Please download to get full document.

View again

of 118
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

ERICH FROMM ZEN BUDİZM PSİKANALİZ VE. Çeviri-.İLHAN GÜNGÖREN. tv s; * V v cr>

Category:

Literature

Publish on:

Views: 52 | Pages: 118

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
ERICH FROMM PSİKANALİZ VE ZEN BUDİZM * V v cr v. tv s; Çeviri-.İLHAN GÜNGÖREN ERICH FROMM PSİKANALİZ VE ZEN BUDİZM Çeviri:İLHAN GÜNGÖREN Yayın hakkı 1978 İlhan Güngören P.K. 30, Yeşilköy - İstanbul Dizgl-baskı
Transcript
ERICH FROMM PSİKANALİZ VE ZEN BUDİZM * V v cr v. tv s; Çeviri-.İLHAN GÜNGÖREN ERICH FROMM PSİKANALİZ VE ZEN BUDİZM Çeviri:İLHAN GÜNGÖREN Yayın hakkı 1978 İlhan Güngören P.K. 30, Yeşilköy - İstanbul Dizgl-baskı : M e t/e r M atbaası - Tel.: Kapak d ü ze n i: Antuan Gargar Baskı ta rih i: Mayıs 1978 İÇİNDEKİLER Sayfa Önsöz... 7 Çevirenin önsözü... 9 Psikanaliz ve Zen Budizm I Günümüzün ruhsal bunalımı ve psikanalizin rolü 13 I I 'Freud'un psikanaliz konusundaki düşüncelerinin değerleri ve amaçları III Esenliğin yapısı - İnsanın ruhsal gelişimi IV Bilincin yapısı, baskı ve baskının yok edilmesi 41 V Zen Budizmin ilkeleri VI Baskının yok edilmesi ve Aydınlanma İndeks...: ÖNSÖZ Bu kitap 1957 yılı Ağustos ayının ilk haftasında Meksika, Cuernavaca da Özerk Meksika Ulusal Üniversitesi, Tıp Fakültesi Psikanaliz Bölümünün çağrısı üzerine yapılmış bir toplantıdaki çalışmalardan kaynaklanm ıştır t1). Bundan yirmi yıl önce bir ruhbilimci meslektaşlarının Zen Budizm gibi «gizemci», dinsel bir sistemle ilgilendiğini duysa şaşırır, hatta apışır kalırdı. Hele meslektaşlarının çoğunun yalnız ilgilenmekle kalmayıp adamakıllı bu işin içinde olduklarını ve birlikte geçirmiş oldukları hafta içinde Dr. Suzuki'yi yakından tanımanın, görüşlerini izlemenin, üzerlerinde en azından son derece uyarıcı ve tazeleyici b ir etki yapmış olduğunu öğrenmiş olsaydı şaşkınlığı büsbütün artardı. Bu değişim e neden olan etkenler bu kitapta anlatılacaktır. Burada kısaca özetlemek için bu nedenleri (1) Toplantıya, gerek MeksikalI, gerek Am erikalı elli kadar ruh hekimi ve ruhbilimci katıldı, «atılanların çoğunluğu psikanalistlerden oluşuyordu. 7 psikanaliz kuramındaki yeni gelişmelere, Batı dünyasındaki hem düşünsel, hem ruhsal ortam değişikliğine ve kitaplarıyla, konuşmalarıyla, kişiliğiyle Batı dünyasını Zen Budizmle tanıştırmış olan Dr. Suzuki'nin çalışmalarına bağlayabiliriz. Ben bu toplantıda yaptığım konuşmayı bütünüyle yeni baştan gözden geçirerek bu kitabı meydana g e tirdim. Hem biraz genişlettim, hem de içeriğinde bazı değişiklikler yaptım. Bu değişiklikleri yapmama toplantının benim üzerimde yaptığı etki neden oldu. Gerçi toplantı öncesinde de Zen Budizmle ilgili edebiyatla tanışıklığım vardı; gene de toplantının üzerimde yaptığı uyarıcı etki ve konu üzerinde sonradan da düşünmemi sürdürmüş o l mam görüşlerimde değişmelere ve önemli gelişmelere yol açtı. Bu sözlerimle yalnızca Zen konusundaki anlayışımdaki değişimi değil, ama aynı zamanda bilinçdışım oluşturan şeylerin neler olduğu, bilinçdışının bilince dönüştürülm esi ve psikanaliz yoluyla tedavinin amacı gibi psikanalizle ilgili görüşlerimde olan değişimi de anlatmak istiyorum. ERİCH FROMM 8 ÇEVİRENİN ÖNSÖZÜ Erich Fromm'un önsözünden 1957 yılında Meksika Üniversitesi'nde «Zen Budizm ve Psikanaliz» konusunda elli kadar ruh hekimi ve ruhbilimcinin katıldığı bir sempozyum düzenlenmiş olduğunu öğreniyoruz. Burada çevirisi sunulan kitap bu sempozyumda yapılmış başka iki konuşmayla birlikte «Zen Buddhism and Psychoanalysis» adı altında tek bir kitap olarak yayınlanmıştır f1). Öteki konuşmalar D. T. Suzuki'nin (2) ve Richard de Martino'- nun (3)... Kuşkusuz Zen Budizm denilince ilk akla gelen ad Suzuki ninki... Batı için Zen Budizm i anlaşılır duruma getirm ekte o kadar etkili olmuş olan Suzuki nin, sözü geçen kitaptaki yazısı, küçük bir grup ruh hekimi ve ruhbilimciyi karşısına alan bir konuşmadan kaynaklandığından öteki yazılarından farklı olarak, bana Zen le tanışıklığı az ya da hiç olmayan kimselerce kolay okunacak bir yazı olduğu kanısını vermedi. Richard de M artino nun yazısı için de hemen aynı şeyler söylenebilir. Buna karşın Erich Fromm, çevirisini sunduğumuz yazısında, konuların özünden hiç bir şey yitirmeden, çok açık, çok kolay anlaşılır bir dille genel olarak psikanaliz kuramı ve kendisinin insancı psikanaliz görüşleriyle Zen (1) (New York, H arper and Row, 1960.) (2) Lectures on Zen Buddhism. (3) The Human Situation and Zen Buddhism. 9 Budizm'in temel ilkelerini ve özellikle «şaton» adı verilen «aydınlanma» yaşantısının içyapısını büyük bir yetkiyle anlatmayı başarmış. Yazı Zen Budizm in psikanalize kazandırabileceği yeni boyutlarla ilgili bir öneriyle sonuçlanıyor. Bu nedenlerle beni son derece etkileyen bu yazıyı ayırıp bir kitap olarak yayınlamayı uygun buldum. Ayrıca bu kitap Türk okuruna Erick Fromm'u tanıyıp değerlendirme konusunda yeni bir açı da getirmiş olacak. Freud sonrasının en ünlü ruhbilimcilerinden biri olan Erich Fromm, ruhbilim bakımından Freud ve Rank'ın etkisiyle toplumbilim bakımından Marx ın etkisini, Freud'- cu analistlikle toplumsal ruhbilimi birleştirmiş önemli bir düşünür... Bu kitap bunun dışında Erich Fromm'un Batı düşüncesiyle Doğu görüşü arasında da bir bireşime ulaşmış olduğunu ortaya koyuyor. Bu kitaptaki yazının ilk kez yayınlandığı günden beri geçen on sekiz yıl içinde Batı da Zen Budizm e ilgi daha da artmıştır. Erich Fromm bu artışın nedenlerini yazısında yeterince açıklamış olduğundan bu konuya fazla bir şey eklemeyi gereksiz sayıyorum. Gene de Suzuki'nin kitapta konu edilen b ir sözünü buraya getirmeden edemedim. «Mutlu olabilmek, birbirimize sevgi duyabilmek için bütün yeteneklerimiz var da genellikle bu gerçeğe gözlerimizi kapıyoruz.» Acaba, Baîı da bu gerçeğe gözlerini açmak isteyenler mi çoğalıyor? Benim bundan çok kısa bir süre önce yayınlanan «Zen Budizm, Bir Yaşama Sanatı» adlı denemem dışında yurdumuzda Zen Budizm konusunda hemen hiç bir kitap yok. Onun için çağımızın bu çok ünlü ruhbilimcisinin bu konudaki tanıklığının büyük bir değeri olacağına, kültür yaşamımızdaki bir eksiği dolduracağına inanıyorum. Nisan 1978, Florya İlhan GÜNGÖREN 10 PSİKANALİZ VE ZEN BUDİZM Zeıı Budizmle psikanaliz arasında bir ilişki kurmaya çalıştığımız zaman, insanın doğal yaratılışıyla ve insanı esenliğe ulaştırmayı amaçlayan kuramlarla uğraşan iki ayrı sistemi karşılaştırmış oluyoruz. Bunlardan birincisi ne kadar Doğu düşüncesinin özelliklerini yansıtıyorsa öteki de o kadar Batınmkileri yansıtıyor. Zen Budizm Hintlinin akılcı ve soyut düşünce biçimiyle Çinlinin somuta ve gerçekçiliğe dönük zihin yapısının bir karışımı. Zen ne kadar Doğuluysa 'psikanaliz de o kadar belirgin bir biçimde Batılı; Batının insancılık ve akılcılığıyla, on dokuzuncu yüzyılın akılcılıktan bir kaçış özlemiyle doğaüstü karanlık güçlerin peşinde bir romantik arayış içinde oluşunun ürünü. Bunun yanında, insanın ruh sağlığı konusuna bu bilimsel yaklaşımın köklerini, daha da gerilere, eski Yunan bilgeliğiyle Musevî ahlâkçılığına kadar da götürebiliriz. Ama gerek psikanalizin, gerek Zen in insanın doğal yaradılışı ve insana yeni bir biçim vermeye dönük uygulamalarla uğraşmaları bir yana, birbirlerine benzemeyen yanları benzeyen yanlarından daha ağır basıyor gibi görünüyor. Psikanaliz her yanıyla dinle ilgisi olmayan bilimsel bir yöntem. Buna karşın Zen «aydınlanmaya» ulaşmayı amaçlayan bir kuranı ve uygulama; Batı da dinsel ya da gizemci diye adlandırılabilecek bir yaşantı. Psikanaliz ruh ve akıl hastalıklarının bir tedavi yolu; Zen se bir manevî kurtuluş yolu. Bu durumda psikanalizle Zen Budizm arasındaki ilişki konusunda yapılabilecek bir karşılaştırma ikisi arasında 11 keskin ve aşılmaz ayrılıklar olduğunu ortaya koymaktan başka bir sonuç verebilir mi? Gene de psikanalistler arasında Zen Budizme karşı, giderek artan bir ilginin varlığı tartışma götürmeyecek bir açıklıkla görülüyor (*). Bu ilgi acaba nereden kaynaklanıyor? Bu ilginin anlamı nedir? Bu küçük kitabın uğraşı bu sorulara yanıt aramak olacak. Bu kitapta Zen Budizmin düşünsel yapısının sistemli bir sunuluşu söz konusu değildir. Zaten böyle bir işi üstlenmek benim bilgimi de yaşantılarımı da aşar. Öbür yandan psikanalizin ayrıntılı bir sunuluşunun da bu kitabın boyutlarından dışarı taşacağı kuşkusuz. Gene de kitapçığın birinci bölümünde psikanalizin bazı yanlarını psikanaliz ve Zen Budizm arasında en göze çarpan ilişkileri gösterebilecek oranda biraz ayrıntılı olarak ele alacağım. Bir bakıma psikanalizin bu yanları benim bazan «insancı psikanaliz» diye adlandırdığım Freud un analiz uygulamasının bir devamı olan temel düşünceleri de içine alıyor. Bu çalışmamla Zen Budizmi incelemenin yalnız benim için değil, psikanalizi inceleme konusu yapmış olan herkes için ne kadar önemli olduğunu gösterebilmiş olmayı umuyorum. (1) Jung un D. T. Suzuki nin Zen Budizm adlı yapıtına yazdığı önsöz (Londra, Rider, 1949); Fransız ruh hekimi Benoit nm «The Supreme Doctrine» (Yüce Doktrin) adlı Zen Budizmle ilgili yapıtı (New York, Pantheon Books, 1955); Karen Homey in ölümünden önceki son yıllarında Zen Budizmle çokça ilgilenmiş olması; hu kitapçığın yazılmasına neden olan Meksika, Cuemavaca da yapılan toplantı psikanalistlerin Zen Budizme duydukları ilginin başka bir belirtisidir; Ruhsal sağlık ve tedavi yöntemleriyle Zen Budizm arasındaki ilişkiler konusuna Japonya da da büyük ilgi vardır. Koji Sato nun «Psychotherapeutic Implications of Zen» (Ruhsal Sağlık ve Tedavi Konusuna Zen in Katkıları) adlı yazısı, Psychologia, An International Journal of Psychology in the Orient, cilt 1, sayı 4 (1958) ve aynı sayıda çıkan başka yazılarla karşılaştırınız. 12 I. GÜNÜMÜZÜN RUHSAL BUNALIMI VE PSİKANALİZİN ROLÜ Konuyu incelemeye girişirken, bu çetin tarihsel dönemde Batılı insanın geçirmekte olduğu bunalımı ve bu bunalımda psikanalizin işlevini öncelikle ele almalıyız. Batı da yaşayan insanların büyük çoğunluğu Batı kültürünün geçirmekte olduğu bunalımın pek farkında gözükmüyorlar ama zaten büyük bir olasılıkla insanların çoğunluğu hiç bir zaman bunalımlı durumların kesinkes ayırdmda olmamışlardır. Buna karşın bazı dikkatli gözlemciler çağımızda bir bunalımın varlığıyla, bu bunalımın yapısı konusunda tam bir uyuşma içindeler. «Huzursuzluk», «bıkkınlık», «çağın hastalığı», «hayatın donuklaşması», «insanın otomatikleşmesi», ((insanın kendinden, çevresinden ve doğadan yabancılaşması» olarak nitelendirilerek anlatılmaya çalışılan işte bu bunalımdır (2). İnsanlar akılcılığı öyle bir nok (2) Kierkegaard, Marx, Nietzche ve çağımızda varoluşçu filozoflardan Lewis Mumford, Paul Tillich, Erich Kahler, David Riesman ve ötekilerle karşılaştırınız. 13 taya kadar getirdiler ki akılcılığın o derecesi akılsızlığın en aşırı biçimi durumuna geldi. Descartes dan başlayarak insanlar giderek düşünceyle duygunun arasını açtılar. Yalnız düşünce akla uygun kabul edilip duygu, yapısı gereği akıl dışı olarak nitelendi; kişiliğimizden, «benden», «beni» ve doğayı denetim altına alabilecek ve «benliğin oluşturan anlama ve yargılama yeteneği (anlık yeteneği «intellect») bölünüp ayrımsallaştı. Anlık yeteneğinin yardımıyla doğanın denetim altına alınabilmiş ve daha çok, daha değişik şeyler üretilebilmiş olması sanki hayattaki en önemli amaçmış gibi ele alındı. İnsan bu süreç içinde kendini bir eşya durumuna dönüştürdü. Değer sıralamasında yaşama, mülkiyetten daha alt sıraya geçti, sahip olma, var olmanın üstüne çıktı. Batı kültürünün kökleri eski Yunan ve Musevî kültüründedir. Bu her iki kültürde de amaç insanı mükemmelleştirmekti. Günümüzün insanına gelince, insanın mükemmelliği yerine maddesel şeylerin mükemmelliği, onların nasıl daha mükemmel yapılabileceği konusundaki bilgiler başlıca ilgisini oluşturuyor. Batılı insan duygulanmak yeteneğini tıpkı bir içe kapanık ruh hastasında olduğu gibi yitirmiştir. Bu nedenle kuşkudan, ruhsal yıkıntıdan ve tasadan kendini kurtaramıyor. Hâlâ mutluluk, bireycilik, hür girişim gibi ezberlenmiş basma kalıp lâkırdılar ediyor ama aslında hiç bir amacı yok. Niçin yaşadığını, bütün bu çabalarının amacının ne olduğunu sorun bakalım. Yanıt bulmakta güçlük çekecek. Bazıları aileleri için yaşadıklarını söyleyebilir, ötekiler yaşamın keyfini çıkarmaktan, bir başkaları para kazanmaktan söz edebilirler ama gerçekte hiç kimse niçin yaşadığını bilmiyor; yahlızlıktan ve güven yoksunluğundan kendilerini kurtarmaktan başka hiç bir dilekleri yok. 14 Bugün üyelik ödentisi veren kilise üyelerinin sayısının gelmiş geçmiş her dönemden daha çok olduğu, din konusu üzerine yazılmış kitapların en çok satan kitaplar arasına girdiği ve her dönemdekinden daha çok sayıda insanın Tanrı dan söz açtığı bir gerçek. Ama bütün bu din alış verişi yalnızca derinlemesine maddeci ve dine karşı olan bir tutumu gözlerden saklamaya yarıyor. Bu tutum Nietzshe nin ünlü «Tanrı öldü» sözlerinde dile getirilmiş olan on dokuzuncu yüzyılın dine karşı olan eğilimine ideolojik bir tepki olarak gelişen ve güvensizlikten kurtulma ve kurulu düzenle uyum içinde olma isteminden nedenini alan bir davranış olarak değerlendirilebilir. İçten gelen bir dinsel davranış olarak hiç bir gerçekliği yok. Bir bakıma on dokuzuncu yüzyılda Tanrıcı düşüncelerin bir yana bırakılabilmiş olması küçümsenemeyecek bir başarı sayılabilir. Böylelikle, balıklama, olaylara tam bir nesnellikle bakabilecek bir tutum içine girilmiş oldu. Dünya evrenin merkezi olmaktan çıktı; insan Tanrı nın öteki yaratıklara buyruk olmak yargısıyla yarattığı en orta yerdeki yerini ve işlevini yitirdi. İnsanın gizli kalmış güdülerini yeni, nesnel bir açıdan inceleyen Freud her şeye gücü yeten, her şeyi bilen Tanrı düşüncesinin kökünün insan varlığının çaresizliğinden ve bu çaresizliğe bir çözüm bulmak için her işte kendisine yardımcı bir baba ya da anaya benzettiği, yerlerle göklere egemen bir Tanrı inancında saklandığını farketti. Freud insanı an-*' cak kendi çabasıyla kendinin kurtarabileceğini anladı. Büyük yol göstericilerin öğretileri, anasının, babasının, arkadaşlarının, sevdiklerinin gücünü sevgiden alan yardımları yararlı olabilir ama ancak insan varoluşun sorumluluğunu üstlenip ona göre bütün gücüyle ve yüreklilikle gerekeni yaparak kendi kendine yardımcı olabilir. 15 İnsanlar tıpkı anaları babalarıymışçasına onlara her işlerinde yardımcı olacak bir Tanrı yanılgısını gerilerde bıraktılar, ama onunla birlikte bütün insancı dinlerin gerçek hedeflerinden de vazgeçmiş oldular. Bunlar da bencil bir benliğin dar sınırlamalarını aşmak, sevmeyi başarmak, nesnellik, alçak gönüllülük, yaşamanın amacının yaşamak olduğunu ortaya koyacak biçimde hayata saygılı olmak, insanın gerçek yeteneklerinin ortaya çıkmasına, olanaklarını geliştirmesine engel olmamak gibi şeylerdi. Bunlar başlıca Batı dinlerinin hedefleri olduğu gibi, başlıca Doğu dinlerinin hedefleri de bunlar. Ama Doğu dinleri Batı nın özlemle anımsadığı doğaüstü kurtarıcı bir baba Tanrı kavramı gibi bir yükün altına girmemiş... Taoculuk ve Budizm akılcılık ve gerçekçilikten yana bu bakımdan Batı dinlerine üstün... İnsana gerçekçi ve nesnel bir açıdan bakıyorlar. Bu dinlerde insana yol gösterecek kendinden önce uyanmış, aydınlanmış olanlardan başka kimse yok. Bir yandan da her insanın içinde uyanmak, aydınlanmak yeteneği olduğunu, kendi yolunu kendi kendine bulabileceğini savunuyorlar. İşte Doğu dinlerinin düşünce biçiminin, Taoculuk ve Budizm ve bunların karışımından oluşan Zen Budizm in bugün Batı için böylesine bir önem kazanmış olmasının asıl nedeni budur. Zen Budizm insanlara varoluş sorununa bir yanıt bulmakta yardımcı olmaya çalışıyor. Öyle bir yanıt ki işin özüne bakacak olursak Musevî - Hıristiyan - İslâm geleneğinin yanıtının bir benzeri ama gene de çağımız insanının o kadar önemsediği akılcılığa, gerçekçiliğe, özgürlüğe ters düşmeyecek bir yanıt. Çok yadırgatıcı görünse de Doğu dinlerinin düşünce yapısı Batı - nın akılcı düşünce yapısına Batı dinlerininkinden daha uygun düşüyor. 16 II. FREUD UN PSİKANALİZ KONUSUNDAKİ DÜŞÜNCELERİNİN DEĞERLERİ VE AMAÇLARI Psikanaliz Batılı insanın içine düştüğü ruhsal bunalımı çok anlatımlı bir biçimde ortaya koyuyor ve buna bir çözüm getirmeye çalışıyor. Özellikle psikanalizdeki yeni gelişmeler, «insancı» ya da «varoluşçu» (existentialist) analiz bakımından bu böyle... Kendi «insancı psikanaliz» konusundaki düşüncelerimi anlatmaya girişmeden önce bu konudaki yaygın kanıya ters düşse de Freud ün öğretisinin «hastalık» ve onun «tedavisi» yöntemlerini, ruh ya da akıl hastasının nasıl iyileştirileceğini göstermekten daha önde «insanın kurtuluşu» konusuyla ilgili olduğunu belirtmek istiyorum. Şöyle bir yüzeyden bakınca Freud ruh ve akıl hastalıklarının yeni bir tedavi yönteminin yaratıcısıymış, başlıca ilgisinin odaklaştığı araştırma konusu buymuş, çabalarını buraya harcamış gibi görünebilir ama daha derinlemesine bakacak olursak nevrozun hekimlik ilkeleri içinde tedavisi kavramının arkasında bütünüyle değişik bir ilginin varlığını sezebiliriz. Bu ilgisini Freud 17 çok seyrek olarak dile getirirdi. Belki bu ilgisini kendisi de tam olarak bilinçleştirememişti. Açıkça ortaya koymamakla beraber gene de farkedilebilen bu düşünce, öncelikle hastalık ve hastalığın iyileştirilmesiyle değil de hastalık ve tedavi kavramlarını aşan bir şeyle ilgilenmekte olduğuydu. Bu şey neydi? Freud un kurucusu olduğu psikanaliz akımının içeriği neydi? Kurucusu olduğu bu akımın üzerine dayandığı dogma neydi? Freud bu soruya belki de en açık, en saydam biçimde şu tümcede bir yanıt vermiş oldu; «Id in (İlkel Benlik) olduğu yerde Ego da (Benlik) olacaktır.» Freud un amacı akıldışı ve bilinçdışı tutkulara akim üstün çıkabileceğini anlatmaktı; insanı bilinçdışmm etkisinden kurtarmak, insanın olanakları içindeydi. İnsan kendi içindeki bilinçdışı güçlere üstün gelmek, onları denetim altına alabilmek için öncelikle onları farkedip, ayırt edebilmeliydi. Freud un amacı olabildiğince doğru bilgi edinmekti. Elbette doğru bilgi gerçeği yansıtacaktı. Böyle bir bilgi insana yol gösterecek tek ışık olarak ele alınmalıydı. Bu amaçlar akılcılığın, aydınlanma felsefesinin, Püriten ahlâkçılığın da geleneksel amaçlarıydı, ama din ve felsefe kendi kendini denetim altına almanın bu amaçlarını bir «düşülkü» diye tanımlayabileceğimiz tartışma dışı bir kavram olarak ele alırken Freud ilk defa bilinç dışında yaptığı bir araştırma sonucu bu amaçları bilimsel bir tabana oturtuyor ya da öyle yaptığını sanıyordu. Böylece bu amaçların gerçekleştirilebilme yollarını da göstermiş oluyordu. Freud bir yandan Batı akılcılığının doruğuna ulaşırken bir yandan da üstün dehasıyla akılcılığın yüzeyde kalan bir iyimserlikten ve sözümona akılcılıktan oluşan başka bir yanıyla da başedebilmiş, on dokuzuncu yüzyıl insanının duygusal ve akıl dışı yanma da saygı 18 I duyup aklcılığa karşı çıkan romantizm akımıyla akılcılığı bağdaştırmayı becerebilmiştir (3). Bireyin tedavisi konusunda da Freud genellikle sanıldığından daha çok konunun felsefe ve ahlâka dayalı yanlarıyla ilgileniyordu. Psikanalizi tanıtmak amacıyla yazmış olduğu «Giriş Konuşmalarında» bazı gizemci uygulamaların kişilikte temel bir değişim yapmaya çalıştıklarını söz konusu ediyor ve açıklamalarım sürdürerek «psikanaliz tedavi çalışmalarının benzer bir yaklaşım yöntemi seçmiş olduğunu kabul etmek zorundayız» diyordu. «Psikanalizin yapmak istediği şey Ego yu (Benlik) güçlendirerek onu. Super-Ego dan (Üst-Benlik) daha bağımsız yapmak, böylece gözlem alanını büyüterek Id in (İlkel Benlik) başka yeni yanlarıyla Ego yu (Benlik) uyum içine sokmaktır. Böylelikle Id in (İlkel Benlik) yerini Ego (Benlik) almış olacaktır. Zuyder gölünün su altındaki topraklarını tarıma elverişli duruma koymak gibi bir şey bu» diyordu. Gene bu yolda sözü sürdürerek psikanaliz yoluyla tedavinin «insanı nevrotik belirtilerden, baskılardan ve karakter bozukluklarından kurtarmak» amacını güttüğünden söz ediyor (4), analistin işlevine de öyle bir açıdan bakıyordu ki bu açıdan bakınca analistin durumu hastasını tedavi eden bir hekimin durumunu aşmış oluyordu. Şöyle diyordu «eğer analist hastası için çözüm bekleyen bazı durumlarda bir örnek, diğer durumlarda da bir öğret (3) Freud un kurucusu olduğu psikanaliz akımının yarı dinsel yapısının ayrıntılı olarak incelenmesi için örneğin benim Sigmund Freud s Mission» (Sigmud Freud un Üstlendiği Önemli Görev) adlı kitabıma bak. World Perspective series, ed, R. N. Anshen (New York, Harper, 1959). (4) Analysis Terminable and Unterminablei Collected Papers, Hogarth Press, V, 316 (İtalikle belirtilmesi benim katkım E. F.). 19 men olarak görev yapacaksa birçok bakımlardan hastasından daha üstün bir durumda olmalıdır ( ).» Freud sözlerini şöyle bitiriyordu. «En son ol
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks