Please download to get full document.

View again

of 23
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısı

Category:

Investor Relations

Publish on:

Views: 0 | Pages: 23

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısı NİŞANCI FERİDUN AHMED PAŞA KANUNNÂMESİ ÖZET Kanunnâmeler, Osmanlı hukuk sistemi içerisinde
Transcript
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısı NİŞANCI FERİDUN AHMED PAŞA KANUNNÂMESİ ÖZET Kanunnâmeler, Osmanlı hukuk sistemi içerisinde bulunan örfi hukukun uygulama alanındaki ana kaynaklarından biridir. Bu çalışmada, III. Murad dönemi umumi kanunnâmelerinden Nişancı Feridun Ahmet Paşa Kanunnâme si incelenmiştir. Kanun ve kanunnâme terimleri hakkında bilgi verilmiş ve eserin metni günümüz Türkçe sine çevrilmiştir. Soyut ve meseleci (fetva) ifade dilinin birlikte kullanıldığı eserde, XVI. asra ait idari, sosyal ve ekonomik hayatla ilgili önemli bilgiler sunulmaktadır. Dr. Ümit KILIÇ* K ABSTRACT Law books are one of the basic sources used in the application of the common law, which is a part of the Otoman law. In this study, Nişancı Feridun Ahmed Paşa law book, which is one of the common law books of the Murad III. Period, is examined. In this study, information relating law and law book terminology is given and the text of the book is translated into modern Turkish. The book uses the abstract and fatwa language together and provider significant information on the govermental, social and economic situation in the 16th. century. anun kelimesi, devletin yasama kuvveti tarafından koyulan ve toplumun tümünün uymak zorunda olduğu her türlü nizam, kaide ve kural anlamına gelmektedir. 1 Türkçe ye Arapça dan geçen Kanun kelimesinin, Grekçe de vergilemeye yönelik arazi tahririnde kullanılan ve bir uzunluk ölçüsü birimi olan Kanon terimi olduğu ileri sürülmektedir 2. Daha sonraki yüzyıllarda birer ölçüt teşkil etmek üzere hazırlanan vergi kural ve listelerine ve hatta onların kaydedildiği tahrir defterlerine de isim olmuş ve zamanla anlamı genişleyerek vergiye ilişkin olanlar başta olmak üzere, kamu alanındaki çeşitli esas, kural, ilke * Atatürk Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. 1 E.Özbilgin; Bütün Yönleriyle Osmanlı, İstanbul 2003, s H. İnalcık; Kanun DİA. TDV. Yay. C. 24, İstanbul 2001, s. 323 282 Ü. KILIÇ: Nişancı Feridun Ahmed Paşa Kanunnâmesi ve düzenlemeler manasında kullanılmaya başlanmıştır. 3 Arapça ya ise İslâm hilafetinin Suriye ve Mısır da Bizans idaresine vâris olduğu zamanlarda eskiden kalmış vergiler için kullanılmasıyla geçmiştir. Daha sonraki dönemlerde ulû lemr in çıkardığı emirlere âlem olmuş ve özellikle örfi hukukla ilgili bu emirnâmelere kanun denilmeye başlanmıştır. 4 Kanun kitabı anlamına gelen kanunnâme ise, şer i hukukun yanında idari, mali ve cezai değişik hukuk alanlarına ait olmak üzere padişahların emir ve fermanlarıyla çıkarılmış olan kanun ve nizâmlara, aynen veya özet olarak, bir araya toplamak suretiyle düzenlenen mecmualar için kullanılmıştır 5 Osmanlı Devleti nde kanunnâme teriminin anlamı genellikle vezirlerin ve paşaların yürürlüğe koyduğu düzenlemeleri, yetkili bir otoritenin kesin ve açık olarak belirlediği kanunları ifade edecek şekilde genişlemiştir. Sadece tek bir hüküm (ferman veya berat) ya da belirli ve sınırlı bir konu kanunnâmeyi şekillendirebileceği gibi, imparatorluğa yahut belirli bir bölgeye veya sosyal bir gruba uygulanabilen kanunnâmeler de vardır. 6 Osmanlı hukukuyla ilgilenen araştırıcılar arasında en fazla tartışılan konuların başında, bu hukukun genel yapısı ve şer i-örfi karakteri gelir. Bu konuda, Osmanlı hukukunun tam anlamıyla İslâm hukukunun bir uygulaması olduğu ya da İslam hukukundan çok sınırlı ölçüde istifade etmiş tamamen orijinal ve farklı bir hukuk teşkil ettiği gibi birbirinden çok farklı iddialar ileri sürülmüştür. Araştırıcılar tarafından bu kadar farklı sonuçlara varılmış olması, mevcut tarihi ve hukuki belgelerin farklı bilgiler vermesinden ziyade, bunların farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır Şurası bir gerçek ki, Osmanlı Devleti nin kuruluşuyla birlikte yeni ve orijinal bir hukuk sistemi başlamış değildir. Bu devleti kuranlar birçok şeyin yanı sıra o zamana kadar Türk ve İslâm devletlerinde işlemekte olan ve büyük ölçüde müştereklik arz eden bir hukuki yapıyı da tevârüs etmişlerdi. Ancak Osmanlı ların, almış oldukları bu hukuki mirası hiç bir değişikliğe uğratmadan uyguladıklarını düşünmek mümkün değildir. Altı asırlık bir süreç içinde ihtiyaç duyuldukça bu hukuki yapıda gerekli değişiklikler ve ilaveler yapılmıştır. Bu değişikliklerin sonrasında bile Osmanlı hukukuyla daha önce tarih sahnesinde yer alan veya çağdaşı olan İslâm ve Türk devletlerinin hukukları arasında büyük ölçüde bir paralellik daima var olmuştur. 7 3 H. inalcık; Kanun El 2, Leiden 1978, c.iv, s A. Özcan; Eyyubi Efendi Kanunnâmesi, Eren Yay, İstanbul 1994, s Ö.L. Barkan; Kanunnâme İA. C. VI. s H. İnalcık; Kanunnâme DİA. C. 25, s. 333; M.A. Aydın; Osmanlı Devleti Tarihi, Osmanlı da Hukuk Edtr, E. İhsanoğlu İstanbul 1999 c.ii, s , 7 M.A. Aydın; Osmanlı Devleti Tarihi. Osmanlı da Hukuk Edtr, E. İhsanoğlu İstanbul 1999 c.ii, s H. İnalcık; Osmanlı Hukukuna Giriş, Örfi-Sultanî Hukuk ve Fatih in Kanunları AÜSBF A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısı Osmanlı hukuk sisteminin kaynakları, Moğolların hukuk uygulamalarına yani yasağ dan kaynaklanan yasaya dayanmaktadır. Ceza Hukuku nun kaynağını daha önceki Türk gelenekleri, yazılı hukukun genel mefhumlarını ise, Moğol imparatorluğu hukuku ile onun takip eden Güney İran ve Irak ve Doğu Anadolu daki devletlerin hukuku oluşturmuştur. Osmanlıların daha önce Uzun Hasan tarafından çıkarılmış olan kanunnâmelerin bazıları için kullandığı yasa tabiri, Cengiz Han ın yasa-ı kadim-i Cengiz Han yarguname olarak bilinen kanunlarının adı olup, Memluk tarihçilerine göre, Moğolların sınırları ötesinde müslüman ülkelerde dahi büyük itibar görmüştür. XIV. yy da Farsça yazılmış olan bir ilhanlı fermanına göre, suçluların bervech-i şeriat ve yasa cezalandırılacakları ifade edilmektedir. Bu kaide, Osmanlı hükümlerinde şer i ve kanuna göre şeklinde yer almıştır. Bağdad Mercaniye Medresesi ndeki 1357 tarihli bir kitâbede Divan li fasli l kadaya şşeri yye ve l-yerguciyye ifadesi şer i ve örfi davaların görüldüğü bir mahkemenin varlığını haber vermektedir Yargu Moğolca da hüküm ve yasa, yargucu da bunu uygulayan kimsedir. Aynı şekilde Memluklular da, İran da ve Hindistan daki İslâm devletlerinde farklı isimler taşısa da bir örfi hukukun varlığı bilinmektedir. 8 Osmanlı tarihinde örfi hukuk kavramına ilk defa Fatih Sultan Mehmet dönemi tarihçilerinden Türsun Bey in Tarih-i Ebu l Feth adlı eserinde rastlanmaktadır. Tursun Bey hukukun yanında... ve illâ, ya ni bu tedbir ol mertebede olmazsa belki mücerred tavr-ı akl üzre nizâm-ı âlem zâhir içün, meselâ tavr-ı Cengiz Han gibi olursa, sebebine iâfe iderler, siyâset-i sultani ve yasağ-ı padişâhi dirler ki örfümüzce ana örf dirler... ifadesiyle örfi hukukun varlığından da bahsetmektedir. 9 Osmanlı Kanunnâmeleri çıkarılış amaçlarına göre şu ana başlıklar altında sınıflandırılabilir. I. Padişah hükümleri şeklindeki Kanunnâmeler; Bunlar, belirli idari meselelere ya da ihtiyaçlara cevap vermek üzere fermanlar yahut beratlar şeklinde yayımlanmış olup valiler ve kadılar tarafından uygulanmaları istenen hükümlerdir. II. Sancak Kanununâmeleri; İlhanlılar, her bölge için düzenlemeleri ve vergileri gösteren kanun-ı memleket diye bilinen müstakil defterler hazırlamışlardı. Bu an ane şüphesiz Abbâsiler döneminden eski İran a kadar uzanır. Osmanlılar kendi bölgesel vilayet ya da sancak (livâ) kanunnâmeleriyle bu uygulamayı sürdürdüler. Bu kanunnâmeler padişahın tuğrasıyla onaylanmış ve her bölgenin mufassal tahrir defterlerinin başında yer almıştır. III. Belirli gruplarla Dergisi, c. XIII, Ankara 1953, s.102. F. Köprülü; Ortaçağ Türk Hukuk Müesseseleri II.TTK Kon. Bil. TTK. Yay, İstanbul 1943, s U. Heyd; Eski Osmanlı Ceza Hukukunda Kanun ve Şeriat AÜİFD. Ankara c. XXVI. s H. İnalcık; Kanun DİA. s M.A. Aydın; Osmanlı da Hukuk, s Tursun Bey; Târih-i Ebu l Feth. Hz. Mertol Tulum, İstanbul 1977 s. 12 284 Ü. KILIÇ: Nişancı Feridun Ahmed Paşa Kanunnâmesi ilgili kanunnâmeler, bu tür kanunnâmeler eyalet kanunâmeleri ile ayrı kategoride ele alınabilir. Özel kanunnâmeler genellikle belirli bir yerde devlete hizmet eden reaya grupları için çıkarılmıştır. Bunlar prensip olarak yedek askeri hizmeti yerine getiren gruplar olup en önemlileri yaya ve müsellem, canbâz, eşkinci, yörük ve eşkinci Tatar ve Eflâklardır. IV. Devlet teşkilatlarıyla ilgili Kanunnâmeler; Fatih Sultan Mehmed in devlet teşkilatıyla ilgili kanunnâmesinin başlangıcında devletin işlerini düzenlemek için yazıldığı ifade edilir. Saray, hükümet ve protokol konularıyla ilgili olarak Osmanlı devlet sisteminin mantığını izler. V. Genel kanunnâmeler; Bu türdeki kanunnâmeler devletin bütün bölgelerinde yürürlükte olmak üzere düzenlenmiştir. Hususi kanunnâmelerin çoğunluğuna kaynaklık eden, ceza, tımar nizamı, sipahi, reâyâ, mali vergiler ve benzeri hususlara ait hükümler ihtiva eden umumî kanunnâmelerdir. Fatih Sultan Mehmed in reâyâ kanunnâmesi daha sonraki umumî konuların çekirdeğini teşkil etmiş ve bazı tadillerle Tanzimat sonrasına kadar yürürlükte kalmıştır. 10 Temelde genel ve hususi olarak ikiye ayırabileceğimiz kanunnâmelerin hazırlanış ve uygulamaya konuluş biçimleri birbirlerinden farklılıklar arz eder. Genel kanunnâmeler, nişancı tarafından padişahın fermanı üzere hazırlanır, divan-ı hümâyun da mütalaa edilir, sadrazam da bizzat müzakere ve tashihlere katılır, padişaha arz edilir ve padişah tarafından tasdik edilince de bütün reâyayı bağlar hale gelir. Hususi Kanunnâmelerin çoğunluğunu teşkil eden sancak kanunnâmelerinin aslı, Kanun-i Osmanî denilen genel kanunnâmelerdir. İlgili bölgenin tahririni yapan defter eminleri ve vilayet kâtipleri, tahrir işlemini bitirdikten sonra, mufassal defterin başına o sancaktaki hususi örf ve adet kurallarını, şer i ve örfi vergilerin oran ve miktarlarını da dikkate alarak, Kanun-i Osmanî yi o bölgeye, adapte etmişlerdir. Bu kanunnâmeler, Sadrazamın arzı sonucu padişah tarafından tasdik edilmiş ve nişancı da tuğrasını çekmiştir. Böylelikle defterlerin muhtevası ve kanunnâmesi kesinleşmiş olur. Çok defa yalnız bir zümreyi ilgilendiren ferman kanunlar ve berat larında hazırlanışı da aynı şekildedir. 11 Kanunnâmelerin tümünde ifade dili iki şekildedir. İlki, fetva sistemi olarak adlandırılır. Bu sistemde önce konulmak istenen kurala dair bir mesele tertip edilir, sonra el-cevap başlığı ile sualin cevabı verilerek istenilen kural konur. Bu ifade tarzı, kazuist formu bakımından İngiliz Hukukuna benzerlik göstermektedir. Diğer 10 H. İnalcık; Kanunnâme s A Akgündüz; Osmanlı Kanunnâmeleri, Fey Vakfı Yay, c. I. İstanbul 1990, s E. Özbilgen; Osmanlı, s M. Şen; Osmanlı Hukukunun Yapısı, Osmanlı, c. 6, Yeni Türkiye Yay, Ankara s N. Çağatay; İslam Hukukunun Ana hatları ve Bunu Bazı Kurallarını Değişik Uygulamaları, Belleten, c. 51, Ankara 1987, s. 200 A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısı ifade tarzı, ise günümüz modern kanun maddelerine benzer şekilde soyut sistemde kaleme alınmıştır ve ağırlıklı olarak cezai hükümlerde görülmektedir. 12 Kanunnâmelerin Mes eleci (Fetvacı) sistemle yazılmasının sebepleri üzerinde konuyla ilgili araştırmacılar arasında ortak bir kanaat mevcut değildir. Ö. Lütfi Barkan, bu hadiseyi, kanunnâmelerin içerdiği mevzuat için tamamen yabancı ve fuzuli bir mahiyet arz ettiği halde, bazı mecmualardaki hükümlerin fetva şeklinde tertip edilen meselelerle tezyin ve izah edilmeğe teşebbüs edilmiş olması olarak değerlendirmiş, soyut sistemle belirlenen kanunların nasıl tatbik edilebileceğini bu kanunları yürütmekle görevli kadı ve diğer memurlara göstermek için tertip edildiğini ifade etmiştir. Ayrıca şer i hukuka uymayan ve genellikle şer i hukukun sahasına ait olmayan bazı uygulama ve usulleri benimseyebilmek için, akıllarda hiçbir şüphe ve tereddüde meydan vermemek üzere, bu sahada emir ve kanun koyma yoluyla yapılan bir müdahalenin meşru ve isabetli olduğunu dini bir otorite ile tasdik ve tayin edilmesi olarak izah etmiştir. 13 Buna mukabil bazı araştırmacılara göre hiçbir şekilde örfi hükümler şer i hukuka aykırı olmamıştır. Bir kanunnâme tedvin edildiğinde bu, kadıları bağlayıcı bir kanun konumuna girer. Ancak bir emrin bağlayıcı olabilmesi için iki şart vardır. Birincisi, emrin konusunun suç teşkil etmemesi, ikincisi ise şer i hukuka aykırılığını olmamasıdır. Kanunnâmeleri hazırlayan nişancılar, şer i hükümleri çok iyi bilen kişilerdir. Yine kanunnâmelerin tedvininde şeyhülislâmların büyük rolleri bulunmakta ve kanunnâmeler onların tasdikinden geçmekte şer i hükümlere aykırı kanun hükümleri ortaya çıktığında şeyhülislâm, kadı ve müftüler buna karşı çıkmaktadırlar. Dolayısıyla esasında fetvalarla, örfi hukukun, şer i hukuka aykırı olabilecek mahiyette bir şekil almasının önlendiği, bu noktada örfi hukuk un şer i hukukun süzgecinden geçirildiğini ifade etmişlerdir. 14 Müçtehit hukukçu olmadıkları durumlarda bizzat kadıların önlerine gelen dava ile ilgili hukuki esası bulmakta zaman zaman kendilerine yardımcı olacak bir müftüye muhtaç oldukları aşikârdır. Bu durum mahkemedeki taraflar içinde geçerli olmuştur. Fetva kurumunun Osmanlı hukukunu düzenli işleyişinde oynadığı bir önemli rol de kadıların hükümlerini hukukta uygun hareket etmeyi belli ölçüde mecbur ettikleri inkâr edilemez. Bir anlamda kadıların vermiş olduğu hükümler her zaman kolayca müftülerin ilmi denetimine açık olmuştur H. Veldet; Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimat, Tanzimat I, MEB. Yay. İstanbul s M. Şen; Osmanlı Hukukunun Yapısı s Ö.L. Barkan; Osmanlı İmparatorluğunda Zirai Ekonomi nin Hukuki ve Mali Esasları, Kanunlar, İstanbul 1943, s. SXXXIV-XXXVII. Ö.L. Barkan; Kanun İA. s Y. Halaçoğlu; Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı. TTK. Yay. Ankara s M.A Aydın; Osmanlıda Hukuk, s 286 Ü. KILIÇ: Nişancı Feridun Ahmed Paşa Kanunnâmesi Bilindiği üzere Kanunnâmelerin tedvin edilmesinde müfti-i kanun olarak nişancılar önemli rol oynamaktadırlar. Bu itibarla, çalışmamızın konusunu teşkil eden ve III. Murad dönemine ait olan umumi kanunnâme, dönemin nişancılarından Feridun Ahmed Paşa eliyle kanunlaştırılması sebebiyle Kanunnâme-i Feridun Paşa Nişancı adını taşımaktadır. Osmanlı nişancılarının en ünlülerinden bir olan Feridun Ahmed Paşa ın doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. Künyesini Ahmed eş-şehir bi-feridun ettevkîî şeklinde gösteren Feridun Ahmed Paşa, Çivizâde Abdi Çelebi nin evinde ve himayesinde yetişmiştir de kâtip olarak Sokullu Mehmed Paşa nın hizmetine girmiştir, sonraları Divan-ı Hümayun kâtibi olmuş ve Sultan Süleyman ın Nahçivan ve Sigetvar seferine katılmıştır. 12 Haziran 1570 de Reis ül küttâb olmuş, 27 Aralık 1573 de nişancı payesini almıştır. H. 982/M 1574 de Münşeâtü s selât in isimli büyük eserini tamamlayarak III. Murad a sunmuş, ancak 1576 yılında nişancılık görevinden azledilmiştir. Bir müddet Semenderiye ve Köstendil Sancakbeyliği yapan Feridun Paşa Sokullu nun ölümünü müteakip 1581 de tekrar nişancılık görevine getirilmiştir. Feridun Paşa ikinci kez tevdi edilen bu görevi fazla sürdürememiş 16 Nisan 1583 de vefat etmiştir. Feridun Ahmet Paşa nın nişancılık görevi dört yıl dört ay sürmüştür. 16 Nişancı Feridun Ahmet Paşa Kanunnâmesinin çalışmamıza konu olan nüshası, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Mihrişah Sultan No da kayıtlıdır. Kanunnâme 210x135 mm. ölçülerinde sahip bir defter şeklinde tanzim edilmiştir. Ta lik yazı ile kaleme alınan metinde fasıl başlıkları ile mesele ve elcevap başlıkları kırmızı mürekkeple yazılmıştır. On sekiz satır olarak yazılan sayfalarda tezyinat kullanılmamıştır. Toplam on iki sahifeden ibarettir. Yine katalog bilgileri 1582 de kaleme alındığını göstermektedir. Kanunnâmenin tespit edilen üç nüshası bulunmaktadır. Elimizdeki nüsha haricinde biri Süleymaniye Kütüphanesi, Esat Efendi, No. 933, Vrk. 54/b 87/a da, diğer nüsha ise Süleymaniye Kütüphanesi, Es ad Efendi No. 2362, Vrk. 34/b 45/a da bulunmakta olup bu nüsha Prof. Dr. Ahmet Akgündüz tarafından neşredilmiştir. 17 Aynı döneme ait umumi bir kanunnâmenin farklı nüshaları olmalarından dolayı genel muhtevaları birbirlerine benzemektedir. Ancak yine de neşredilen bu nüsha ile elimizdeki kanunnâme arasında bazı farklar mevcuttur. Neşredilen nüshadaki Der-beyân-ı Rüsûm-ı Kappân ve Bâc-ı Bâzâr başlıklı ikinci fasıl, Der beyân-ı meyve ve hububât başlıklı üçüncü fasıl, Der beyân-ı bâc-ı galât başlıklı dördüncü fasıl, Der Beyân-ı Ahval-i Yörûgân 16 Bursalı Mehmet Tahir; Osmanlı Müellifleri, İstanbul c. II. S , Mehmed Süreyya, Sicil-i Osmanî. İstanbul 1311, c. III, s. 20. F. Babinger; Osmanlı Tarihi Yazıcıları ve Eserleri. Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 2000, s A. Özcan; Feridun Ahmed Bey DİA. c. 12, İstanbul 1995, s , A. Akgündüz; Osmanlı Kanunnâmeleri, c.8.s A.Akgündüz; Osmanlı Kanunnâmeleri. c.8 s A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 28 Erzurum Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu Özel Sayısı başlıklı fasıllar nüshamızda bulunmamaktadır. Buna karşılık Fasl-ı Bilgil ve Âgâh Olgil, Fasl-ı Der Beyan-ı Tasarruf ve Müşâ ve Şâir, Ma-Bağlık Bal Kovaneyn başlıklı fasıllar ile biri Fasl-ı Der Beyân-ı Resm-i Zemin bölümünde der-kenâr olmak üzere, çok miktarda mesele-el cevab başlıkları ile fetva metinleri ve bunların arasına yerleştirilmiş olan kanun başlıklı metinler ile derc edilen nüshaya göre fazlalıklar ihtiva etmektedir. Bir kısmı der-kenâr olan bu fetva metinlerinin bazıları, sahip oldukları yazı karakterleri itibariyle başka bir kâtip tarafından ve belki de daha sonraki bir zamanda ilave edilmiş olmalıdır. Ancak, bu fetvalara tarih düşülmemiş olması bu hususta kesin bir ifade kullanılmasına mani olmaktadır. Kanunnâme de Mes ele başlığı altında yetmişi aşkın konu mevzubahis edilmiş ve bunlar hakkında çeşitli fetvalar verilmiştir. Ele alınan büyük çoğunluğunu veraset hukuku oluşturmaktadır. Diğer konuları ise toprak tasarrufu, topraklarını terk edenlerin durumu, vakıf ve mallarını tasarrufu, reayaya ait mahsuller ve vergileri, sipahi-reaya ilişkileri işlenen suçlar ve bunlara ait cezalar, temel din kuralları ve bazı sosyal olguların din boyutları hakkındaki izahları oluşturmaktadır. Bu çalışmamızda, örfi hukuk un uygulama alanındaki ana kaynağı olan kanunnâmelerden XVI. asra ait bir örneği olan Nişancı Feridun Ahmet Paşa Kanunnâmesi ele alınmıştır. Kanunnâmenin genel özellikler tespit edilerek, Osmanlıca metni günümüz Türkçe sine çevrilmiştir. Bu eser yalın bir kanunlar manzumesi olarak değerlendirilmemelidir. Sahip olduğu muhteva açısından İmparatorluğun, toplumu ve kurumlarıyla zirveye ulaştığı bir döneme ait idari, sosyal ve ekonomik hayatı ve bunların birbirleri ile olan ilişkilerini de birincil bir kaynak olarak bünyesinde saklamaktadır. ÂNÛNNÂME İ FERİDUN PAŞA NİŞANCI 1. Bir ra iyyet defterde çift yazılmış olsa ol ra iyyetin oπlu oπlu var ve kendi oπlu oπlu var âmmâ ra iyyet hayatda iken oπlu atasından evvel vefat eylese ra iyyetin oπlu oπlu kalsa ra iyyetin kendüsi da«î oπlundan sonra vefât eylese, yeri oπlu oπluna inti âl etmek kânûndur ki nice oπluna inti âl iderse anıñ gibi vâ i olıca oπlu oπluna atan yeridür, baban yeri değildür deyü sipâhî da«l idüb elinden alınmaya ve resm-i âpû da«î alep itmeye. FA~L I DER BEYÂN I TÖHMET 2. Bir kimesneye töhmet isnâd olunsa bulunmazsa, oπluna ve arındâşına ve mahallesine ve cemâ atine yâ ud bir kimesnenin evinde dursa aña teklif oluna bulduralar ve eπer müderris ve tevliyet ve meşî ât ve ne âret ve imâmet ve «i âbet ve sâ ir bunların em&âli menâ ıbdan şunlar ki berât-ı Pâdişâhi ile 288 Ü. KILIÇ: Nişancı Feridun Ahmed Paşa Kanunnâmesi man ıb ta arruf idenlere, bunlara bir vechile ta zîr lazım gelse itmeyeler. Bir da«î bunun gibi itme deyüb örfiyle söyleyüb dirhem itmek anun gibi aña tazirdir. 3. Ve da«î abs olacak yerlerde kefîl bulunurken abs itmeyeler yazub Dergâh ı Mu âllâ ya ar eyleyeler. Meger ki şenâ at-ı olub firâr i timali ola ve kefîl bulunmayacak abs ideler. 4. Ve da«î bir kimesne ırsûz ve a bedir deyü ma allesi veyâ ud aryesi al ı şikâyet idüb bize gerekmez deyü redditmeye, vâ ı a töhmeti da«î beyn en nâs meşhûr ve ma rûf olıca mahallesinden sürüb gidereler. Varduπu yerde da«î abûl itmezlerse birkaç
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks