilir. 14 üniversite öğrencisinin ülkeyi boydan boya geçtiği bir yolculukta şoförlük yapmak ya da kavga edenleri ayırmak gibi pek çok işle uğraştıktan sonra Jili nihayet bilgisayarının başına geçip insanların uzun sıcak yaz günlerinde okumaktan hoşlanacağı kitaplar yazmaya başladı. Sevgili okur Savaşçı Ruhu yazmak sadece bu karanlık ürpertici ve paranormal romans türünü çok sevdiğim için değil birbirinden yetenekli üç yazar Gena Shovvalter (Kara Gönülçelen) Jessica Andersen (Dolunay) ve Nalini Singh (Kara Zırh) ile ortak çalışma olanağı bulduğum için müthiş bir deneyimdi benim için. Başlangıçta tek bir fikirle yola çıkmıştık klasik masallara biraz mistik bir hava katacaktık. Derken Royal House of Shadovvs çıktı ortaya. Yazarken gerçekten çok eğlendik Dünyamız tehlikeli büyüler vampirler kurt adamlar ve nihayet benim kendimi tutamayarak eklediğim başka bir yaratıkla doldu. Bu yaratık kuvveti ve öfkesiyle düşmanlarını korkudan titreten serdengeçti savaşçısından başkası değildi. Bu hikâyeye bir de kaybolmuş bir prensesi ekleyin ve çakan kıvılcımları izleyin. Sevgilerimle Jili ROMANIN KARAKTERLERİ Breena Romanın kadın kahramanı Elden prensesi Kraliçe Alvina Breenanın annesi Elden kraliçesi Kral Aelfric Breenanın babası Elden kralı Nicolai. Davn. Micah Breenanın kardeşleri Elden prensleri Rolfe Kraliyet ailesinin özel muhafızı Kan Büyücüsü Pek çok diyara korku salan acımasız bir büyücü Levek Kan Büyücüsünün hizmetindeki kan kölelerinden biri Kan Köleleri Kan büyüsünün kurbanı olarak Kan Büyücüsüne hizmet eden yaratıklar ÖNSÖZ BiR ZAMANLAR insanların hiç bilip görmediği topraklarda çok güzel bir prenses yaşıyordu... Kaderi günün birinde babasının uygun gördüğü bir prensle evlenmekti. Eldenli Prenses Breenanın annesinin güneş odasında okuduğu peri masallarında anlatılanlara benzemiyordu bu durum. Masallardaki prensesler tek boynuzlu atlara biniyorlar ya da üst üste konmuş yataklarda yattıklarında tek bir bezelye tanesi uykularını kaçırmaya yetiyordu. En olmadı büyülü yaratıklarla dolu sihirli şatolarda yaşıyorlardı. Ayrıca bu prenseslerin hiçbiri rüyalarında konuşmuyordu. Breenanın bu yeteneği büyü yapmanın yanında çok önemsizdi. Çocukken kâbus gördüğünde konuşarak kâbustan kurtulabilmek iyi oluyordu ama bu beceri yetişkin hayatında pek işe yaramıyordu. Gerçi insanların rüyalarına girme becerisine sahip olan annesi bunu farklı şekillerde kullanabiliyordu babasının düşmanlarının yüreklerine bu şekilde korku salıyor ya da kimi zaman geleceklerini görebiliyordu. Bir zamanlar Kraliçe Alvina da babasının politik hırsları nedeniyle Breenanın babasıyla evlenmişti. Böylece gücünü bir kan emicinin gücüyle birleştirmişti. Breenanın en büyük kardeşi Nicolai başkalarının gücünü alabilirken diğer kardeşleri Dayn ve Micah ise krallığın kan emicileri olarak bilinirlerdi. Breenanın rüyada konuşabilme becerisi çok güçlü değildi aslında sadece bir tek savaşçıyla bağlantıya geçebiliyordu. Uyandığı zaman ondan savaşçı diye söz ediyordu. Uyuduğundaysa onu bir sevgili olarak görüyordu. Savaşçının kuzgun karası saçlarına çok uyan koyu renkli gözleri vardı. Breena parmaklarını bu parlak saçlardan geçirmeye bayılıyordu. Savaşçının geniş omuzları sanki dokunulmak ya da öpülmek için yaratılmıştı. Bazen rüyalarında savaşçı onu kollarına alıyordu o kadar iri ve güçlüydü ki hiç zorlanmadan Breenayı en yakındaki yatağa kuş gibi taşıyıveriyordu. Bazen de hiç uğraşmayıp sert zemine bırakıyordu. Arada sırada onu duvara yasladığı bile oluyordu. Sevgilisi Breenanın üzerindekileri yırtarak çıkarıyor bazen yumuşak dudaklarını bazen de nasırlaşmış ellerini teninde dolaştırıyordu. Breena kalbi deli gibi atarak göğüs uçları sertleşmiş olarak uyanıyordu sonra. Böyle zamanlarda tüm vücudu sızım sızım sızlıyor olurdu. Dizlerini göğsüne çeker derin derin nefes alarak hissettiği yoğun arzuyu zihninden uzaklaştırmaya uğraşırdı. Nefes alıp verişi ve kalp atışları normale döndüğünde müthiş bir hayal kırıklığıyla rüyasında gördüklerini hatırlamaya ve rüyasına yeniden dönmeye çalışırdı. Bu savaşçıyla rüyalarında yüzlerce kez karşılaşmıştı ama tüm giysileri yırtıldıktan ve savaşçı ona dokunduktan sonra ne olduğunu bir türlü göremi-yordu rüyasında. Savaşçının yüzünü de tam olarak göremiyor-du. Onun kokusunu ve tadını biliyor parmak uçlarıyla dokunduğu tenini tanıyordu ama bunun dışında savaşçı gizemini koruyordu. Kesin olan tek şey vardı. Eğer bu adam rüyalarından çıkıp odasına dalsa Breenanın ödü patlardı. Vahşi bir adamdı bu. Yırtıcı ve ilkeldi. Kılıcını Breenanın saç fırçasını kullandığı kadar kolay savuruyordu. Saç fırçalama... Prensesler için hayati önemi olan bir işti bu. Özellikle de evlenmek üzere yetiştirilenler için. Breena iç çekti ve odasında dolaşmaya başladı. Ayakları da ruhu gibi huzursuzdu hızlı adımlarla yürüyordu. Tehlikeli şeyler düşündüğünün farkındaydı. Annesinin ona okuduğu tüm masallarda daha fazlasını isteyen prenseslerin başı hemen derde giriyordu. Kafasını pencereden çıkarıp aşağıya şatonun kapılarının ötesine ormandaki ağaçlara doğru baksa ne olurdu Ne vardı orada Daha fazla şeyler mi vardı Kendi elleriyle belâyı içeri buyur etmekten farksızdı bu. Ayrıca bir macera yaşamaya hazır mıydı Şatonun duvarlarının dışında bildiği basit büyüler bir işe yaramaz kaybolmamak için arkalarında bıraktıkları ekmek kırıntılarını kuşların yediği küçük kızla oğlan gibi kaybolurdu. Korkunç bir canavarın gözünü harika bir davet organizasyonuyla boyayabilseydi duvarların ardındaki dünya o kadar da korkutucu olmazdı. Ayrıca canavarları ve devleri bildiği yirmi çeşit dansı sergileyerek et-kileyemeyeceği de kesindi. Şatoda verilecek bir baloyu müzisyenlerden yakılacak mum sayısına kadar tüm ayrıntılarıyla organize edebilmesi de işine yaramazdı böyle bir macerada. Breena yarım bıraktığı el işine baktı. Bir prensesin en büyük derdi kusursuz dikiş dikmek ya da el işi yapmak olmalıydı. Babası ertesi gün onun için bir eş aramaya başlayacaktı. Breena Kral Aelfricin bu işi tavsadığının farkındaydı babası kızının uzaklara gitmesini istemiyordu. Kraliçe Alvinayla anlaşmalı evlilikleri aşkla sonuçlanmış sağlam bir yuva kurmuşlardı ama aileleri gelişip değişiyordu. Alvinanın en büyük kardeşi Nicolai yemekten sonra masadan hemen kalkıyor doğruca bir kadının yanına gidiyordu. Kibar yetiştirilmiş bir Elden prensesi olan Breenanın bu tür ayrıntıları fark etmemesi beklenirdi ama o fark ediyordu. O kadar da genç değildi çünkü. Annesi evlenmek üzere Eldene geldiğinde şimdiki Breenadan daha gençti. Breenanın huzursuz olmasının sebebi de buydu. Ailesi artık daha fazla oyalanamazdı vakit gelmişti. Kısa bir süre sonra çocukluğunun geçtiği bu topraklardan ayrılmak zorundaydı evlenip bir başka krallığa gitmesi gerekiyordu. İşte o zaman yüzünü görebildiği bir adamın kollarında olacak onu hayal meyal değil gerçekten görecekti. Bu adam ona soyunduktan sonra neler olduğunu gösterecekti. O zaman rüyalarındaki sevgilinin de işi bitmiş olacaktı. Bir başkasına ait olduktan sonra Breenanın onu rüyalarına girmeye zorlaması doğru olmazdı. Ne var ki henüz evlenmemişti. Annesinin ona beş yaşındayken verdiği büyülü saate baktı. Ön tarafına bir kılıç ve bir kalkan işlenmiş saati Breena hep boynunda taşırdı. Neden kılıç diye sormuştu annesine. Şatonun koridorlarını zarif adımlarla yürümek yerine koşarak geçmeye daha meyilli olmasına rağmen beş yaşındayken bile silahların prenseslere uygun olmadığını sezinliyordu. Annesi omuzunu silkmişti yeşil gözlerinde bir takım sırların gölgeleri oynaşıyordu. Bilmiyorum. Benim büyü yeteneğim saat yapmaya yarıyor. Sonra kraliçe eğilip kızını yanağından öpmüştü. Sadece bu saatin sana yaşam yolculuğunda ve kaderinde yardım edeceğini biliyorum. Kaderin iyi olsun kızım. İçinde savaşçıyı yeniden görmek için ani ve şiddetli bir arzu uyandı. Bu arzu ataklarının gittikçe sıklaşması Breenayı endi-şelendirmeye başlamıştı. Eğer kaderinde bu savaşçıyla birlikte olmak yoksa annesinin tavsiyesini dinleyecek ve iyi bir yolculuğa çıkmaya çalışacaktı. Breena zarif terliklerini ayağından çıkarıp yumuşak yatağına yattı üzerindekileri çıkarmaya ya da yorganı çenesine kadar çekmeye uğraşmamıştı bile. Gözlerini kapattı bir kapı hayal etti. Annesi ona rüya dünyasına nasıl gireceğini öğretmeye çalışırken tek yapması gerekenin kapı kolunu çevirip kapıdan geçmek olduğunu anlatmıştı. Kapı onu gitmek istediği yere götürürdü. Breenanın kapısı onu sadece ateşli sevgilisine götürüyordu. Şimdi de gitmek istediği tek yer burasıydı. Savaşçıyı hançerini bilerken buldu. Onu genellikle silahlarıyla ilgilenirken buluyordu zaten. Rüyalarında gördüğü bu silahlar kılıçlar baltalar ya da bıçaklar Breenayı rahatsız etmiyordu. Savaşçının yırtıcılığı koruyabilme becerisi hoşuna gidiyordu. Aynı zamanda saldırabilme becerisiydi bu. Breena bir ağaca yaslanıp bileme işiyle uğraşan savaşçının çıplak sırtındaki kasların hareketini izlemeye koyuldu. Breena onu izleme fırsatını pek bulamıyordu. Hem savaşçı her an tetikte oluyordu hem de bu kendi rüyası olduğu için Breena onun yüzünü tam seçemiyordu. Gözlerinin çevresindeki çizgiler onun gülmeyi sevdiğini mi gösteriyordu Ya da alnındaki çizgiler onun çok yoğun düşünen biri olduğu anlamına mı geliyordu Breena sadece çok genel hatları görebiliyordu bu da ona savaşçının kim olduğunu anlatmaya yetmiyordu. Savaşçının omuzları gerilirken Breenanın dudaklarında bir gülümseme belirdi. Sevgilisi onun varlığını sezinlemişti. Bir anda hançeri ve elindeki kumaşı yere atıp ayağa kalkarken Breenaya döndü. Bakışları Breenanın üzerinde gezinirken Breenanın göğüs uçları sertleşmişti bile. Savaşçı tıslar gibi bir ses çıkardı. Breena onu tam görebilmek için çırpındı ama sadece derin bakan kahverengi gözlerini görebiliyordu. Savaşçı orman zeminini halı gibi örten yapraklar ve sarmaşıkların üzerinde çıt çıkarmadan yürüyerek ona yaklaştı. Breena da ağaçtan uzaklaşmış ona doğru yürüyordu. Sevgilisine bir an önce kavuşmak istiyordu. Son kez birlikte olacaklardı. En azından son kez olmalıydı bu. Breenanın artık kendi kraliyetine yoğunlaşıp babasının ona eş seçmesine yardım etmesi gerekiyordu. Sevgilisinin boynuna sarılıp dudaklarını dudaklarına yaklaştırdı. Adam onu hiçbir zaman yumuşakça öpmüyordu. Breena bir şatoda büyümüş olsaydı onun buna dikkat edeceğini düşünüyordu. Hayır savaşçının dudakları şehvetliydi Breenayı büyük bir ihtiras ve ilkel bir arzuyla öpüyorlardı. Savaşçı Soyunmanı istiyorum dedi sert bir şekilde. Breena bir an şaşkınlıkla ona baktı. Adamın konuştuğunu ilk kez duyuyordu. Basit ve ihtiras dolu bu sesi sevmişti. Savaşçı uzanıp Breenanın üzerindeki kıyafetin omuzunu tuttu yırtmaya hazırlandı. Breena ondan önce davranıp elini onun elinin üstüne koyup onu durdurdu. O gün onu savaşçının yönlendirmesini istemiyordu. Bu kez ikisi de eşit olmalıydı Breena kendisi soyunacaktı savaşçı için. Bileklerinin kıvrak iki hareketiyle omuzlarının arasındaki kurdeleyi çözünce kıyafeti yavaşça aşağı inmeye başladı. Göğüsleri ortaya çıkarken savaşçı gözlerini kısmış dikkatle onu izliyordu. Bunun üzerine Breenanın göğüs uçları daha da sertleşip dikildi. Savaşçı ona uzandı. Breena onun niyetinin ne olduğunu çok iyi biliyordu güldü. Daha değil dedi. Sonra eteklerini toplayarak tekrar ağaca doğru koştu. Daha önce hiç oynamamıştı bu oyunu aklından bile geçirmemişti. Savaşçı sevgilisinin onun peşine düşmekten hoşlanacağını hissediyordu sadece. Sonunda tabii ki savaşçı kazanacaktı ama zaten Breena da bulunmak için elinden geleni yapmayacak mıydı Sevgilisi hiç ses çıkarmamasına rağmen Breena onun çok yakınlarda olduğunu hissediyordu. Yeniden güldüğü sırada savaşçı onu belinden kavradı kendisine çekti. Breenanın sırtı onun sert ve sağlam göğsüne çarpmıştı. Kasıklarındaki sertliğin teması ise başını döndürmüştü. Tüm saklanma hevesi ve oyun planları bir anda uçup gitti. Breena sevgilisinin ellerinin vücudunda dudaklarının göğüslerinde olmasını istiyordu hayır bunun için arzuyla kıvranıyordu. Birden ağzı sert bir şeyle kapandı. Savaşçının gözlerinden kafasının karıştığı anlaşılıyordu biraz keskinleşen hatları bile bulanıklaşmaya başlamıştı. Siliniyordu. Savaşçı Breenanın kollarını sıkı sıkı tuttu ama artık çok geçti. Yanımda kal dedi Breenaya. Sana neler oluyor böyle Breena çırpındı kapıya yani sevgilisine yaklaşmaya çalıştı ama artık çok geçti. Kafasını hareket ettirmesine engel olan güce karşı koydu. Sakin ol diye emretti bir ses. Breena başını iki yana sallayarak sevgilisinin eline uzandı ama eli boşluğa gitti. Bir şey büyük bir güç onu sevgilisinden uzaklaştırıyordu. Yardım et diye seslenmeye çalıştı ama ağzını örten el konuşmasına izin vermiyordu. Sevgilisi gitmişti. Breena yeniden odasında buldu kendini. Ailenin özel muhafız alayından Rolfe yatağının başında duruyordu. Sakin olun prenses. Şatoya saldırıyorlar. Kralla kraliçeyi ele geçirdiler bile. Breena hemen yatakta doğrulup oturdu. Rüyasının son izleri de anında silinmişti. Muhafızın söylediklerinin ne anlama geldiğini biliyordu. Elleri buz kesmişti kalbi hızlı hızlı atıyordu. Onlara yardım etmeliyiz diye fısıldadı. Rolfe başını olumsuz anlamda salladı. Onlar için artık çok geç. Benden sizi ve kardeşlerinizi gizli geçide götürüp şatodan çıkarmamı istediler. Ama... diye itiraz etti Breena. Gözleri dolmuş boğazı düğümlenmişti. Gizli geçidi biliyordu. Burası yüzyıllarca önce ataları tarafından kaçmaktan başka bir çareleri kalmazsa şatoda-kilerin kullanması için inşa edilmişti. Hadi prenses acele edin. Ayakkabılarınızı giyin Micahla Daynın peşinden gitmeliyiz. Peki ya Nicolai Muhafız başını iki yana salladı. Breena dehşete kapılmıştı. İçinde bulundukları tehlikenin ciddiyetini ancak kavrayabiliyordu. Bu seferki daha önceki saldırılar gibi değildi gerçek bir kıyımdı. Onu da mı aldılar Onu bulamıyorum. Hadi gelin kurtarabildiğimiz herkesi kurtarmalıyız. Breena titremeye başlamıştı derin bir nefes aldı. Güçlü olmalı ve onu bekleyen tehlikeyle yüzleşmeliydi. Kardeşlerinin hayatı ona bağlıydı. Hemen yataktan indi terliklerini ayağına geçirip koridorda Dayn ve Michanın odalarına gitmek üzere Rolfenin peşine takıldı. Aşağıdan kalkanlara çarpan kılıçların sesleri duyuluyordu. Bu seslere savaşçıların ölüm çığlıklarına benzeyen savaş haykırışları karışıyordu. Breena adımlarını hızlandırdı. Rolfe Daynın odasına girerken o ilk önce Micahın odasına daldı. Micahın beşinci doğum gününü daha yakınlarda kutlamışlardı. Breena kardeşinin sonraki doğum günlerini de kutlamaya kararlıydı. Eğer annesinin güçlerine sahip olsaydı çoktan kardeşinin rüyasına girerek onu uyandırmıştı bile. Bunun yerine onu omzundan sarsarak uyandırabilirdi en fazla. Kardeşinin uyuduğu odaya girer girmez içerideki hizmetçiye Kardeşim nerede diye sordu. Dadısı onu alıp üst kattaki odalarından birine götürdü. Rahatlayan Breena içini çekti. Peki küçük kuzeni ne yapacağız diye sordu hizmetçi. Breena dehşete kapılarak elini ağzına götürdü. En fazla dört yaşında olan kuzenleri Gavin parti için gelmişti. Breena muhafızların ona bakmayı akıl ettiğini sanmıyordu. Doğruca koridorun sonundaki Gavinin kaldığı odaya koşturdu. Gavin hayatım diye fısıldadı. Giyin hadi Rolfe ve benimle gelmen gerekiyor. Küçük kuzeni gözlerini ovuşturdu. Neden diye sordu uykulu uykulu. Breena gülümsedi. Saklambaç oynayacağız. Gavin yatakta doğrulup oturdu. Zamanlama kafasını karıştırmıştı ama oyun için her zaman hazırdı. Neyse ki Gavin Breenanın taşıyabileceği kadar küçüktü Breena ufaklığı hemen kucağına aldı. Bir yandan kulağına yumuşak bir sesle ninniler fısıldıyor kuzeninin paniğe kapılmasını önlemeye çalışıyordu. Rolfeyle koridorun ortasında buluştular. Dayn odasında yok. Breena sevgili kardeşi için endişelenerek ürperdi. Belki çoktan kaçmıştır. Rolfenin gözlerinde bir an bir kuşku ifadesi belirdiyse de muhafız bu ifadeyi hemen silmeyi başardı. Dayn şatonun dış duvarlarının korunmasından sorumluydu. Şatonun savunmasında yer almış olmalıydı ama savunmaları çoktan çöktüğüne göre... Hayır Breena düşüncelerinin bu şekilde seyretmesine izin vermeyecekti. Öncelikli olarak Gavinin güvenliğini sağlamak zorundaydı. Rolfe onları Eldende nesiller boyunca hiç ihtiyaç duyulmamış kaçış rotasına götürecek koridora dalmış hızlı hızlı ilerliyordu bile. Onlara saldıran kimdi Neden saldırmışlardı Krallıkları herkesle barış halindeydi. Rolfe ağır bir duvar halısını kenara çekerek onları gizli geçide götürecek olan kapıyı ortaya çıkardı. Aşağıdan gelen dövüş sesleri giderek yaklaşmaya başlamıştı. Rolfe ahşap kapıyı ağır ağır iterken kapı iniltili sesler çıkarıyordu. Nihayet kapı tamamen açılırken yıllardır kullanılmayan menteşeler artık iyice itiraz etmeye başlamıştı. Dur Breena arkasına dönünce sinsi ve şeytani bir yaratıkla burun buruna geldi. Yaratığın jilet gibi keskin sekiz kolunun uçlarından halkının kanları damlıyordu. Yaratık kollarını sallayarak onlara yaklaşıyordu. Eğer Breena bir şey yapmazsa hepsini öldürecekti. Artık yürümen gerekiyor Gavin dedi. Hayır beni taşımanı istiyorum dedi ufaklık. Yaratık dişlerini göstererek Prenses diye seslendi Breenaya. Breena yaratığın sadece onun peşinde olduğunu anlamıştı. Onu ele geçirmek için her şeyi yapabilir kuzenini bile öldürebilirdi bu yaratık. Breena Gavini Rolfeye doğru iterek Koş diye bağırdıktan sonra hızla kapıyı kapattı. Kuzeninin Breena diye ağladığını duyuyordu. Ardından Rolfenin kapıyı arkadan sürgülediğini duyarak rahat bir nefes aldı. Derin bir nefes alarak döndü. Canavar neredeyse tam yanındaydı şimdi. Annesi gibi bu yaratık da büyüyü kullanabiliyordu ama onun büyüsü farklıydı. Canlılara yaşam sunan kanı yozlaştırıp kullanarak karanlık güçleri harekete geçiriyordu. Yaratık Breenayı duvara sürükleyip keskin kollarının arasına hapsetti. Bir yandan kapının kolunu arıyordu ama bulamadı. Neyse önemli değil. Sonsuza dek saklanamazlar. Sonra buz gibi bakışlarını Breenaya çevirdi. Breena yaratığın gözlerinde sadece koca bir boşluk görebiliyordu kanı donmuştu. Yaratık eğer buna bir gülümseme denebilirse gülümseyerek üst dudağını hafifçe yukarı kaldırdı. Gel. Efendim seni görmek istiyor. Sonra Breenanın kolunu tuttu. Aynı anda Breena acıyla nefesini tuttu yaratığın keskin kolu tenini parçalamıştı. Yaratık Breenayı savaşın hâlâ sürdüğü büyük salona sürüklüyordu. Ancak kılıçların çarpışma sesleri dinmeye yüz tutmuş bunun yerini yaralananların ve can çekişenlerin feryatlarıyla esir alınanların canhıraş çığlıkları almıştı. Breena ileride annesiyle babasının tahtlarına zincirlenmiş olduklarını gördü. Alay eder gibi bir aşağılamaydı bu. Korkusunun yerini öfke almaya başlamıştı. Babası bir zamanlar gururla oturduğu tahtına perişan bir halde yığılmış durumdaydı. Yanaklarından süzülen kan ayağının dibinde bir birikinti oluşturmuştu. Çok fazla kanaması vardı. Breenanın boğazından acı bir hıçkırık koptu onu sürükleyen canavarın koluna asıldı. Babasının böyle ölmesine izin veremezdi. Halkını çok sevip onları adaletle yöneten babası böyle ölmemeliydi. Darbe arkadan geldi. Breena yere savrulurken alnını şöminenin soğuk mermerine çarptı. Her şey bir an karardı ama gözlerini kırpıştırarak yeniden görmeye ve acısını dindirmeye çalıştı. O sırada babasıyla göz göze geldiler. Zavallı adamın fazla yaşamayacağı belliydi. Breena k
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks