Please download to get full document.

View again

of 93
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI

Category:

Government & Nonprofit

Publish on:

Views: 12 | Pages: 93

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI ANADOLU DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİNDE ASKERÎ GELENEKLER YÜKSEK LİSANS TEZİ Hazırlayan Ayşe GÜLER Tez Danışmanı
Transcript
T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ORTAÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI ANADOLU DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİNDE ASKERÎ GELENEKLER YÜKSEK LİSANS TEZİ Hazırlayan Ayşe GÜLER Tez Danışmanı Prof. Dr. Salim KOCA Ankara-2007 ONAY Ayşe GÜLER tarafından hazırlanan Anadolu da Kurulan İlk Türk Devletlerinde, Askerî Gelenekler başlıklı bu çalışmada tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği ile başarılı bulunarak jürimiz tarafından Tarih Anabilim Dalı, Ortaçağ Tarihi Bilim Dalı nda Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir. Başkan: Prof. Dr. Salim KOCA (Danışman) Üye: Prof. Dr. İlhan ERDEM Üye: Doç. Dr. Altan ÇETİN Ö N S Ö Z Kültür, milletler arası değerleri ifade eden, medeniyetten ayrı olarak milletin varlığını ve devamını sağlayan, onu diğer milletlerden ayıran tarih mirası olarak nesilden nesile devredilen ve zamanın akışı içinde değişip gelişen, başka kültürlerle alış veriş yapabilen fakat orijinalliğini kaybetmeyen, kişiye bulunduğu topluma mensubiyet şuuru kazandıran, sosyal akrabalık bağı haline gelmiş maddi ve manevi unsurları arasında uyum bulunan bir değerler sistemidir. Gelenek ise kültür içinde varlığı kabul edilen ve kuşaktan kuşağa aktarılan, alışkanlıklar halinde devam eden ve yaptırım gücü olan davranış kalıplarıdır. Gelenekler, köklerinin eskiye dayanması ve tarihin derinliklerinden süzülerek gelmeleri dolayısıyla aynı zamanda, ait olduğu milletin kendine özgü yaşayış, düşünüş, inanış ve davranış biçimlerini de yansıtır. Muhakkak ki her milletin, onu millet yapan ve diğer milletlerden ayıran kendine ait temel değerleri vardır. Türk milleti uzun tarihi boyunca bir defa yurt, bir defa din, iki defa da medeniyet değiştirmesine rağmen özü daima korunan bir değerler bütününe sahip olmuştur. Türkler bu tarihi gelişim ve değişim içinde çeşitli kaynaklardan aldıkları özellikler ve değerler ile kendilerine ait olanları kaynaştırarak yine kendilerine has bir milli kültür meydana getirmişlerdir. Gelecekte var olmak azim ve kararında olan her millet, milli kültürünü bilinçli bir şekilde benimsemek, korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmak zorundadır. Türkler, Asya Hunlarından itibaren isimleri değişmekle beraber aynı Türk unsurunun devam etmesi suretiyle asırlarca varlıklarını ve mensup oldukları kültürü muhafaza etmeyi başarmışlardır. Şüphesiz bu başarı, onların idarî ve askerî alanlardaki yeteneklerini ortaya koymaları ile mümkün olmuştur. ii Bazı tarihçiler tarafından asker millet olduğu vurgulanan Türkler, birçok kazanımları ve başarıları savaşlar vasıtası ile elde etmişlerdir. Yeni yurtlar edinmeleri, devletler kurmaları ve bunların muhafazası daima Türk ordularının savaş meydanlarında kazandıkları zaferlere bağlı olmuştur. Dolayısıyla ordu ve ona ait her şey Türkler için oldukça önemlidir. Türklerin ayrı bir zenginliği olan askeri gelenekler söz konusu olduğunda bunlar, savaşlarda ve seferlerde Türklerin hareket ve düşünce tarzını belirleyen önemli unsurlardır. Çünkü savaş, maddi ve manevi boyutları olan kompleks bir olaydır ve bu çerçevede sadece iki kuvvetin çarpışması değil aynı zamanda kültürlerin de mücadelesidir. Savaşlar bir süreç içinde meydana gelirken bazen bu sürecin herhangi bir anında gösterilen küçük bir davranış ya da söylenen bir söz savaşın kaderini tayin edebilmektedir. Türklerin savaşlarda gösterdikleri bu tip davranış ve faaliyetler zamanla gelenek haline gelerek askeri kültürün temelini oluşturmuştur. Temelleri Orta Asya da Atlı-Göçebe Kültür çerçevesinde atılmış olan bu gelenekler, İslami dönemde de yeni medeniyetin şartlarına uyarlanmış olarak devam etmişlerdir. Bu geleneklerin tespit edilmesi, incelenmesi, imkanlar ölçüsünde köklerinin ve etkilerinin araştırılması tezin konusunu oluşturmaktadır. Çalışma konumuz Doğu Anadolu Türk Devletleri ve Türkiye Selçuklu Devleti indeki askeri gelenekler olduğu için söz konusu devletlerin tarihine ait detaylı bilgiye ulaşmak öncelikli hedef olmuştur. Konumuzun ana çerçevesini Anadolu da kurulan ilk Türk devletleri oluşturmakla birlikte bu devletlerin Büyük Selçuklu Devleti nin bir uzantısı olmaları hasebiyle askeri gelenekler araştırılırken bu döneme de atıfta bulunulmuştur. Ayrıca geleneklerin oluşması uzun bir süreç gerektirdiği ve kökleri eskiye dayandığı için yeri geldikçe bütün Türk tarihi göz önüne alınarak incelemeler ve tespitler yapılmıştır. Askeri gelenekler ve faaliyetler savaştan önce, savaş esnasında ve savaştan sonra uygulananlar olmak üzere üç bölüm halinde tasnif edilmiştir. iii Bölümlerdeki başlıklar kaynakların sağladığı bilgiler ışığında açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın dayandığı temel kaynakların müellifleri Osman Turan, M. Altay Köymen hocalarımızın tarihi kişiliklerini hürmetle anıyorum. Yüksek lisans dersleri esnasında bilgi birikimleri, deneyimleri ve fikirleri ile bakış açımızı genişleten değerli hocalarımıza katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Bu çalışmanın her aşamasında gerçek bir yol gösterici olan, maddi-manevi teşvik ve yardımları ile çalışma bütünlüğü ve sürekliliği sağlayan değerli hocam Prof. Dr. Salim Koca ya sonsuz teşekkür borçluyum. Şüphesiz onsuz bu eser ortaya çıkamayacaktı. Ayrıca, bir tez çalışmasını yürüten kişinin ailesinin de tezi hazırlayan kadar maddi ve manevi zorluk yaşadığı gerçeğinden hareketle, bu sürecin her anında candan desteklerini gördüğüm eşim Erkan, çocuklarım Furkan, Fazilet ve Yusuf a gönülden teşekkür ediyorum. Ayşe Güler Temmuz 2007 iv İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ... i İÇİNDEKİLER... iv KISALTMALAR... vi GİRİŞ... 1 I. BÖLÜM SAVAŞTAN ÖNCE GÖSTERİLEN FAALİYETLER VE GELENEKLER 1.1. Sürgün Avına Çıkmak Ok Göndermek Geçit Töreni (Resm-î Geçit) Yaptırmak Savaş Meclisi Toplamak Yardımcı Kuvvet Çağırmak Yüzük Göndermek Barış Önerisinde Bulunmak Otağ (Saltanat Çadırı) Kurdurmak Yada Taşı İle Yağmur Yağdırmak Tuz-Ekmek Göndermek At Kuyruğu Bağlamak Meydan Okumak ve Mübâreze Sultanın Sefer Süresince Ordunun Başında bulunması Orduya Nutuk Söylemek Zafer İçin Dua Etmek Vasiyette Bulunmak II. BÖLÜM SAVAŞTA GÖSTERİLEN FAALİYETLER VE GELENEKLER 2.1. Bayraktarı Harekete Geçirmek Çetrin (Saltanat Şemsiyesi) Yere Düşmesi... 40 v 2.3. Toplanma ve Hücûm Davulu (ya da borusu) Çaldırma Miğferin veya Kesilmiş Başın Mızrak Ucunda Dolaştırılması Zafer Davulu Çaldırmak Mızrak Çevirmek Kamp Ateşleri Yakmak Aman Dilemek Kale Burcuna Bayrak veya Sancak Çekmek Boyuna Kefen ve Kılıç Asmak Savaşta Başarı ve Kahramanlık Gösterenleri Ödüllendirmek Ganimetten Pay Almak Fetih Sembolü Olarak Bir Tapınağı Câmiye Çevirmek Ele Geçirilen Şehri İmar Etmek Mağlubun Refakatçi Eşliğinde Gideceği Yere Gönderilmesi Sevinç Gösterisi Olarak Külahı Havaya atmak Güzel Haber Getireni Ödüllendirme III. BÖLÜM SAVAŞTAN SONRA GÖSTERİLEN FAALİYETLER VE GELENEKLER 3.1. Fetihnâme ile Birlikte Hediye Göndermek Sefer Masrafı (Na l Bahâ) Almak Kurtuluş Akçesi (Fidye-i Necât) Almak Uğurlama ve Karşılama Töreni Yapmak Kutlama Yapmak Rakibi Yay Kirişi ile Bertaraf Etmek Askerî Başarıyla İlgili İsim, Unvan ve Lâkap Almak Yerli Halktan Çiftçilik Yapan Belirli Bir Kütleyi Göçürme SONUÇ KAYNAKÇA ÖZET ABSTRACT... 85 vi KISALTMALAR CETVELİ a.g.e : Adı Geçen Eser a.g.m. : Adı Geçen Makale çev. : Çeviren haz. : Hazırlayan M.Ö. : Milattan Önce RTM : Resimli Tarih Mecmuası s. : Sayfa TTK : Türk Tarih Kurumu vd. : Ve devamı 1 GİRİŞ Dünya tarihinin büyük bir kısmını geniş topraklar ve topluluklar üzerinde hâkimiyet kurma ve bu hâkimiyeti devam ettirme mücadeleleri oluşturmaktadır. Bunu gerçekleştirmenin temel şartlarından biri hiç şüphesiz güçlü bir orduya sahip olmaktır. Ordu kelimesi ilk olarak M.Ö yıllarına ait Çin vesikalarında Ou-t a şeklinde görülmektedir. Ordu kelimesinin karşılığı olarak kullanılan bu sözcük, kağanın oturduğu ve otağın bulunduğu yer, yani devletin başkenti idi. 1 Çünkü eski çağlarda yerleşik topluluklar dini yapıların etrafında toplanırken atlı göçebe topluluklar bir lider etrafında toplanmışlardır. Bu nedenle ordu kelimesi Eski Türkçe deki ortu yani orta sözcüğünden çıkmış bir kelimedir. Zamanla ordu kelimesinin ifade ettiği anlam değişikliğe uğramış ve askerî kurumları niteler hale gelmiştir. Türkler, Hunlar dan itibaren devamlı silah başında bulunan ve ülke sınırlarını koruyan bir çekirdek orduya sahiptiler. Bu anlamda Türk ordusu, sadece savaşta toplanan geçici bir ordu değil, köklü ve kurumsallaşmış, devamlı birlikleri bulunan bir güç idi. 2 Türk askeri teşkilatının temeli çok eski zamanlara gitmekle beraber bilinen ilk örneği Hunlar dönemine aittir. Hunların lideri olan Tuman kendisinden sonra küçük oğlunun tahta çıkmasını istiyordu. Bu nedenle büyük oğlu Mete yi (Mao-tun) bertaraf etmek için Yüeçilere esir verdi. Fakat Mete bir yolunu bulup ülkesine geri dönmeyi başardı. Tuman ona kişilik ordunun komutanlığını verdi. Mete, askerlerini kendi buluşu olan ıslık çalan ok larla eğitiyordu. Kendi okunu hedeflediği her yere onların da oklarını atmasını istiyordu. Mete talim esnasında okunu önce kendi atına daha sonra da eşine çevirdi ve onun hedeflerine atış yapmayanları öldürdü. Emre itaat 1 Tuncer Baykara, Türk Kültür Tarihine Bakışlar, Ankara, 2001, Bahattin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, VI. Cilt, Ankara, 1991, 1 2 konusunda ordusunu test ettikten sonra nihayet bir av esnasında okunu babasına attı. Bu defa askerleri tereddütsüz Tuman ı hedef alıp vurdular. 3 Mete Han, M.Ö. 209 yılında meydana gelen bu olaydan sonra Hun hükümdarı olmuş ve böylece daha sonra kurulacak olan bütün Türk devletlerine de model olan ordu teşkilatının temellerini atmıştır. Türkler, devlet kurma ve idare etmede olduğu gibi, ordu teşkili, düzeni, sevk ve idaresinde de yukarıda ifade edildiği gibi uzun tarihlerinin derinliklerinden gelen tecrübeye ve geleneklere sahiptiler. Bu nedenle onların hâkim oldukları milletlerden askeri alanda bir şey almaya pek ihtiyaçları yoktu. Farklı kavimler ve devletler Türklere karşı daha etkili mücadele edebilmek için onların askeri teşkilatını, stratejisini hatta kıyafetlerini taklit etmeye mecbur kalmışlardır. Teşkilat ve stratejiye cesaret, disiplin ve mahrumiyete tahammül gibi vasıflar da eklenince Türkler tarih boyunca çok defa üstün kuvvetlere galip gelmişlerdir. Bu nedenle tarih sayfalarına ordu millet olarak geçmişlerdir. 4 Büyük Selçuklu Devleti ve onun halefleri olan Türk devletlerinde ordu dört temel unsurdan meydana gelmektedir: başkomutan ve komutanlar, savaşçılar, teşkilât ve teçhizât (araç ve gereç). A) BAŞKOMUTAN VE KOMUTANLAR Diğer Türk devletlerinde olduğu gibi, Selçuklu ordularının başkomutanı, bütün yetki ve komutayı şahsında toplayan Selçuklu sultanı idi. Hanedan üyeleri, vezir ve emîr, sübaşı, hâcip gibi yüksek rütbeli subaylar ile boy ve uç beyleri komuta kademesini oluşturmaktaydı. Komutanlar sultanın emrinde ya da onun vereceği göreve göre kendi kuvvetlerinin başında savaşa katılmaktaydı. 3 Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri, II.cilt, Ankara, 2003-a, 88 4 İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul, 2000, 283 3 Selçuklu sultanları, başkomutan sıfatıyla askeri faaliyetleri planlama, yürütme ve sonuçlandırma görev ve sorumluluğunu üzerlerinde taşırlardı. Orduları daima sefere hazır ve eğitimli tutmak sultanın öncelikli vazifelerindendi. Siyasi ve askeri faaliyetler iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan unsurlar olması nedeniyle bir askeri faaliyete başlamadan önce siyaset yoluyla rakibi zayıflatma, komşu devletlerle ittifak kurma gibi girişimler de sultanların başkomutanlık özelliklerindendi. Türkiye Selçuklu sultanları özellikle Haçlılar, Ermeniler ve Harezmşahlarla mücadeleleri esnasında bu yola başvurmuş, Danişmendli ve Eyyubi hükümdarları ile ittifaklar yapmışlardır. Türk komutanlarının önemli özelliklerinden biri, rakip ordunun durumunu ve gücünü öğrenmek ve ona göre tedbir alıp strateji belirlemektir. Aksi halde girilecek büyük çaplı bir askeri faaliyette başarısızlık kaçınılmaz olacaktır. Sultan Alp Arslan Malazgirt savaşından önce Bizans ordusunun durumunu öğrenmek üzere akıncı komutanı Afşin i görevlendirmiştir. Afşin son derece hareketli bir akıncı birliğinin başında Anadolu ya girmiş fakat yaptığı yağmalı akınlara karşı Bizans tan ciddi bir karşı hareket görmemiştir. Azerbaycan a döndüğünde Bizans ın savaş kabiliyetinin olmadığını Alp Arslan a bildirmiş ve onu cesaretlendirmiştir. Türk hükümdarları başkomutan olarak ordunun başında hemen hemen bütün seferlere ve savaşlara katılmışlardır. Merkezde oturup sadece emir veren bir yönetici değil, savaşlarda ön saflarda çarpışarak cesaret ve kahramanlıkta daima ordularına model teşkil eden bir başkomutan olmuşlardır. Ayrıca zamana, zemine ve şartlara uygun etkili nutuklar söyleyerek askerlerini coşturmuş ve onları âdeta zafere odaklamışlardır. Alp Arslan, Malazgirt savaşı öncesi böyle nutuklar vererek büyük komutanlarda olması gereken bu yeteneğini ortaya koymuştur. Türk komutanlarını başarıya götüren önemli özelliklerinden biri de hedeflenen amaca ulaşmakta son derece kararlı ve azimli olmalarıdır. 4 Herhangi bir askeri başarısızlık onların gözünü korkutmaz, pes ettirmezdi. Aksine yeni bir heyecanla ve büyük bir gayretle yollarına devam ederlerdi. Türkiye Selçuklu Devleti nin ikinci hükümdarı I.Kılıç Arslan, Haçlı ordularına karşı mükemmel bir vatan savunması yapmış, İznik, Eskişehir ve Konya da yapılan meydan savaşlarında bu orduyu durduramadıysa da Anadolu nun öyle kolayca geçilebilecek bir yer olmadığını göstermiştir. Ayrıca I.Kılıç Arslan, Türk komutanlarının kendilerine özgü savaş taktiklerini, şartlara ve zemine göre uygulamaktaki üstün yeteneklerini de göstermiştir. O, düzenli ordu savaşı ve gerilla savaşlarıyla Haçlı ordusuna maddi-manevi büyük zararlar vermiştir. Türk komutanları mağrur değillerdi. Kazandıkları zafer ne kadar büyük olursa olsun onlar mütevazılıktan ayrılmaz, yenilmiş düşmanı küçük düşürmezlerdi. Türk insanlık anlayışının ve karakterinin bir yansıması olarak, rakibi yenilmiş veya zayıf duruma düşmüşse onu tamamen ezmez, savaş halinde bile ona merhamet ederdi. Türk komutanlarının bu özellikleri, iki büyük zaferden sonra rakiplerine karşı tutumlarıyla somutlaşıyor ve Fransız bilim adamı Claude Cahen in Sultan Kılıç Arslan ın Miryokefalon dan sonraki ölçülülüğü ise, en az Sultan Alp Arslan ın Malazgirt ten sonraki ölçülülüğü kadar hayranlık uyandıracak nitelikteydi ifadeleriyle takdir ediliyordu. II. Haçlı seferi (1147) sırasında yaşanan çarpıcı bir örnek Türk karakter yapısının en güzel tasviridir; Fransız Haçlı ordusunu Antalya ya kadar takip eden Selçuklu askerleri burada aç, hasta ve perişan haldeki Fransız askerlerini görünce çarpışmayı bırakıp onlara insanlık elini uzattılar. Bu manzara karşısında sefere kralın papazı olarak katılan Odo de Deuil Ey hainlikten daha zalim olan merhamet! Müslümanlar, Hıristiyanlara ekmek vererek, onlardan dinlerini satın aldılar. Bununla birlikte Türkler, onları Müslüman yapmak için hiçbir zorlamada bulunmadılar. sözleriyle şaşkınlığını ve takdirini ifade etmiştir. 5 Türk başkomutanları kendilerine son derece güveni olan, birçok bakımdan iyi yetişmiş insanlardı. Fakat bu kendine güven, zaman zaman hata yapmalarına neden oluyordu. Şahsi emniyetlerini ihmal etme, bu konuda tedbirsiz ve ihtiyatsız davranma hayatlarını kaybetmeleri ile sonuçlanabiliyordu. Arslan Yabgu (1025), Sultan Alp Arslan (1072), Sultan Melikşah (1092), Çağa Bey (1092), Şahinşah (1116), Sultan I.Gıyaseddin Keyhüsrev (1211), Sultan I.Alâeddin Keykûbad ve Türk tarihinde ismini saymadığımız pek çok değerli insan maalesef şahsi emniyeti ihmal ve gaflet sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir. B) SAVAŞÇI UNSURLAR Bir ordunun teşkilâtı ve teçhizâtı ne kadar mükemmel olsa da savaşın kazanılmasında birinci derecede rol oynayan bizzat savaşan asker ve başındaki komutandır. Atlı ve yaya olmak üzere iki kısma ayrılan Selçuklu ordusunda savaşçı unsur sadece Türklerden oluşmuyordu. Sağlandığı kaynaklar ve özellikleri bakımından Selçuklu ordusu şöyle bir tasnife tabi tutulabilir; 1-Saray Muhafızları ve Gulâmlar Bunlar sarayı ve hükümdarı korumakla görevli özel birliklerdir. Saray gulâmları, Türklerden ve farklı milletlerden seçilip küçük yaşta (14 15) saraya alınarak eğitilirlerdi. Hem askerî alanda hem de saray hizmetlerinde özel bir eğitime tabi tutulan gulâmlar için saray, bir çeşit askerî okul idi. Saray gulâmları, hükümdarın özel hizmetleri yanında bütün sefer ve savaşlara katılmaktaydılar. Hükümdarın şahsına bağlı özel gulâmlarının dışında devlet adamlarına ve komutanlara bağlı özel gulâmlar da vardı. Türk devletlerinde liyâkat sahibi herkes için askerî ve sivil kadrolarda en alt kademeden en üst makamlara kadar yükselme yolu daima açıktı. Saraya hizmetli olarak giren birisinin emîr ( komutan) olduğu görülmektedir (ünlü Selçuklu komutanı Sav-tekin gibi) 6 Saray gulâmlarının isimleri ve görevleri ordu defterlerine (dîvân-ı ceyş) kaydedilmekte ve kendilerine yılda dört defa maaş verilmekteydi. Saray gulâmları maaşlarını alırlarken teftiş edilir, standart ölçülere uymayanların kaydı silinirdi. 2) Hâssa Birlikleri ( Sipahiler, Iktâ lı Askerler) Sipâhîler, Selçuklu ordusunun en önemli kısmını oluşturan, sadece savaş yapmakla görevli profesyonel askerlerdir. Hükümdarın şahsına bağlı hâssa birlikleri, barış zamanında devamlı içinde kalabilecekleri kışlalarda ve belirli merkezlerde toplanmaktaydılar. Selçuklu askeri ıkta sistemi, hâssa askerlerine maaş karşılığı olarak toprak verme esasına dayanır. Selçuklular bu sistem sayesinde büyük orduları devlet hazinesine yük olmadan beslemiş ve donatmışlardır. Ayrıca devlete ait toprakların büyük bir kısmı atıl olmaktan çıkmış, zirai üretim ve imar faaliyetleri artmıştır. Türkler başta olmak üzere çeşitli milletlerden seçilerek oluşturulan hassa askerlerinin eğitiminden sipâhsâlâr ve beylerbeyi gibi yüksek rütbeli komutanlar sorumlu idiler. Ayrıca savaşlarda bu birlikleri emir ve komuta etmek de aynı kişilerin görevi idi. 3) Hanedan Üyelerine, Devlet Adamlarına ve Emîrlere Bağlı Kuvvetler Melik unvanıyla anılan hanedan üyeleri, idarelerine bırakılan bölgelerde oturmaktaydılar ve kendilerine bağlı önemli bir askeri kuvvete sahiptiler. Normal zamanlarda bağımsız bir hükümdar gibi hareket eden melikler, gerektiğinde Sultanın emriyle merkezi orduya katılmaktaydılar. Sultana itaat ve bağlılık göstermeyen hanedan üyelerinin elinden toprakları geri alınır ve merkezi idareye bağlanırdı. 7 Selçuklularda büyük küçük bütün devlet adamlarına hizmetlerinin karşılığı olarak maaş yerine ıktâ ( belirli bir toprak parçası) verilmekteydi. Iktâlarının büyüklüğü ve geliri oranında gulâm besleyen devlet adamları, Sultan istediği zaman kuvvetlerinin başında merkezi orduya katılmak zorundaydılar. Sultan Melikşah ın son dönemlerinde Nizâmü l-mülk ün şahsına bağlı askeri gücün Selçuklu iktidarını tehdit eder duruma geldiği bilinmektedir. Türkiye Selçuklu sultanları, devlet adamlarına büyük ıktâlar ve imkânlar vermemeye dikkat etmişlerdir. Komutanların (emîr) ve askerî valilerin (şahne, sübaşı) emirlerinde bin ilâ on bin arasında gulâm kökenli kuvvetleri bulunmaktaydı. 4) Türkmenler ve Uç Kuvvetleri Dandanakan zaferinden sonra dalgalar halinde İslam ülkelerine dağılan Türkmenler, Hemedan, Kuzey Irak ve Azerbaycan gibi uçlara yakın bölgelere yerleşmişlerdir. Orta Asya daki boy düzenlerini buralarda da koruyan Türkmenler, başlarında bulunan boy beylerinden başka bir otorite tanımıyorlardı. Türkmenler, Sultan Melikşah zamanına kadar hemen hemen bütün sefer ve savaşlara ordunun önemli bir unsuru olarak katılmışlardır. Selçuklu hanedanının hâkim olduğu toprakların büyük bölümü Türkmenler tarafından fethedilmiştir. Kutalmış oğulları Anadolu nun fethine başladıklarında arkalarında Yabgulu adıyla bilinen büyük bir Türkmen kütlesi vardı. Türkmen boylarının ve beylerinin önemli rol oynadıkları uç teşkilâtları, sınırların korunması, genişletilmesi ve İslam dininin yayılması gibi önemli faaliyetler üstlenmişlerdir. Uçlarda görev yapan beylere sâlâr, emirlerindeki askerlere gâzî denilirdi. Uç beyleri merkezi idarenin temsilcisi olan uç beylerbeyi nin (emîrü l ümerâ) emri altında ama faaliyetlerinde serbest idiler. Malazgirt zaferinden sonra Anadolu ya yayılan Türkmenler, daha sonra bu coğr
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks