Please download to get full document.

View again

of 18
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

31. Kontrollü Değişim Sürecinde Müslümanların Suriye İle Sınavı YIL KAVRAM: VAHDET. KÜRESEL DÜNYADA KAYBOLMAK Atasoy Müftüoğlu

Category:

Public Notices

Publish on:

Views: 0 | Pages: 18

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
sayı: EYLÜL 2011 Kontrollü Değişim Sürecinde Müslümanların Suriye İle Sınavı KAVRAM: VAHDET KÜRESEL DÜNYADA KAYBOLMAK Atasoy Müftüoğlu TÜRKİYE'DE TASAVVUFUN AİLE VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ II
Transcript
sayı: EYLÜL 2011 Kontrollü Değişim Sürecinde Müslümanların Suriye İle Sınavı KAVRAM: VAHDET KÜRESEL DÜNYADA KAYBOLMAK Atasoy Müftüoğlu TÜRKİYE'DE TASAVVUFUN AİLE VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ II Ferid Aydın BİLGİ FETİŞİZMİ Şükrü Hüseyinoğlu MESCİDLER VE GÜNÜMÜZ Ahmed Kalkan Aylık dergi 5 TL 31. YIL MEKTUPLARA CEVAPLAR: Peygamberler günah işler mi? İktibas YIL: 31 SAYI: 393 Eylül 2011 KURUCUSU Er cü mend ÖZ KAN SA HİBİ An lam Ba sýn Ya yýn San. ve Tic. Ltd. Þti. Adý na Zafer ÇAM SO RUM LU YA ZI ÝÞ LE RÝ MÜ DÜ RÜ Hü se yin BÜLBÜL YAYIN KURULU Mu kad des ÖZ KAN - Memduh KARS A. Bu rak BÝR CAN - Er han AK TAÞ Meh med DUR MUÞ - Tarık ÖZKAN Yüksel İSMAİLOĞLU SA NAT - EDE BÝ YAT Elif ÝS MA ÝLOÐ LU KA PAK - DÝZ GÝ - TA SA RIM Pa ti sign (pbx) BAS KI Cem-Veb Ofset Sanayi ve Ticaret Alınteri Bulvarı No:29 Ostim/ANKARA Tel: BA SIM TA RÝ HÝ 13/09/2011 YA YIN TÜ RÜ: Ye rel Sü re li Ya yýn YIL LIK ABO NE 2011 Yý lý (385. ila 397. sa yý lar) Yıllık: 50 TL, Öð ren ci: 30 TL Yurt dý þý: 45 Eu ro Her Bir Cilt 20 TL e-dergi 30TL HA VA LE ÝÇÝN AN LAM Ba sýn Ya yýn Ltd. Ak bank An ka ra Mit hat pa þa Þu be si IBAN: TR TL için: No lu He sap Eu ro için: No lu He sap Yurt Dýþý: Telat Özhan Banka Adý: Deutsche Bank Konto Nummer BLZ Mainz Şubesi Tel/Fax: BIC: DEUT DE DBMAI IBAN: DE POS TA ÇE KÝ HE SA BI An lam Ba sýn Ya yýn Ltd. Þti. Pos ta Çe ki: ÝDA RE YE RÝ Tu na Cad. 14/ Ye ni þe hir/an KA RA Tel: (0 312) Fax: ÝK TÝ BAS im za lý ya zý lar der gi mi zi bað lamak ta dýr. Di ðer ya zý lar dan ya zý sa hip le ri so rum lu dur. web: ti basdergisi.com e-ma il: ik ti hoo.com İçindekiler İçindekiler SELAM İLE 2 YORUM Kontrollü Değişim Sürecinde Müslümanların Suriye İle Sınavı 4 KAVRAM Vahdet 8 DÜŞÜNCE Küresel Dünyada Kaybolmak/ Atasoy Müftüoğlu 11 Türkiye de Tasavvufun Etkileri II/ Ferid Aydın 15 Bilgi Fetişizmi/Şükrü Hüseyinoğlu 24 Mescidler ve Günümüz/ Ahmed Kalkan 26 Zaman Bilinci Eğitimi/Mehmed Durmuş 36 Hayat Bilgisi/Nurefşan Erden 39 Kıskançlık/Hased/Hikmet Ertürk 41 Belirlilik Hallerinden Zaman Belirsizliğine/ Kübra Kurt 47 Tahrif Lobisi Karşısında Tutum Belirlemek/ Fatih Demirhan 50 Etiket Totemi/Mehmet Mortaş 55 ÇEVİRİ Birleşik Devletlerin Çöküşünün Küresel Sonuçları 58 SANAT EDEBİYAT Gönüllü Sessizlik Toplumdaki Erdemdir/M.Akif Şahin 60 Öykü Yazarı ve Gece/Dilek Buz 62 İbrahim e/m.asaf Çelen 64 MEKTUPLAR Ali Eryılmaz/Mardin 65 Belçika 66 Ercan Özmen/İzmir 67 GÜNDEM İran Üzerinde Yanlışlar/Akif Emre 70 Liberal Müslüman Olur mu?/ Özlem Albayrak 72 Üçüncü Cumhuriyet/ Ali Bulaç 73 Ramazan ve Yabancılaşma Tehlikesi/Kenan Alpay 75 Kur an ın Muhatabı Akıllı İnsanlardır/Hasan Onat 76 İran Sorunu/Yusuf Kaplan 78 İran ve Türkiye: Entelektüel Savrulmalar/Cihan Aktaş 79 1 Selam Selam İle İle Değerli okuyucularımız! Sağ olana sayılı günler çabuk geçer diyen atalarımız ne güzel söylemişler! Bir Ramazan ın daha sonuna gelerek bayramı idrak etme lütfuna eriştik. Rabbimize ne kadar hamd etsek azdır. Bu sebeple hepinizin bayramını kutluyor, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Ancak dilek ve temenniler ile yaşadığımız dünyanın olumsuz şartları değişmiyor. Dünya Müslümanları olarak içinde bulunduğumuz durumu ciddiyetle düşünmemiz gerekiyor. Bir yanda kan ve gözyaşı, diğer yanda açlık ve sefalet içinde yüzen milyonlarca insan var. Özellikle Müslüman olan ülkelere Batının reva gördüğü bu zulüm, vicdan sahibi tüm insanları derinden yaralamaktadır. Dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip oldukları halde, karınlarını doyurmaktan bile mahrum bırakılmışlardır. Bütün değerleri, batılı şirketler tarafından yağmalanmış; insanca bir hayat yaşamaktan mahrum bırakılmışlardır. Bu duruma boyun eğerek yaşamak, zilleti kabullenmektir. Mustezafların bu durumdan kurtarılması için, ümmet bilinciyle hareket ederek, siyahıyla, beyazıyla bir millet olduğumuzun bilincinde olmak zorundayız. Birlik ve beraberliğe bu günlerde, her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. İnsanları din üzerinden parselleyerek, paramparça etmişler; her parçayı da diğerinin karşısına çıkartarak birbirine kırdırmanın hesabını yapmaktadırlar. Ümmet bilincinden mahrum olanlar da onların istekleri doğrultusunda hareket ederek işlerini kolaylaştırmaktadırlar. Ümmetin derdiyle dertlenmeyen, kısa vadeli hesaplar peşinde olan bu zümre için Allah şöyle buyuruyor: kendilerine indirilen gerçek sebebiyle, iman edenlerin, Allah ın zikriyle kalplerinin titreme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onların çoğu fasıktır. (Hadid 57/16 ) Aylardır bölgede estirilen sıcak rüzgârlar, hem içte hem de bölgede sıcaklığını korumaktadır. Bölgeyi saran ateş, komşumuz Suriye ye de ulaştı. Sokağa çıkan halk ile devlet güçlerinin kıyasıya mücadelesi devam etmektedir. Bölgede yeni dengelerin kurulması için, yeni kurbanların kanları heder ediliyor. Bu nedenle ayın yorumunu; Kontrollü Değişim Süecinde Müslümanların Suriye İle Sınavı başlığıyla ele aldık. Suriye de yaşananlar gerçekten endişe verici. Emperyalist güçlerce kurgulanmış ve değişen dünya dengelerine göre yeniden yapılandırılma gereği duyulan bu ülkede, biz müslümanlar açısından ahlakî ve vicdanî sorumluluklar doğuran bir manzara söz konusu. Yaklaşık otuz yıl önce ki Hama katliamını hatırlatan görüntüler, adeta sorunlu geçmişimizi ve bir türlü Kur ân merkezli bir çizgiye oturtamadığımız halimizi bir tokat gibi suratımıza çarpmakta Diyerek sorumluluklarımızı hatırlatmaya çalıştık. Kavram bölümünde ise, insanlığın en elzem ihtiyacı olan birlik, beraberlik anlamına gelen Vahdet kavramını işledik. İnsanlar dünya kuruldu kurulalı şu veya bu şeyin üzerinde birliktelikler, beraberlikler, yani vahdet oluşturmuşlardır. Bu bâtıl olmuş, hak olmuş, ama olmuştur ve olagelmektedir de Bundan kısa bir süre önce hemen herkesin iki ayrı dünya görüşü üzerinde kümelendiği (birleştiği)ni görüyorduk. Bugün ise kapitalizmin; laik-demokratik dünya görüşü ve yaşam biçiminin üzerinde birleşilmesine çalışıldığı, insanların buna zorlandığı görülmektedir. Düşünce yazıları bölümünde Atasoy Müftüoğlu nun Küresel Dünyada Kaybolmak isimli 2 yazısında: Hayatın her alanında çok şiddetli başkalaşmalar yaşıyoruz. Küreselleşmenin her şeyi li yazısıyla insan için zamanın önemini vurguluyor. Belirlilik Hallerinden Zaman Belirsizliğine isim- tek biçimli hale getiren baskısı ve şiddetine direnebilecek bir kültürel zenginliğe sahip olmadığımız Belirlemek isimli yazısıyla geçmiş ümmetler ile Fatih Demirhan, Tahrif Lobisi Karşısında Tutum kültürümüzün çok ciddi bir erozyona ve yabancılaşmaya uğradığını, yoksullaştığını kabul etmek bu ümmetin ilahi kitaplar üzerinde ve Allah ın dini üzerinden yapılan tahriflerin ayniliğine dikkat çekiyor. zorundayız. demektedir. Ferid Aydın geçen sayıdan devam eden : Türkiye de Tasavvufun Aile ve Mehmet Mortaş, Etiket Totemi isimli yazısında: Etiket toteminin en tehlikeli en tahrip edi- Toplum Üzerindeki Etkileri isimli yazısının ikinci kısmını sizlerle buluşturduk ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. ci şekli toplumların ve kişilerin skolâstik düşünce Ahmed Kalkan: Mescidler ve Günümüz isimli yazısında başta üç mescid olmakla birlikte mes- de bilginin çok kolay ulaşıldığı elde edildiği günü- girdabına girdikleri zihinsel boğulmalarıdır. Belki citlerin dün ve bugün itibariyle icra etmiş oldukları müzde bilgi yüklü guruplar kişiler olarak karşımıza fonksiyonlarını dile getirdiği emek mahsulu yazısını sizlerle paylaştık. kir, düşünce ve yaşam tarzlarının dışına çıkmaları çıkmaktadır. Bu gurup ve kişiler bağlı olduğu fi- Mehmed Durmuş, Zaman Bilinci Eğitimi mümkün görünmemektedir. Her türlü bilgi alışverişine kapalı kendi kişilikleri ve gurupları içerisinde isimli yazısında Bu kısacık sure bize ne büyük hakikatleri öğretiyor. Demek ki insan en büyük sermayesi olan zamanı / akıp giden ömrünü iman ve birbirlerine bağlı olduklarını hissetmektedirler. diyerek durumu tahlil etmektedir. Muhammed İkbal salih amelle değerlendiremiyorsa, büyük bir ziyan Durmuş, Immanuel Wallerstein Birleşik Devletlerin Çöküşünün Küresel Sonuçları İsimli yazısını içindedir. Buzlarını satıp kazanca dönüştüremeyen satıcı misali, insan da sermayeden zarar etmiştir. diyerek zamanı bilinçli kullanmanın önemini vurgulamaktadır. Sanat Edebiyat sayfamızda ise, Mehmet Akif dilimize çevirerek istifademize sunmuştur. Nurefşan Erden, Hayat Bilgisi isimli yazısında: Hayat bir deniz gibi değil midir? Biz denizi meyen Erdemdir, Dilek Buz un, Öykü Yaza- Şahin in, Gönüllü Sessizlik Toplumdaki Bilin- her zaman sessiz ve tehlikesiz olarak düşünebilir rı ve Gece isimli yazıları ile, M. Asaf Çelen in, miyiz? O bazen dalgalanmaz mı? Üzerinde ne varsa kaldırıp devirmez mi? Denizin dalgaları gibi Mektuplara Cevaplar da ise, Bizlere Mardin den İbrahim e isimli şiirini okuyabilirsiniz. hayatın dalgaları da bizi şaşırtmamalı. Zaten en yazan Ali Eryılmaz ın, Belçika dan yazıp ismini belirleyici imtihanımız da hayatımızla ilgili olan vermeyen okuyucumuzun, İzmir den yazan Ercan değil midir? Ya hayatımızı inancımıza katacağız ya Özmen kardeşimizin muhtelif sorularına verdiğimiz cevapları bulacaksınız. Gündem bölümünde da reel şartlar bizim hayatımızı belirleyecektir. Kurallar ihlal edildiğinden sağlam bir yapı kuramıyor, konforlu özel mağaralarımızda can çekişip duruyor, ise her zaman olduğu gibi sizler için seçtiğimiz bunun adına da yaşamak diyoruz. diyerek tasvir ayın gündemine düşen yazıları bulacaksınız. ediyor ilahi gayeden uzak bir hayatı. Bir sonraki sayımızda buluşmak temennisi ile Hikmet Ertürk ise, Kıskançlık / Haset konusunu sizlerin istifadesine sunuyor. Kübra Kurt, Allah a emanet ediyoruz. sizleri dergimizle baş başa bırakıyor, hepimizi 3 Yorum Yorum Kontrollü Değişim Sürecinde Müslümanların Suriye İle Sınavı Suriye de yaşananlar gerçekten endişe verici. Emperyalist güçlerce kurgulanmış ve değişen dünya dengelerine göre yeniden yapılandırılma gereği duyulan bu ülkede, biz müslümanlar açısından ahlakî ve vicdanî sorumluluklar doğuran bir manzara söz konusu. Yaklaşık otuz yıl önce ki Hama katliamını hatırlatan görüntüler, adeta sorunlu geçmişimizi ve bir türlü Kur ân merkezli bir çizgiye oturtamadığımız halimizi bir tokat gibi suratımıza çarpmakta Hâlâ Kuzey Afrika ve Ortadoğu da devam eden değişim ve dönüşüm sürecinin hangi dinamiklerle gerçekleştiğini ve ideolojik ekseninin ne olduğunu anlayamamış insanımızın reaksiyoner tepkileriyle karşı karşıyayız. Diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi Suriye deki olayları da değerlendirirken ortaya konulan çarpık zihniyetin tezahürü bu tepkiler ile bu çarpık zihniyetin yücelttiği kavramlar, değerler ve ilkeler bize ait değil. Tam tersine temel referanslarıyla, felsefesi ve kavramlarıyla (sözde evrensel) Batılı zihniyet damgasını vurmakta. Üstelik bu kez her zamankinden farklı olarak Batılı değerlerle müslümanların değerlerini uyumlaştırma projesiyle ortaya çıkan bulanıklık, insanımızın bir kısmını da tereddüde düşürmekte, maalesef içinde bulunduğu açmazların etkisiyle net bir duruş sergilemesini engellemektedir. Dolayısıyla gelişmelere müslümanca yaklaşmak, devletleri, örgütleri ve toplulukları Kur ân î bir perspektiften değerlendirme imkânı bulunamamaktadır. Sorunlu tarihin, temel referansımızın süzgecinden geçirilmeden oluşturulan din anlayışıyla, saltanatların has şahsiyetlerini yansıtan siyasi bakış açısıyla, Şiîsiyle, Sünnîsiyle günümüzü doğru okumamızda beklenilmemelidir. Üstelik bu gerçeklik öyle hastalıklı bir şekilde Müslümanların hayatını etkilemektedir ki günümüzde küresel küfür Şiî Sünnî çatışmasının planlarını rahatlıkla yapabilmektedir. Bu bağlamda Suriye de yaşananlar ve yaşanması muhtemel olayların sadece bu ülkeyle sınırlı kalmayacağını aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Özellikle değişen dünya ve bölge koşullarında Türkiye nin yeni konumu ve misyonunu, İran ın devrim sonrası siyasi pozisyonunu, açmazlarını, bölgedeki kritik dengeleri ve küresel güçlerin beklentilerini dikkate almadan sağlıklı ve kapsayıcı bir değerlendirme yapılamayacağı unutulmamalıdır. Yine analiz yapılırken eski sistemin yıkıldığı, bölgede yeni bir sistemin kurulma sürecinde olduğu gerçeği göz önüne alınmalıdır. Dolayısıyla eski yapının enstrümanları ve aktörleri yerine yeni sistemin temel ekseni üzerinde bir yorum gerekliliği açıktır. Her ne kadar bölgedeki petrol paylaşımının yeni süreçte gündemde olması söz konusu olsa da orta ve uzun vadede uranyum başta olmak üzere stratejik yeraltı zenginlikleri, güneş enerjisi, gıda güvenliği çerçevesinde yeni hedeflerin öne çıkacağını da öngörmemiz lazımdır Velhasıl Suriye deki değişim kolay olmayacaktır. Değişimin güvenliği ni sağlayacak kurumsal bir yapının, küresel aktörlerin işini 4 kolaylaştıracağı yapısal özelliklere sahip olmaması açısından Libya ya benzese de Suriye deki durum çok daha karmaşık ve bölgesel dengeleri etkileme potansiyeline sahip bulunmaktadır. Bu yüzden Suriye de yaşanan kaosun dinamiklerini yeterince kavrayamayanlar, bu ülkedeki katliamları, vahşeti ve zulmü önlemek adına dış müdahale de dâhil çözümler önermektedirler. Bunu yapanların bir kısmı da ne yazık ki bölge de ve Suriye de yaşanan değişim ve dönüşüm sürecinin ideolojik niteliğinin ya farkında değiller ya da /İran ın bölgedeki değişim ve dönüşüme bakışındaki naifliği, hatta kafa karışıklığının yanı sıra Suriye deki sürece hangi saiklerle yaklaştığı konusunda da dengeli bir yaklaşım geliştirememekteler. Daha öncede altını çizdiğimiz gibi eski düzenin ürünü olan Suriye deki yapının değiştirilip dönüştürülmesi hiçte kolay değildir. I.Dünya savaşı sonrası bölgede stratejik hesaplarla kurulan düzen ve bunun soğuk savaş döneminde revize edilerek devam etmesinden sonra bu değişim süreci hâliyle kolay olmayacaktır. Aynı zamanda İran da yaşanan devrim ve bu devrimin uluslararası sistemde oluşturduğu sarsıntılar ve bölgedeki yansımaları şartları daha da ağırlaştırmıştır. En son ABD nin Irak ı işgaliyle ortaya çıkan dengeler ve bu dengelerin güçlendirdiği İran Suriye ekseni, bölgenin sosyopolitik dengesini daha kırılgan hâle getirdiği gibi küresel aktörler ve yerli işbirlikçilerinin işlerini de bir hayli zorlaştırmıştır. Bölgeyle ilgili Çin in hesapları ve kendi çıkarlarını koruma yolundaki hamlelerinin yanı sıra AB nin bölgenin yeni dengelerinde söz sahibi olma isteği de söz konusu ekseni güçlendirmiştir. Toparlanma sürecindeki Rusya nın pragmatik hamleleri de bu denklemde ihmal edilmemelidir. Buna karşın ABD İsrail Türkiye ekseni ise bölgeyi yeniden şekillendirmeye çalışan en güçlü unsur olarak gözükmektedir. Burada değişen dünya ve bölge dengeleri sonucu farklılaşan Türkiye nin yeni konumu ve misyonu, bazılarını bilerek veya bilmeden bu eksen konusunda tereddüde düşürse de Türkiye nin temel politikalarda ABD ile uyumluluğu, bölgeyle ilgili hassasiyetlerdeki uyarıcı inisiyatifi doğru okunduğunda bu eksenin belirginliği daha net fark edilecektir. Nitekim bahse konu pozisyonu dolayısıyla küresel aktörlerin bölgeyle ilgili temel politikalarını gözden kaçırmayan ve şartların kendisine sunduğu nispeten daha geniş hareket alanı içinde politika üreten Türkiye ile kısmen de olsa sistem dışı gözüken, devrimden sonra bölgesel dengelerde giderek güçlenen İran, Suriye konusunda öne çıkan iki bölgesel güç İran, her ne kadar kendisini İslam devleti olarak tavsif etsede, bu bağlamda en çok takdir topladığı siyasi duruşunda bile zaman zaman ulus devlet refleksi göstermekte ve öncelikle İran devletinin stratejik hesaplarına göre adımlar atarken ilkesel ve ahlâkî kaygılar taşımamaktadır. Bu durum, İran tarafından, içinde bulunduğu kritik şartlarla izah edilmeye çalışılsada bu, bir İslam devleti için hiçbir stratejik hesabın ilkesel ve ahlâkî sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gerçeğine ters düşmektedir. Ve İran, bu konuda ilk defa ilkesel ve ahlâkî sorumluluğunu bir kenara bırakarak davranmamakta, zaman zaman ulus devlet refleksi gösterdiği bilinmekte ne yazık ki! Evet, İran, uluslararası sistemin dışında bir devlettir. Bu nedenle küresel güçler, hesaplarını bozan İran a bunun bedelini ödetmek istemektedirler. Ama İran ın eleştirilen bu tavrında asıl etken bu saldırı, kuşatılma kaygısı değildir; kendi sisteminin açmazları bu sonucu ortaya çıkarmaktadır. Zira düşünsel bir devrim yaşamadan siyasal bir devrim gerçekleştiren İran, tıpkı sünnî 5 camiada olduğu gibi sorunlu bir din anlayışının tüm handikaplarını yaşamaktadır. Bu açmaz, İran ı iç meselelerinin çözümünde zorladığı gibi en güçlü olduğu dış politikada da zorlamaktadır. Sonuçta bu handikap ile İran, Suriye deki gelişmelere kendi güvenliği ve bölgedeki müttefiklerinin geleceği açısından yaklaşmakta ve endişe duymaktadır. Bu bakış açısının doğal sonucu olarak İran, Suriye deki olayların arkasında küresel emperyalizm ve onların yerli işbirlikçilerinin olduğunu, dolayısıyla bu unsurlarla mücadelenin, Suriye nin kendi güvenliği çerçevesince değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmektedir. Dahası Suriye de sahnelenen bu oyunun İran ın güvenliğini tehdit eden boyutları olduğunu da ileri sürmektedir. Bu değerlendirmeyi yaparken de İran, büyük oranda haklı olmasına rağmen, küresel güçlerin yönlendirdiği müslüman coğrafyadaki değişim sürercini doğru okuyamadığı gibi müslümanlara yönelik sorumluluğunu, zalime karşı tavrını ortaya koyamamaktadır. Türkiye ise hem küresel Batılı güçler hem de bölge için stratejik bir ülke. Ve Türkiye, uluslararası sistemin tam olarak bir parçası; NATO üyesi, uluslararası ilişkilerdeki başat aktörlerin özellikle bölgesel politikalarında merkez ülke konumuna sahip olduğu gibi bu güçlerin yeni bölgesel hâkimiyetleri açısından model ülke misyonuyla çok kritik önem arzetmekte. Türkiye nin yeni konumu ve misyonu mutlaka doğru okunmak zorundadır. Çünkü Türkiye nin yeni misyonu özellikle müslümanlar açısından, müslümanların yaşadığı bu coğrafya bakımından kritik öneme sahip bulunmaktadır. Türkiye, yeni dünya ve bölge dengelerinde merkez ülke konumuna sahip, aynı zamanda ideolojik olarak model ülke dir. Ilımlı İslam projesi çerçevesinde oluşturulan Türkiye nin bu model ülke misyonu, (sözde evrensel) Batılı değerlerin taşeronluğu, küresel küfrün ve konjonktürden yararlanarak atılım yapmak isteyen yandaşlarının bölge hâkimiyeti açısından stratejik öneme sahiptir. Bu gerçekler ortadayken bazı çevrelerin Ilımlı Laik eksende oluşturulmaya çalışılan yeni paradigmasıyla Türkiye Cumhuriyeti ne hak etmediği bir misyon yüklemekte ve müslümanların, mazlumların haklarını savunacak yeni kurtarıcı olarak görmektedirler. Bunlar hala Türkiye nin yeni konumu ve misyonunu kavrayabilmiş değiller. Bunların dışında bir de Türkiye nin Suriye ye müdahalesini isteyen bir kesim daha var. Mevcut şartlarda uluslararası bir müdahalenin Suriye sınırlarını aşarak bölgede kontrolü güç komplikasyonlara neden olacağını düşünen bunlar, Türkiye nin bölgede artan ağırlığından da rahatsızlık duymaktadırlar. Söz konusu çevreler Türkiye nin Suriye ye müdahale seçeneğini dile getirerek Türkiye nin İran ve bölge ülkeleriyle ilişkilerinde de tereddütler oluşmasından yarar ummaktadırlar. Oysa Suriye ye müdahalenin İran ın bölgedeki ağırlığına zarar verebileceğini bilmelerine rağmen, ABD ve İsrail deki makul düşünen çevrelerin bile bu konuda çok net oldukları söylenemez. Ama ABD başta olmak üzere küresel aktörlerin bir kısmı, ekonomik enstrümanları kullanarak ve muhalefete destek vererek Suriye deki değişim ve dönüşümü zorlamaktalar. Lakin Esad rejimi/baas yönetimi içinse Suriye den çok kendi azınlık rejimi önemlidir. Dolayısıyla bu süreci bir ölüm kalım mücadelesi olarak değerlendirdikleri çok açık. Aynı zamanda bu azınlık rejimi kendi içinde de farklı yaklaşımlara sahip görünmekte. Bu nedenle Türkiye nin misyonu gereği yaptığı gibi Esad ı barışçı yöntemlere ikna etmesi, ikna etse bile bunun kolayca uygulamaya konulması kolay gözükmemektedir. Suriye de kısa vadede radi- 6 kal bir değişim beklentisi gerçekçi olmayacağına göre kademeli bir geçiş süreci yaşanacağı kuvvetle muhtemeldir. Bunun dışındaki seçenekler ise olumsuzdur. Ya Suriye deki azınlık yönetimi zaman kazanmak adına kendi halkını katletmeye devam edecek ya da bir dış müdahale gündeme gelecektir.
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks