Please download to get full document.

View again

of 121
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

FREUDYEN YAKLAŞIMLA ZEKİ DEMİRKUBUZ SİNEMASINDA SUÇ VE CEZA. Ayşe SELVİ İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

Category:

Magazines

Publish on:

Views: 67 | Pages: 121

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
FREUDYEN YAKLAŞIMLA ZEKİ DEMİRKUBUZ SİNEMASINDA SUÇ VE CEZA Ayşe SELVİ İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HUKUK YÜKSEK LİSANS PROGRAMI (İNSAN HAKLARI HUKUKU) Prof. Dr. Cemal
Transcript
FREUDYEN YAKLAŞIMLA ZEKİ DEMİRKUBUZ SİNEMASINDA SUÇ VE CEZA Ayşe SELVİ İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HUKUK YÜKSEK LİSANS PROGRAMI (İNSAN HAKLARI HUKUKU) Prof. Dr. Cemal Bâli AKAL 2013 II III ÖZET İlkel kabilelerden günümüz çağdaş toplumlarına varıncaya dek yüzyıllar boyunca insanlar, tabiiyet biçimleri zamana ve mekâna göre farklılıklar gösteriyor olsa da yasaya boyun eğmişlerdir. Yasaya bu tabi oluşta, toplumsal yasa ve bireyin edimlerini sorgulayan vicdana hakikat atfediyor olmanın önemli bir rolü vardır. Çalışmaya konu olan Freud ve psikanalitik kuram ise yasaya metafizik bir hakikat atfetmemekle birlikte insanın doğal varoluşundan, toplumsal varoluşa geçiş için yasanın zorunlu olduğu önermesini ortaya koyar. Vicdanın ve toplumsal yasanın kurulumunda suçluluk duygusu önemli bir rol oynarken, yasaya boyun eğişin temelini suçluluk duygusuna bağlı ceza istemi oluşturmaktadır. Psikanalitik kuram iyi-kötü suç tanımlarını içeren değerler silsilesi kurgulamaz. İnsanın doğuştan getirdiği dürtü temelli arzular her ne kadar bastırılıyor olsa da yok olmaz ve yüceltime uğrayarak o değerleri kuran yasada varoluşunu devam ettirir. İnsan toplumsal varoluşunu borçlu olduğu yasanın failine çiftedeğerli bir tutum sergiler. Bir taraftan suçluluk duygusu ile boyun eğerken, diğer taraftan arzularını yasaklayan yasa koyucuyu yok etmeyi arzular. Toplumun evrimini sağlayan da boyun eğdirmeye çalışan iktidar karşısında, arzusuna sahip çıkan direniş ile ortaya çıkan antagonizmadır. İktidar direnişin görünür olduğu bu antagonizmanın üstünü ideoloji ile örter. Psikanalitik film kuramcılarına göre devletin ideolojik aygıtlarından birisi de sinemadır. Ancak ideolojik aygıtın sahibi iktidar da bastırılmış arzuların yüceltimi olan yasanın uygulayıcısı olduğundan bütünlüklü bir yapıya sahip değildir ve her an kendi gerçeğini görünür kılar. Çalışma için seçilen Zeki Demirkubuz sineması, insani değerlerin hakikat dışı varoluşunu ortaya koyduğu için, yasaya direnen tarafı ile ele alınmıştır. IV Abstract Although there had been always some differences with regard to time and space, human beings have obeyed the law from the ancient tribes to the contemporary societies. Attribution of truth to the law and the conscience which questions individuals actions have a crucial role in this obedience. Nevertheless, Freud and psychoanalytic theory, which are the subject of this study, do not attribute a metaphysical truth to the law while they state that the law is essential in passing through from the natural to the social existence of the human being. Guilty feelings play an important role in conscience and constitution of social law and at the same time punishment wishes which are based on the guilty feelings underlie the obedience to the law. Psychoanalytic theory does not postulate good and bad value sequence which include guilt definitions. Although the wishes, which have innate bases, are repressed they do not disappear and get sublimated and survive in the law which constitutes values. The human expresses an ambivalent attribution to the law-maker. On the one hand s/he obeys it with guilty feelings, on the other hand s/he wishes to destroy the law-maker who bans her/his wishes. It is antagonism which emerges with the resistance to the power which needs to be obeyed to defense the wishes. Power hides this antagonism, which represents the resistance, with ideology. According to the psychoanalytic film theorists, one of the ideological apparatus is cinema. However, due to the fact that the power, the owner of the ideological apparatus, is the operator of the law it does not have a whole constitution and it always makes its own reality visible. Since Zeki Demirkubuz cinema, which is chosen for this study, postulates humanistic values which are out of truth, it is investigated with its resistance to the law. V İÇİNDEKİLER KAYNAKÇA... VI I. GİRİŞ... 1 II. FREUD UN KİŞİSEL GELİŞİM KURAMI... 5 A- Freud ve Öncesi... 5 B- Topografik Gelişim Kuramı Bilinç, Bilinçöncesi ve Bilinçdışı Haz İlkesi Ölüm ve Yaşam İçgüdüleri C- Yapısal Kişilik Kuramı İd, Ego, Süper-ego Yapısal Kişilik Kuramına Göre Gelişim Evreleri III. FREUD UN TOPLUM KURAMI A- Toplumsalın Nevrotik Kökenleri İlkel Toplumlarda Suç, Ceza ve Yasa a) Kutsal ve Yasa aa) Ensest Yasağı bb) Öldürme Yasağı ve Diğer Tabular cc) Kutsal Baba b) Baba Katli B- Kardeşler Arası Libidinal Bağdan Toplumsal Bağa C- Eros ve Thanatos un Toplumsalın Kuruluşundaki Rolü D- Toplumsalın Bilinçdışı Suçluluk Duygusu E- Yasanın Yeniden Kurulumu IV. ZEKİ DEMİRKUBUZ SİNEMASININ FREUDYEN ANALİZİ A- Psikanalitik Film Kuramı B- Zeki Demirkubuz Sinemasında Suç ve Ceza Zeki Demirkubuz Sinemasında Kurucu Tema Olarak Suç aa) Baba-Oğul a Direnen Kutsal Ruh bb) Kurt un Dirilişi cc) Güzelin İktidarına Karşı a) Suçluluk Duygusu aa) Pişmanlık/Arınma bb) Yeraltında Melankoli cc) Yasa-Dışı Suçluluk Duygusu dd) Kötülüğü Beklemek b) Mahkûmiyet Mekânları ve İmgeleri Zeki Demirkubuz Sinemasında Yasa a) Yasa Kapısı b) Yasaya Direnen Özne-Kadın Temsilleri aa) Kader bb) Masumiyet V. SONUÇ VI KAYNAKÇA Akal Cemal Bali, Varolma Direnci ve Özerklik Bir Hak Kuramı İçin Spinoza yla, Dost Yayınları, Ankara 2004, 1. Baskı Arslan Umut Tümay, Bu Kâbuslar Neden Cemil? Yeşilçam da Erkeklik ve Mazlumluk, Metis Yayınları, 2005 İstanbul, 1. Basım Butler Judith, İktidarın Psişik Yaşamı Tabiyet Üzerine Teoriler, Çev. Fatma Tütüncü, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2005, 1. Basım Clero Jean Pierre, Lacan Sözlüğü, Çev. Özge Soysal, Say Yayınları, İstanbul 2011, 1. Baskı Camus Albert, Yabancı, Çev. Samih Tiryakioğlu, Varlık Yayınları, İstanbul 1993, 10. Basım Dostoyevski Fyodor Mihailoviç, Yeraltından Notlar, Çev. Mehmet Özgül, İletişim Yayınları, İstanbul 2007, 14. Baskı Enriquez Eugene, Sürüden Devlete Toplumsal Bağ Üzerine Psikanalitik Deneme, Çev. Nilgün Tutal, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2004, 1. Basım Erdoğan Nezih, Sinema ve Psikanaliz, Toplum ve Bilim Dergisi, 70. Sayı, Birikim Yayınları, İstanbul 1996, Güz Özgüven, Fatih Radikal Gazetesi Hayat Eki, Fink Gerhard, Antik Mitolojide Kim Kimdir?, Çev. Ümit Öztürk, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1997, 1.Basım Freud Sigmund, Dinin Kökenleri, Çev. Ayşen Tekşen Kapkın, Payel Yayınevi, İstanbul 2002, 1. Basım Freud Sigmund, Cinsellik Üzerine, Çev. Dr. Emre Kapkın, Payel Yayınevi, İstanbul 2011, 2. Basım Freud Sigmund, Uygarlık Toplum ve Din, Çev. Dr. Emre Kapkın, Payel Yayınevi, İstanbul 2004, 1. Basım Freud Sigmund, Metapsikoloji, Çev. Dr. Emre Kapkın/ Ayşen Tekşen Kapkın, Payel Yayınevi, İstanbul 2002, 1. Basım Freud Sigmund, Psikopatoloji, Çev. Dr. Hakan Atalay, Payel Yayınevi, İstanbul 1999, 1. Basım Freud Sigmund, Düşlerin Yorumu I. Cilt, Çev. Dr. Emre Kapkın, Payel Yayınevi, İstanbul 2009, 4. Basım Freud Sigmund, Sanat ve Sanatçılar Üzerine, Çev. Kâmuran Şipal, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012, 5. Baskı Geçtan Engin, Psikanaliz ve Sonrası, Metis Yayınları, İstanbul 2006, 12. Basım Girard René, Şiddet ve Kutsal, Çev. Namiye Alpay, Kanat Kitap, İstanbul 2003, 1. Baskı Gürbilek Nurdan, Mağdurun Dili, Metis Yayınları, İstanbul 2008, 2. Basım Hobbes Thomas, Leviathan, Çev. Semih Lim, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012, 10. Baskı Kafka Franz, Hikâyeler, Çev. Kâmuran Şipal, Cem Yayınevi, İstanbul 2002, 7. Basım Klein Melanie, Haset ve Şükran, Çev. Orhan Koçak/ Yavuz Erten, Metis Yayınları, İstanbul 2011, 3. Baskı Kranz Walter, Antik Felsefe Metinler ve Açıklamalar, Çev. Suad Y. Baydur, Sosyal Yayınlar, İstanbul 1994, 2. Basım VII Lacan Jacques, Fallus un Anlamı, Çev. Saffet Murat Tura, Afa Yayınları, İstanbul 1994, 1. Baskı Le Bon Gustave, Kitle Psikolojisi, Çev. Hasan İlhan, Alter Yayıncılık, Ankara 2009, 1. Baskı Marcuse Herbert, Eros ve Uygarlık Freud Üzerine Felsefi Bir İnceleme, Çev. Aziz Yardımlı, İdea Yayınları, 1998 İstanbul, 3. Baskı McGowan Todd McGowan, Gerçek Bakış Lacan Sonrası Sinema Kuramı, Çev. Zeynep Özen Barkot, Say Yayınları, İstanbul 2012, 1.Baskı Nasio J.D., Psikanalizin Yedi Büyüğü, Çev. Kenan Sarıalioğlu, Kırmızı Yayınları, İstanbul 2008, 1. Baskı Pay Ayşe (hazırlayan), Yönetmen Sineması Zeki Demirkubuz, Küre Yayınları, 2010 İstanbul, 2. Baskı Pekerman Serazer, Film Dilinde Mahrem Ulusötesi Sinemada Kadın ve Mekân Temsili, Metis Yayınları, İstanbul 2012, 1. Basım Ryan Micheal / Kellner Douglas, Politik Kamera Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası, Çev. Elif Özsayar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2010, 2. Basım Spinoza Benedictus, Etika, Çev. Hilmi Ziya Ülken, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 2011, 4. Baskı Suner Asuman, Hayalet Ev Türk Sinemasında Aidiyet, Kimlik ve Bellek, Metis Yayınları, İstanbul 2006, 1. Basım Tura Saffet Murat, Freud dan Lacan a Psikanaliz, Kanat Kitap, İstanbul 2010, 4.Baskı Türkoğlu Nurçay, Sinema Araştırmaları Kuramlar, Kavramlar, Yaklaşımlar, Derleyen Murat İri, Derin Yayınları, İstanbul 2010, 1. Baskı Zizek Slavoj, İdeolojinin Yüce Nesnesi, Çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları İstanbul 2008, 3. Basım Zizek Slavoj, Yamuk Bakmak, Çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İstanbul 2004, 1. Basım Zizek Slavoj, Müstehcen Efendi, Toplum ve Bilim Dergisi, 70. Sayı, Birikim Yayınları, İstanbul 1996, Güz Arslan Umut Tümay, Laura Mulvey, Zeki Demirkubuz Resmi web sitesi, 1 I. GİRİŞ Hukukun temel kavramları olan suç ve ceza hayatın geneline yayılmış görüngüsü ile inanç sistemleri ve toplumsal yaşamda da kendisini gösterir. Suç ve cezayı ilişkilendirebileceğimiz en önemli kavram ise yasa dır. Siyasi düzenlemede hukuk, toplumsal yaşamda örf ve adetler, bireysel yaşamda ise ahlaki normlar olarak kendisini gösteren yasa, öte taraftan uhrevi yaşamla aşkın bir yer imleyerek tanrısallaşır. Bir insan kalabalığından toplumsal yaşama geçiş için yasanın iktidarına boyun eğilmesi gerekmektedir. Bu toplumsal düzenlemeler silsilesi kendisini bir hakikat söylemi ile ortaya koymaktadır. Her hakikat söylemi direnişini de beraberinde getirir. Ancak direnişle kurulan sistemler de kendi hakikat söylemleri ile iktidarlarını kurarlar. Toplumların evrim sürecini tetikleyen de bu antagonizmadır. Bu hakikat söylemi ile suç ve cezayı önceliyor gibi görünen yasa, kutsal bir varoluş kazanır. Yasa, Aydınlanma öncesi tanrısal bir buyruk iken, Aydınlanma ile birlikte insanın varoluşuna eklemlenen hümanistik bir buyruğa dönüşür. Modernizmin akıl sahibi olarak doğaya hükmeden öznesi, kendi doğasına da hükmedeceği varsayımı ile hareket eder. Bu çalışmada aklın yasası ile birlikte insanın doğa durumunda onu suça iten kötülük ten azade bir varoluşunun mümkün olup olmadığı araştırılacaktır. Bu çalışma için psikanalitik kuramın kurucusu Freud un seçilmiş olmasının nedeni ise akıl ı imleyen bilinç ve doğa yı imleyen bilinçdışı kavramları ile yeni bir insan tanımı geliştirmiş olmasıdır. Elbette psikanalizde iyi, kötü, suç gibi değer tanımları yapılmaz. Freud un kuramında insanı bir özneye dönüştüren yasanın öncülü olarak vicdanı kuran suçluluk duygusu ve toplumu kuran ilk suç; baba katli anlatılır. Öyle ki insanın doğa durumundaki arzularını imleyen suç ile birlikte kurulan bu yasa da aynı arzuları barındırmaktadır. O yüzden bir hakikat söylemi ile kurulan devlet yasaları; insan öldürmeyi, insanların rızaları olmadan 2 mülklerini ellerinden almayı, söyleyecekleri ve hatta düşünecekleri şeyleri kontrol etme hakkını meşrulaştırmak zorunda kalır. Freud ve sonrası psikanalistler, tek tek insanların vicdanını kuran bilinçdışının toplumsal yasayı da kurduğunu savunurlar. Psikanalistlerin bilinçdışının izini sürmelerinin nedenlerinden birisi de budur. Birinci bölümde Freud un Kişilik Kuramı nda kişilik gelişim aşamalarında kişisel yasayı temsil eden vicdanın kurulumu anlatılacaktır. Bu bölümde kullanılacak ana kavramlar; suç ve cezaya temel teşkil eden suçluluk duygusu ve ceza istemi kavramlarıdır. Yapısal Kişilik Kuramı nda ailenin normları ile özdeşim kurularak oluşan vicdani yapı süper-ego dur. Biyolojik bir varoluşa sahip olan insanı toplumsal bir varlığa dönüştüren bu süreçte, süper-ego suçluluk duygusu ile oluşur. Bütün dürtü taleplerinin libidinal olduğu yaşamın ilk yıllarında bu dürtülerin yöneldiği nesne annedir. Bu ensest talep, toplumsal yasa ile karşılaştığında, yasa koyucuya (baba) yöneltilen düşmanlık ile birlikte suçluluk duygusuna yol açar. İnsanın özne olmasının koşulu iktidara boyun eğerek, iktidar ile özdeşleşmesi sonucu kurulan süper-ego dur. Böylece Freud, vicdanı a priori görüngüsünden çıkarıp, ona, kişilik tarihi içinde, somut, toplumsal bir varoluş kazandırır. Freud un kuramlarının temelini oluşturan ve insanın biyolojik varoluşunu imleyen ölüm ve yaşam içgüdüleridir. Yaşam içgüdüleri, insan türünün devamını ve yaşamsal ihtiyaçların (açlık, susuzluk, canlılığı koruma vb.) karşılanmasını hedefler. Ölüm içgüdüsü canlının inorganik varoluşa geri dönmesi için uğraşırken, aslında yaşam içgüdüsünün önüne gerçeklik ilkesini koyarak bir denge oluşturur. İnsanın kendisine ve dışarıya yönelttiği saldırganlığın faili olan ölüm içgüdüsü, bu çalışmada yer alan önemli kavramlardan biri olacaktır. Biyolojik varoluşuna özsel olarak dâhil olmayan yasa ile kurulan özne, yasaya bir hakikat atfettiği için nevrotiktir. Süper-ego nun istemleri ağırlaştıkça suçluluk duygusu ve nevrozun derecesi de giderek artar. Suçluluk duygusundan arınmanın yolu ise ceza istemidir. İçselleştirilen iktidar tarafından gerçekleştirilen ceza; nevrotikte kısıtlamalar, kefaretler ile birlikte törensel bir şekilde kendisini 3 gösterir. Ensest talebin karşılanmaması sonucu alınmayan haz böylece mazoşistik hazza dönüşür. Bireyin gelişim tarihinde çeşitli evrelerin tanımlandığı psikanalizde öznenin oluşumuna denk gelen evre, çocuğun dış dünyanın gerçekliği ile kendisini ve arzularını sınırladığı Oidipus evresidir. Bu dönemde çocuk kendisini dış dünya ile birlikte ve dış dünyaya karşıt olarak tanımlar. Epistemolojik anlamda insanın kendisine ve dış dünyaya ait bilgilerinin sınırları çizilirken, aynı zamanda kişinin ahlaki bir varlık olarak sınırlarının da çizilmesi söz konusudur. Çocuğun kendini oluşturması, yani bir özneye dönüşmesi, kendisi ile dış dünya arasında sınırın oluşması ile mümkün olur ki, bu ancak bir yasa ile karşılaşması ile mümkündür. Bu yasa ile çocuk, arzularının sonsuz olmadığını anlar ve bir zorlama ile de olsa sınırlarını çizer. Özne kendi sınırlarını çizerken, önce kendisine yasayı dayatan ilk kurum olan anne-baba ile, daha sonra diğer insanlar ve kurumlarla özdeşleşerek yasayı ya da yasa koyucu-koruyucuyu kendi içinde yeniden oluşturur. Özne, bastırdığı arzuları ve sınırlar çizen yasa koyucu-koruyucu ile çifte değerli bir durum içindedir. Öznenin gelişimini sağlayan, bastırdığı ama hiçbir zaman yok olmayan arzuları ile kendi içinde yeniden var ettiği yasa koyucu arasındaki çatışmadır. Bu çatışmayı ateşleyen insanın içinde bulunduğu çifte değerliliktir. İkinci bölümde anlatılacak olan Toplum Kuramı nda ise tek tek kişileri özne haline getiren boyun eğişin faili olan toplumsal yasanın kurulumu sorgulanmaktadır. Ensest talebi ve baba katli ile kendisini gösteren suçluluk duygusu, ilkel bir hordayı toplumsal varlığa dönüştürür. Birlikte işlenmiş suç ve suçluluk duygusu ile kurulan bu yasa ile kader birliği yapan kardeşler arasında oluşan libidinal bağ uygarlığı kurar. Freud, kişilik kuramında ruhsal hastalıkların iyileştirilmesinde yöntemin oluşturulması için insanın varoluş koşullarını irdelerken, toplum kuramında da uygarlığın beraberinde getirdiği hoşnutsuzlukları giderebilecek yöntemleri arar. Her ikisinde de süper-ego nun ortaya koyduğu yanılsamanın çözümü ve istemlerinin hafifletilmesini önerir. Freud sonrası psikanalitik ideoloji eleştirisi, toplumsalın süper-ego su olan yasaya direnişin imkânlarını araştırır. 4 Bilinçdışı düşünceler, hasta insanların semptomlarında kendini gösterdiği gibi, sağlıklı insanların dil sürçmelerinde, düşlerinde, duygusal ilişkilerde, hatta sanat eserlerinde kendini gösterirler. Yirminci yüzyılı etkileyen en önemli sanat dalı olan sinema, izleme süreci ile rüya ya da fantaziyi andırması sebebi ile psikanalitik kuramın izleği olmuştur. Sinema, toplumu yansıtan bir ayna olmanın ötesinde, toplumu yeniden inşa eden ideolojinin aygıtlarından birisi olarak görülmüştür. Althusser den etkilenen erken psikanalitik film kuramcıları sinemayı ideolojik bütünsel bir aygıt olarak tanımlamış, sonraki kuramcılar ise o aygıtın da bilinçdışını barındırması sebebi ile bütünsellik arz etmediğini ve tam olarak başarılı olmadığını ifade etmişlerdir. İdeolojik aygıtın sanıldığı gibi bütünsel olmaması, özne olmak için yasaya boyun eğmek zorunda olan insana direniş için imkân sağlamaktadır. Klasik anlatı sinemasında (Hollywood ve Yeşilçam sineması gibi) çekim teknikleri ve kurgu ile hâkim ideoloji desteklenmektedir. Bu ideoloji; ataerkil aile modelleri, genel ahlak anlayışı ve ekonomik politikayı koruyucu bir söylem içermektedir. Bu çalışma için klasik anlatı sinemasının motiflerini kullanan, ancak anlatının söylemine bir tür sanatsal direniş sergileyen Zeki Demirkubuz un filmleri seçilmiştir. Bir auteur olarak anabileceğimiz Zeki Demirkubuz, toplumsalın kurucu yasalarına ya da ideolojisine karşı eleştirel bir gözlemci olarak karşımıza çıkar. Birçok kültürel etkinlikte olduğu gibi birçok sinema türünde de suç ve ceza olgusunu işlemek mümkündür. Ancak Demirkubuz filmleri bu olguları doğrudan işleyen ve suçun psikolojik doğasını irdeleyen Film Noir a daha yakın olarak addedilmektedir. Onun filmlerinde ahlak ve yasa, özsel kutsanmış anlamlarından sıyrılıp ete kemiğe bürünür. Demirkubuz sineması biçimsel olarak; kamera açıları, ses kullanımı ve hikâye sunumu ile izleyicinin gerçeklikten kopuk bir özdeşleşme yaşamasını engellerken, içerik açısından ise yasaya, suça ve cezaya farklı bakışı ile eleştirilerini ortaya koyar. Her ne kadar filmlerdeki kadın figürü suçun faili olarak çok eleştirilse de kadın temsilleri ideolojiye karşıt tarafı ile irdelenecektir. 5 II. FREUD UN KİŞİSEL GELİŞİM KURAMI A- Freud ve Öncesi Günümüzde yaygın olarak kullanılan ruhsal açıklamalara dair teorilerin çok eski bir geçmişi vardır. Bu geçmiş Orta Çağ a kadar uzanır. O dönemlerde daha çok ruhsal bozuklukların doğaüstü güçlerle açıklanmaya çalışılması 19. yüzyıldaki çalışmalarla son buldu. Bu dönemde davranış bozukluklarını açıklamak için yürütülen nörolojik araştırmalar yoğunluk kazandı. Emil Kraepelin, beyin patolojisinin ruhsal hastalıklara sebep olabileceğine ilişkin bulguları ile psikiyatrik sınıflandırmayı gerçekleştirmiştir. Betimsel Dönem olarak adlandırılan bu dönemde ruhsal hastalıklar tıpkı bedensel hastalıklar gibi araştırmaya tabi tutulmuşlardır. Ancak bazı hastalarda organik patoloji olmamasına rağmen var olan davranış bozuklukları gözlemlenmekteydi 1. Beyinde bir patoloji olmamasına rağmen ortaya çıkan davranış bozukluklarını psikolojik nedenlerle açıklayan psikanaliz, 20. yüzyılın başlarında farklı bir görüş olarak ortaya çıktı. Bu görüşün ortaya çıkmasında hipnoz ve telkin ile ilgili yapılan çalışmaların önemli bir etkisi olmuştur. Hipnoz ve telkinin insan davranışında değişikliklere yol açtığının gözlemlenmesi, organik temelli açıklamaların yeterli olmadığını ortaya koyuyordu. İnsanların yaşantılarında karşılaştıkları engellemelerin, çatışmaların ve travmaların meydana getirdiği bozuklukların tedavisinde telkin önemli rol oynuyordu. Liebault ve Bernheim ın histeri üzerine çalışmalarında, felç ve işitme kaybı gibi semptomların telkin ile iyileştirilebildiği ortaya çıkmıştı. Freud un da daha sonra birlikte çalışacağı Jean- Martin Charcot da histerinin organik temelli olmadığını savunmuştur 2. Hipnozu bir metot olarak kullananlardan biri de Dr. Josef Breuer di. Hastalar, yaşadıkları travmatik olayları ve duygusal çatışmaları hipnoz altında rahatça 1 Engin Geçtan, Psikanaliz ve Sonrası, 12. Basım, Metis Yayınları, İstanbul 2006, s A.g.e, s. 15 6 anlatıyorlardı. Breuer in hastalar ile yaptığı bu hipnoz çalışmaları sonucunda histeri semptomlarının hafiflediği görülmüştür. Psikanalizin kurucusu olan Sigmund Freud, 6 Mayıs 1856 yılında Freiberg de doğdu yılında Viyana Üniversitesi nde tıp öğrenimi gördüğü sırada biy
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks