Please download to get full document.

View again

of 8
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

BÂBÜRNÂME DE BÂBÜR E GÖRE BAZI İSİMLERİN KOYULMA NEDENLERİ

Category:

Brochures

Publish on:

Views: 11 | Pages: 8

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
The Journal of Academic Social Science Studies International Journal of Social Science Volume 6 Issue 1, p , January 2013 BÂBÜRNÂME DE BÂBÜR E GÖRE BAZI İSİMLERİN KOYULMA NEDENLERİ THE REASONS
Transcript
The Journal of Academic Social Science Studies International Journal of Social Science Volume 6 Issue 1, p , January 2013 BÂBÜRNÂME DE BÂBÜR E GÖRE BAZI İSİMLERİN KOYULMA NEDENLERİ THE REASONS FOR SOME CHOSEN NAMES IN THE BOOK BABURNAME ACCORDING TO BABUR Arş. Gör. Hatice ÖZDİL Bitlis Eren Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Eski Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı Abstract Babur who is the founder and first ruler of the State of Babur lived between XV. and XVI centuries. Babur is one of the major figures in the Turkish history according to these reasons: The state was found and governed very well by him. The writers from the west admire Babur for many characteristics and his idioms used in his work at that time. These writers think that he described himself very well in his book Baburname and other writers could not tell about themselves better than him. The work has been accepted as an important source in the world literature. Therefore, it has been read and quoted so far. Baburname has some sincerity which is a distinguished feature if we compare with other books written in the same genre. Babur defined everything which has a value. His definition includes each country's geography and Bâbürnâme de Bâbür e Göre Bazı İsimlerin Koyulma Nedenleri 1142 climate, animals and plants, monuments, and all the beauties and principles and traditions of the people and all the properties. Babur had a good sense of how he expressed and commented on people, places, animals, plants names. He also commented on the chosen names in terms of this question: Why were the objects, animals, plants, places and people named in this way? These personal commentaries have a great amount of importance to his sincerity and naturalness according to his work. In our work we have made an effort to find out that why some animal, plant, place and person names were chosen from the point of view of Babur. Key Words: Babur, Baburname, Hatırat, Vekayi, name Öz XV. ve XVI. yüzyıllarda yaşamış olan Bâbür, Bâbürlü Devleti nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır. Bâbür kurduğu devlet ve tarihte oynadığı önemli rol bakımından Türk tarihinin önde gelen simalarından biridir. Batılı yazarlar o devirde pek az hükümdarda görülen meziyetleri şahsında toplamış olan Bâbür e hayrandır ve başka hiçbir yazarın kendisini onun Bâbürname sindeki kadar güzel tasvir edemediği kanaatindedir. Bâbürname, ilim âlemince şöhret kazanıp mühim bir kaynak olarak ele alınmış ve dünya edebiyatı içinde müstesna bir hâtırat kitabı olarak kendisini kabul ettirmiştir. Bâbür ü unutulmazlar arasına sokan, ilmîliğe yükselen muhtevâsı, bir hükümdardan beklenemeyecek samimiliği ile etrafında hayranlık yaratan bu Hâtırat, çeşitli dillere tercüme edilerek birçok defa basılmıştır. Bâbür ün Hâtırat ını başka pek çok hâtırattan ayıran ve ona büyük değer veren özellik Bâbür ün anlatımındaki içtenliğidir. Bâbür, değeri olan her şeyi, keskin bir göz ve anlayışla görüp kavramış ve tanımlamıştır. Bu tanımlama her ülkenin coğrafya ve iklimini, hayvan ve bitkilerini, anıtlarını ve güzelliklerini, orada yaşayan halkın usul ve göreneklerini, ölçü ve tartılarını, bütün özelliklerini yani özet olarak her anlatılmaya değer şeyini kapsamaktadır ve her şey çok anlaşılır ve açık anlatılmaktadır. Bâbür, Hâtırat ında gittiği yerlerde karşılaştığı kişilere, yerlere, bitkilere, hayvanlara verilmiş isimleri kendince yorumlayarak açıklama ihtiyacı hissetmiştir. O ismin neden ona verildiğine dair yorumlarda bulunmuştur. Bu kişisel yorumlar onun Hâtırat ının samimiyeti ve doğallığı açısından son derece önem arz etmektedir. Çalışmamızda bazı kişi, yer, hayvan ve bitki isimlerinin Bâbür e göre koyulma nedenleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bâbür, Bâbürnâme, Hâtırat, Vekâyi, isim 1143 Hatice ÖZDİL GİRİŞ Bâbür ün bir hükümdar olarak içtenlikle yazdığı bugün elimizde iki cilt halinde bulunan Hâtırat, diğer isimleriyle Vekâyi ya da Bâbürnâme her açıdan incelenmesi gereken bir eserdir. Bâbür kendisine karşı olumsuz sayılabilecek şeyleri bile yazmaktan çekinmezken, övülmek için de bir şey uydurmamıştır. Bunu neredeyse bütün tarih eleştirmenleri kabul etmektedir. 1 Bâbür Hâtırat ına, Fergana tahtına çıkmış olduğu 1494 yılında başlar. Kendisi 1530 da vefat etmiştir. Ancak bu devrenin bütününe ait Hâtırat ortada yoktur ve oldukça uzun ve önemli parçaları kayıptır. Bâbür, Hâtırat ında gittiği yerlerde karşılaştığı kişilere, yerlere, bitkilere, hayvanlara verilmiş isimleri kendince yorumlayarak açıklama ihtiyacı hissetmiştir. O ismin neden ona verildiğine dair yorumlarda bulunmuştur. Örneklerle açıklamak gerekirse, Bâbür ün isimleri açıkladığı bölümlerin dört başlık altında incelenmesi uygun görülmüştür: 1. Bir Rivayete Dayandırdığı İsimler: Bâbürname de üç yer isminin anlamı açıklanırken bir rivayetten bahsedildiği görülmektedir. Bunlar; Ha-Derviş Çölü, Teke-Segritgü ve Mescîd-i Laklaka dır. Bâbür eserinde bu üç yerden şöyle bahseder: Hocend ile Kend-Badem arasında Ha-Derviş adlı bir çöl vardır. Bu çöl hep rüzgârlıdır ve kasırgalar olur. Çölün şarkında bulunan Merginan ile garbında olan Hocend e buradan dâima rüzgârlar gelir. Rivâyete göre, birkaç derviş bu çölde kasırgaya tutulmuşlar ve birbirlerini bulamadan, ha derviş, ha derviş! diyerek, ölmüşlerdir. O zamandan beri bu çöle Ha-Derviş diyorlarmış. 2 Teke-Sekritgü adlı yerde yaptığı muharebedir. Bu nehir dağ eteğinde gayet dardır; rivâyete göre, buradan teke atlamış ve bu isim bunun için verilmiştir. 3 Semerkand kalesinin içinde Mescîd-i Laklaka denilen eski bir bina vardır. Bunun ortasında, yere ayak ile vurulunca laklak diye bir ses gelir. Bu garip bir şeydir ve bunun sırrını hiç kimse bilmez. 4 1 Gazi Zahirüddin Babur, Vekayi-Babur un Hâtıratı, Çev: Arat, Reşit Rahmeti, Türk Tarih Kurumu Basımevi; Ankara, 1987, C:I, s: 6 2 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 4 3 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 7 4 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 49 Bâbürnâme de Bâbür e Göre Bazı İsimlerin Koyulma Nedenleri Kelime Manasına Göre Seçildiğini Düşündüğü İsimler: Bâbürname de geçen isimlerin çoğu, kelime manasına göre adlandırılmış ve Bâbür de bunları açıklamayı uygun görmüştür. Bu isimler bazen bir mekânın bulunduğu ortama ya da o mekânın yapılış özelliklerine göre değişirken; bazı isimler ise bir kişinin mesleğine, bir hayvanın veya bitkinin taşıdığı özelliklerine bakılarak konulmuştur. Bunun yanında başka bir dildeki karşılığının da isim olarak kullanıldığını görmekteyiz. Bâbür ün yorumlarını şöyle sıralayabiliriz: Kâsân, Ahsi nin şimâlinde ve oldukça küçük bir kasabadır. Endican suyu Uş tan geldiği gibi, Ahsi suyu da, Kâsân dan gelir. İyi ve havadar bir yerdir. Eğlenceli bahçeleri vardır ve bunların hepsi dere kenarında olduğu için, önü süslü elbise (postin-i piş berre) derler. 5 Alça Han adı ile şöhret kazanan Sultan Ahmet Han, Sultan Mahmut Han dan küçüktü. Alça adının verilmesine sebep şudur: Kalmak ve Moğul dilinde öldüren e alaçı derler. Kalmakları birkaç defa mağlup edip, birçok adamlarını kestiği için, alaçı demişler; çok kullanma neticesinde, alça olmuştur. 6 Kanber Ali, Moğul ve Ahtaçılardan idi. Babası vilayete girip birkaç defa kasaplık yaptığı için, Kanber Ali Sellâh derlerdi. 7 Karşı vilâyeti, buna Nesef ve Nahşeb de derler. Karşı Moğulca bir kelimedir. Mezara Moğul dilinde karşı derler. Galiba bu isim buraya Cengiz Han istilâsından sonra verilmiştir. 8 Yalnız kıl-kuyruk dedikleri ve bağrı-karaya benzer, bir kuş vardır ki, Karşı vilâyetinde pek çoktur. O nevahide buna Murgak-i Karşı derler. 9 Han, yarama baktırmak için, Ateke-Bahşı adlı bir Moğul cerrahını göndermiş. Moğul iyi cerraha da bahşı der. Cerrahlıkta fevkalâde mâhirdi. 10 Belh, Kunduz ve Bedehşan ile Kâbil arasında Hindukȗş Dağı bulunmaktadır. Bu dağ üzerinden yedi yol aşar. Üç yol Pençhîr dir. Biraz yukarıda Havâk (Cevâk) geçidi, ondan biraz aşağıda Tȗl ve ondan daha aşağıda Bazarek geçitleri vardır. Bu üç geçitten en iyisi Tȗl geçididir; fakat yolu bir parça daha uzundur. Galiba bu yüzden Tȗl diyorlar. En doğru olanı Bazarek tir. Tȗl ve Bazarek Serâb a iner. Bazarek geçidi Pârendî adlı köye indiği için, Serâb ahâlisi ona Pârendî Geçidi der. Biri de Pervân yoludur. Büyük geçit ile Pervân arasında yedi tane geçit bulunduğu için ona Heft-Beçe derler Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 4 6 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 11 7 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 15 8 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 52 9 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: 141 1145 Hatice ÖZDİL Çobanlar bazen sürülerini bu yol ve boğazdan indirdikleri için bu yola Gȗsfend-Liyâr derlermiş. Afgan dilinde yola liyâr derler. 12 Bu şekilde karı tepip yol açarak, indiğimiz yerden üç-dört günde Zirîn geçidinin dibine, Havâl-Kuti denilen mağaraya geldik. O gün şiddetli bir tipi oldu. Herkes ölüm korkusu içindeydi. O tarafın ahalisi dağdaki mağara ve yarıklara havâl der. 13 Oradan kalkıp, Milvet in geçitlerle dolu küçük dağlarından aşarak, Dȗn a geldik. Hindistan dilinde dereye dȗn derlermiş. Hindistan da bir akarsu bu Dȗn dadır. 14 Hindistan ahalisi bu dağa, Sevâ-lek-perpet der. Hind dilinde sevâ dörtte bir, lek yüz bin ve perpet dağ demektir; yani dörtte bir ve yüz bin dağ ki, yüz yirmi beş bin dağ eder. 15 Şark tarafındaki yanının burcunda Hâtî-Pȗl vardır. File hâtî, kapıya da pȗl derler. Bu kapının çıkışında bir fil, üzerine de iki filci yapmışlar, tamamen fil gibidir; çok benzetmişler. Bu yüzden Hâtî-Pȗl derler. 16 Semerkand kadar güzel şehir dünyada az bulunur. Beşinci iklimdendir. Tȗlü 99, remz-i nücȗmu 56 derece ve dakika, arzı 30 derece ve dakikadır. Şehri, Semerkand dır. Vilayetine Maveraünnehir derler. Hiçbir düşman, şiddet ve üstünlük ile bunu ele geçiremediği için belde-i mahfuza derler. Moğul ve Türk ulusları Semiz-Kend derler. 17 Kȗhek tepesinin garp tarafındaki eteğinde Bağ-ı Meydan adlı bir bahçe ve bu bahçenin ortasında, Çihil-Sütȗn dedikleri, büyük bir bina yaptırmıştır. İki katlı ve sütȗnları tamamen taştan olan bu binanın dört köşesine dört tane, minareye benzer burç konulmuştur. Bu bahçede bir köşk daha yaptırmıştır. Duvarları tamamiyle çini olduğundan buna Çinihâne derler. Bunları husȗsi adam göndererek Çin den getirtmiştir. 18 Köl-i Mogâk çayırı, Semerkand ın biraz şimâline doğru iki yıgaç kadar garp tarafındadır. Bu da güzel bir çayırdır. Bu çayırın bir tarafında büyük bir göl bulunduğundan, buna Köl-i Mogâk çayırı derler Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:I, s: 50 Bâbürnâme de Bâbür e Göre Bazı İsimlerin Koyulma Nedenleri 1146 (Kâbil) kalesi dağa bitişiktir. Kalenin cenȗb-i garbîsinde biraz küçük bir dağ bulunmaktadır. Dağın başında Şah Kâbil bir saray yaptırdığı için bu dağa Şâh-Kâbil derler. 20 Bu köylerden biraz aşağıda ve ovadan yukarıya doğru bir veya bir buçuk kürȗh mesafede bulunan dağ eteğinde, Hoca-Seyârân dedikleri, bir çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmede ve bu çeşmenin etrafında üç nevi ağaç dikilmiştir. Çeşmenin ortasında birçok çınar ağaçları ve onların lâtif gölgesi vardır. Çeşmenin iki tarafında dağ eteğindeki tepelerde, birçok meşe ağacı vardır. Bu iki parça meşelikten başka Kâbil in garp tarafındaki dağlarda hiçbir meşe ağacı bulunmaz. Çeşmenin önündeki ova tarafında kesif erguvan korusu bulunmaktadır. Bu vilâyette bundan başka hiçbir erguvan korusu yoktur. Bu üç cins ağacın üç azîzin kerâmeti olduğunu söylerler. Seyârân isminin verilmesinin sebebi de bu imiş. 21 Bihre den şimâle doğru yedi kürȗh mesafede bir dağ vardır. Bu dağ, Zafernâme ve diğer bazı kitaplarda Kȗh-i Cȗd adı ile anılır. Bu adın verilmesinin sebebi mâlȗm değildi, sonraları mâlȗm oldu: Bu dağda, bir baba neslinden iki kısım halk vardır. Birine Cȗd, diğerine Cencȗhe derler. Bu dağdaki ve Nilâb ve Bihre arasındaki kabilelere, bunlar eskiden beri hüküm ve ferman yürütegelmişler.... Cȗd ve Cencȗhe nin her ikisi birkaç şubeye ayrılır. Bihre nin yedi kürȗh mesafesinde bulunan bu dağ -Kişmir dağlarından olan Hindikuş Dağı bu dağlara bitişiktir- ayrılarak, cenub-ı garbiye uzanmak suretiyle, Dinkȗt un ayağında Sind Nehri ne müntehi olur. Bu dağın yarısında Cȗd ve yarısında da Cencȗhe oturur. Bu dağa, Cȗd a nispetle, Kȗh-i Cȗd demişlerdir. 22 Kergedan (Gürk); bu da büyük bir hayvandır. Büyüklüğü, üç manda kadar vardır. O taraflarda meşhur olan bir söz vardır ki, kergedan, fili boynuzu ile kaldırırmış. Bir avda Maksud adlı çehrenin atını, boynuzu ile bir mızrak boyu kadar attı. Bu yüzden Maksud a Gürk lakâbı verildi. 23 Kȗtehpây; büyüklüğü ak-geyik kadardır. Bunun ön ve arka ayakları biraz kısadır ve bu yüzden, kȗteh-pây derler. 24 Murg-ı cengel; karga ile saksağana benzeyen bir kuştur. Lemganat ta buna murg-ı cengel (cengelî) derler. Başı ve göğsü kara, kanatları ve kuyruğu biraz kırmızı ve gözleri kıpkırmızıdır. Uçamadığı için, cengelden çıkmaz ve bu yüzden ona murg-ı cengel derler. 25 Nilegâv (Mavi öküz); yüksekliği at kadardır ve attan biraz incedir. Erkeği mavidir. Herhalde bu yüzden nilegâv diyorlar Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: 313 1147 Hatice ÖZDİL 3. Bazı İsimlerin Koyulma Nedenini Tahmin Ettiği Durumlar: Bâbür, bazı isimlerin koyulma nedenlerini de kendi tahmin etmiştir. Bunun için ismin kelime manasını düşünme yoluna gittiği görülür. Bâbür, Hatırât ında iki yer, bir bitki, bir de hayvan isminin koyulma nedenini şöyle yorumlamaktadır: Kȗh-i Sefid, Nigenhâr ın cenûbundadır. Bengeş ile Nigenhar ı ayıran bu dağdır. Bu dağda kar hiçbir zaman eksik olmaz; belki de bu yüzden Kȗh-i Sefid demişlerdir. 27 Tümenlerden biri Gȗr-Bend tümenidir. O vilâyetlerde geçide bend derler. Gȗr tarafına bu geçitten gidilir. Herhalde bu sebepten ona Gȗr-Bend demişlerdir. 28 Enderâb, Host ve Bedehşanat dağları baştanbaşa arça ile kaplı, bol kaynaklı ve yumuşak tepeli dağlardır. Dağ, tepe ve derelerinin otu birbirinin aynıdır ve iyidir. Ekseriya büteke otu biter ve ata fevkalâde iyi gelir. Endicân vilâyetinde de bu ota büteke otu derler; fakat niçin öyle denildiği mâlȗm değildi. Bu vilâyetlerde anlaşıldı ki, bu ot demet demet çıktığı için, büteke otu diyorlarmış. 29 Gele (keke) balık; iki kulağının önünde iki kemik çıkmıştır; uzunluğu üç parmak kadardır. Yakalandığı zaman, bu kemikleri oynatır ve bundan güzel bir ses çıkar. Herhalde ona, bu sesi yüzünden, gele demişlerdir Halkın Telaffuzundan Dolayı Değiştiğine İnandığı İsimler: Bâbür yerli halkın telaffuz biçiminin de isimlerin üzerindeki etkisini göstermek için; bazı isimlerin, nereden, nereye, nasıl geldiklerini anlatmaktadır. İki yer, bir kişi, bir de meyve ismini halkın telaffuzuyla nasıl değiştiğini şöyle göstermektedir: Hazret-i Nȗh peygamberin babası Mehterlâm ın kabri Alişeng tümenindedir. Bazı tarih kitaplarında Mehterlâm e Lemk ve Lemkân da diyorlar. O ahâlinin bazen kâf yerine gayın telaffuz ettikleri müşahede edilmiştir. Belki bu yüzden bu vilâyete Lemgan demişlerdir. 31 Sȗhan suyunun civarındaki kabilelerin hâkiminin adı Melik Hest idi. Asıl adı Esed dir. Hindistanlılar böyle harekeleri bazen sâkin okurlar; haber e habr dedikleri gibi, Esed e de Esd demişler ve gitgide Hest olmuştur Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Bâbürnâme de Bâbür e Göre Bazı İsimlerin Koyulma Nedenleri 1148 Keşmir den geçince, bu dağda sonsuz il ve ulus, pergene ve vilayetler vardır. Bengâle ve hatta Hind Denizi sahiline kadar, bu dağda kesif halk kütlesi oturur. Hindistan ahalisi, bütün tahkik ve tetkike rağmen, bu kabileler hakkında kat i mâlȗmat veremediler. Yalnız bu dağ halkına Kes dediklerini söylediler. Hindistanlılar ş yi s telaffuz ettiklerinden, dağda da en büyük şehir Keşmir olduğu ve Keşmir den başka bu dağda diğer bir şehir de bilinmediği için, belki bu yüzden Keşmir demiş olabilirler, diye hatıra geldi. 33 Portakal (nârenc); nârenc sözünün Arapçalaşmışa benzediğini daima düşünürdüm ve öyle imiş de. Becȗr ve Sevâd ahalisi nârence hep nâreng der. 34 Sonuç: Babürnâme nin öne çıkan en önemli özelliklerinden biri olan samimi anlatım yukarıda gösterdiğimiz örneklerle de pekişmiş olmaktadır. Bir hükümdârın kaleminden gezdiği yerlerdeki kişilere, yerlere, hayvan ve bitkilere dikkat etmesi ve onların isimleri hakkında fikir yürütmesi, yorum yapması eserin ne kadar doğal olduğunun bir başka kanıtıdır. 33 Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: Arat, Reşit Rahmeti, a.g.e., C:II, s: 325
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks