Please download to get full document.

View again

of 18
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

GÖÇMEN YAZIN SÜRECİ ÇERÇEVESİNDE FERİDUN ZAİMOĞLU VE ANLATISI

Category:

Self-Help

Publish on:

Views: 82 | Pages: 18

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
Selçuk Üniversitesi/Seljuk University Edebiyat Fakültesi Dergisi/Journal of Faculty of Letters Yıl/ Year: 2011, Sayı/Number: 25, Sayfa/Page: GÖÇMEN YAZIN SÜRECİ ÇERÇEVESİNDE FERİDUN ZAİMOĞLU VE
Transcript
Selçuk Üniversitesi/Seljuk University Edebiyat Fakültesi Dergisi/Journal of Faculty of Letters Yıl/ Year: 2011, Sayı/Number: 25, Sayfa/Page: GÖÇMEN YAZIN SÜRECİ ÇERÇEVESİNDE FERİDUN ZAİMOĞLU VE ANLATISI Yrd. Doç. Dr. Özber CAN Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Alman Dili ve Eğitimi Anabilim Dalı Özet Bu makale 1960 larda göçle başlayan bir edebiyat sürecini ve zamanla Almanya gerçeğinin büsbütün değişimini farklı bir bakış açısıyla anlatan Feridun Zaimoğlu nun söylemini inceler. Yazarın dili alaylı, sözcüklerinin anlamı ve sesi keskindir. Yazar, göç olgusunun siyasal bir olgu ve gerçek olduğuna dikkat çeker. Böylece Almanya daki bütün yabancı kökenli göçmenlerin idolü, Malcom-X i olur. Sokağın dilini ve argosunu kullanarak siyasal erkin mevcut sorunlara karşı duyarsızlığını protesto eder. Bu anlatı tutumu sadece mesajı güçlendirmez aynı zamanda Alman dilini de bozar. Avrupa edebiyat çevrelerinin sert eleştirilerine rağmen bugün önemli ödüllere lâyık görülmektedir. Anahtar Kelimeler: söylem, göç olgusu, duyarsızlık, Kanakça, Zaimoğlu. ATTITUDES OF QUALIFIED LABORERS IN DEFENSE INDUSTRY TOWARDS FOREIGN SPECIALISTS Abstract This article examines a literary process which began in the 1960s with migration and the discourse of Feridun Zaimoglu who narrates the almost completely-changed Germany reality from a different point of view. The language of narrator is ironic, the meaning and its sound are sharply. The narrator keeps in view that the migration is a political fact and reality. Thus, he becomes a speaker, Malcom-X of all different ethnic backgrounds people. Using street and slang language, he protests the insensitiveness of the political power against current problems. This attitude in the narration strengthens not only the message but also damages the German language. Though he was highly criticized by the critics of European literature, his narration has been deemed to important rewards today. Key Words: discourse, migration fact, insensitiveness, Kanakish, Zaimoglu. 140 Özber CAN GİRİŞ Göç, kimi zaman zorunlulukla, kimi zaman da gereksinimle doğan, tarihselsiyasal yanının ağır basmasıyla zamanın ve toplumların parçalanmasına neden olan siyasal bir olgudur. Etki alanının genişliğiyle kültürel değerleri taşır ve değişiminin temel belirleyicileri arasında yer alır. Göçün 1960 lı yıllarda Türkiye ve Türk toplumu için anlamı, Avrupa nın işgücü talebini ve Türk insanının bu yöndeki eğilimini kapsar. Yapılan ikili anlaşmalarla başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine başlayan göç, beraberinde bir yazını da taşır. Yazmaya eğilimi olan Türkler çalışma şartlarını, ev-iş bulma koşullarını, dil-kültür ve yaşam farklılıklarını, iletişim sorunlarını, vatana özlemin ağırlığını kaleme alaya başlar. Bu adımla doğan Türk Göçmen Yazını, sorun-duygu-tepki gibi üç önemli uyarıcıyla göçenlerin fazlaca yoğunlaştığı Almanya da gün ışığına çıkar. Ne var ki ekonomik kaygılarla başlayan akın, belirli bir birikim elde ettikten sonra vatana geri dönüşle sonuçlanmayacak; koşulların değişimi, zaman içerisinde kuşakların yerleşimini getirecektir. Böylece anlatılar kuşaklarla birlikte içerik ve biçim değiştirerek gurbetlik durumunun ortadan kalktığını işlemeye yönelir. Ayrıca Türklerin vatanlarından taşıyıp götürdükleri alışkanlıklarının Almanya ya yansıması, uyum süreci sorunları sosyolojik açıdan bilimsel tezlere taşınmaya başlar. Birinci kuşağın sosyal çevrede yaşadığı çok yönlü sorunlar ve dışlanma, uyum projelerinin rafa kaldırılıp büyünün bozulmasıyla artar. Modern yaşama tutunmanın zorlaşması ve arada kalmışlık duygusu melez kimliği çekici hale getirir. Siyasal iradenin yabancılar arasında özellikle Türklerin sorunlarına duyarsız kalması anlatıları katmanlaştırır. Parçalanmışlık ve kuşakların giderek zayıflayan umudu pişmanlığın, isyanın sözlerine siner. Keskin ve bir o kadar alaylı ifadeler, kimliklerin köken kültüründen giderek uzaklaşmasını ve melezleşmesini ele verir. Feridun Zaimoğlu, bu yazının gelişmesi, zenginleşmesi ve anlatı çıtasını yükseltmesinde önemli bir paya sahiptir. Makalemiz, onun çok yönlü, çok katmanlı, çokanlamlı anlatılarının algı-anlam-çözümleme bakımından hem içsel, hem dışsal (Aytaç 1997: 87) olarak çoğulcu bir incelemeyle anlaşılabileceği savına dayanır. Çünkü yazar, yaşanılan ama anlatılamayan, komik-dramatik-trajik deneyimleri olanca gerçekliğiyle ele alır. Güçlü bir duyarlığı ve sezgiyle trajikomikliği, alayı ve yergi birleştirir. Şimdi gerçekliği romantikleştiren, gizemi giderek belirsize yakınlaştıran bu sürecin ilk yazın denemelerini özetlemeye alışalım. a) İlk Yazın Denemeleri 1960 lı yıllarda pek çok ülke gibi sosyo-politik olaylarla çalkalanan Almanya, siyasal açılımlara ve işgücüne ihtiyaç duyar. Çağrı üzerine bu ülkeye (Bkz. Bilhan Kartal, Türkische Migrantenkinder in Österreich-Soziokulturelle Hintergründe Ihrer Sprachschwierigkeiten, Universität Klagenfurt (Österrreich), (Yayımlanmış Doktora Tezi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, No. 372, Eskişehir, 1990) Göçmen Yazın Süreci Çerçevesinde Feridun Zaimoğlu ve Anlatısı 141 gelen Türkler, tarihsel dostluğun da etkisiyle törenlerle karşılanır; güçleri ve yetenekleri ölçüsünde işe sarılır. Yarı Almanca, yarı Türkçe kurdukları iletişim, onlar için yabancı modern kente gelişle en önemli sorun olarak önlerindedir. Adım adım uyum yoksunluğu gerekçesiyle yadsınma ve dışlanmaya, yeni dile ve modern toplumun hızlı yaşamına yabancı düşmeye yaklaştıklarının farkında değildirler. Göçle atılan adım onlar için büyük bir kültür şoku (Kuruyazıcı 2001: 5) olur. Kaygı daha çok iş ve kazanç üzerine olduğu için dayanışma umudu gettolar, banliyöler oluşturmaya, kimliklerin başkalarınca belirlenmesine izin vermemeye, kökene bağlı azınlık grupları oluşturmaya kalır. Yazın anlamında ilk kuşak, yaşantılarına giren sıkıntıları, Batının yaşam kültüründen farklı bir kültür bileşimi (Kuruyazıcı 1992: 9) ile tarihsel gerçekliği yazınsal gerçekliğe dönüştürerek (Oraliş 2001: 36) anlatır. Daha çok duygu ağırlıklı bu yazınla kabuğu kırma, daha geniş çevrelere ses duyurabilme amaçlanır. Sürgünlük olgusundan ziyade vatandan uzakta yaşamanın yarattığı özlem ve köklerden kopma (Kocadoru 2003: 1) duyguları aktarılır. Anlatılar yeni şartlara uyum sağlama çabalarını, olumsuz doğa ve büyük kent imgeleriyle, gurbet, yalnızlık ve hüzün içerikleri, metafor ve sembollerle dolar. Olumsuz Almanya imgesi, modern ve geleneksel yaşamla iç içe işlenirken özgün yazın tarzı, dil ve tematik anlayış (Öztürk 1996: 82) neredeyse ânı kaçırmaksızın cümlelere döker. Bu kuşağın yazarlarının hepsi konuk işçi olmasa da karaladıklarıyla konuk işçi edebiyatı (Yeşilada 2001: 213) çerçevesinde kabul edilir. İkinci kuşak, çocuk yaşlarda ya da öğrenim amacıyla Almanya ya gelen gençlerden oluşur. Kendilerini Türk kültürüne olduğu kadar Alman kültürüne de yakın bulur. Öğrenim görmeye, doğrudan Almanca yazmaya önem verse de bu kuşağın insanları çift kültürlü, çift dilli konumlarıyla talihsizliğe fazla uzak değildir. Petrol kriziyle başlayan ekonomik durağanlaşma dostluk bağlarının unutulmasına, çıkarılan uyum yasaları ise ve getirilen siyasal yaptırımlar. toplumsal soğukluğu artırmaya yetmiştir. Böylece yazar ve şairler için vatan, yaban, bölünmüşlük, arada kalmışlık gibi yeni ve geniş bir konu aralığına yayılır. Aslında onlar da yeni kimlik, yeni dil, yeni vatan arayışlarıyla hem Türk, hem Alman, ne Türk, ne Alman (Kocadoru 2003: 21) olamayan bir ikilemin içindedir. Kafalarında kim oldukları, nereden gelip nereye gittikleri, yani kendi kimliğini irdeleme (Pazarkaya 2001: 64) vardır artık. Onların bu iki dil ve iki kültür arasında sıkışıp kalma (Özoğuz 2001: 202) konumu, göçün belirsiz yollarda olma izleğini güçlendirir. Örneğin, iki ayrı gezegene bastığını, iki dünya yaşadığını, bölünmüşlüğün acısını ve bütünlüğe duyulan özlemi şiirine taşıyan Zafer Şenocak, işgücü demek yedek parça demek değil (Şenocak 1986: 70) sözleriyle her kökenden insanın belirsizliğine dikkat çeker. Söylemi besleyen mistik anlayış, kendine özgü bir dünyası ve kültürü olan herkese eşya gözüyle bakmanın yanlışlığını vurgular. Bumerangın ters dönmesinde önemli paya sahip Zehra Çırak, Kendim bile bilemem evim nerde? (Oraliş 2001: 209) sorusunun, Nevfel Cumart sa çözümlerin zamana bırakılıp değerlerin pazara dökülerek anlamını yitirmesinin şaşkınlığı içindedir. Şairin sözlerine sinen yakarış ve derin yabancılaşma, düşsel bir arayışı fısıldar. Cebimde Alman pasaportum 142 Özber CAN olduğu halde ben bir Alman değilim. Türk olduğumu iddia etsem de bu yalandan başka bir şey olmazdı. (Dialog 1994: 176) Alman vatandaşlığı hakkı verilerek iletişimin bu kuşakla normalleşmesi beklentilerinin yabancı pasaportlu Almanlar (Bade 1993: 75) yakıştırmasıyla kırılması, bunun da önyargı ve ırkçılık saçan, yazmak/düşünmek Almanlara özgü (Madjerey 1985: 88) savıyla ilişkilendirilmesi, Türklerle birlikte bütün yabancıları tahrik eder. Bu duygu yoğunluğuyla, benim de sığınacak bir yerim olsun (Cumart 1995: 22) diyen Nevfel Cumart a, Yüksel Kocadoru Türk Hilâli adını verdiği şiiriyle destek verir. Arayış yıkılamayacak kertede klişeleşmiş yargıların, iletişimsizliğin ortasında eriyip gitmekte; nefret duygusu, ayı yerinden sökecek, yıldızları söndürecek, hatta güneşi yok etmek isteyecek kadar Batı nın gözlerini kör etmektedir. (Kocadoru 1995a: 27) TÜRKENMOND Der Hass hat euch blind gemacht Ihr wollt den Mond vernichten die Sterne auslöschen und sogar die Sonne abschaffen! Alev Tekinay, giderek çetrefilleşen koşullarda iki vatanlılığın sıkıntılarını, kökleri Türkiye de, çiçekleri Almanya da bir ağaç (Aytaç 1995: 127) benzetmesiyle özetler. O yıllarda Türk sanatçılar için yazınsal bağlamda en önemli gelişme, anlatı gelenekleriyle çoktandır güç kaybeden Alman yazınını yeniden ateşlemesi olmuştur. (Kocadoru 1997: 25) şeklinde görülebilir. Dönemin önemli eleştirmeni Marcel Reich Ranicki, görmezlikten gelinemeyecek bu önemli katkıyı, kitaplarımız var ama edebiyatımız yok (Kocadoru 1996: 460) itirafıyla değerlendirir larda uygulanan ya asimile ol ya da geri dön (Kaya 2000: 53) politikası, çoğu Türk ailesinin geri dönüş primlerini alarak Türkiye ye dönmesini sağlar. İki Almanya nın birleşip bütçenin önemli bir bölümünün yeni yapılanmalara, kalkınma harcamalarına ayrılması, Türklerin oradaki varlıklarını unutturmuş gibidir. Sabah Almanya-akşam Türkiye ikilemi, toplumsal kaynaşmanın sekteye uğramasıyla katmanlaşır. Ailelerinin arkasında kalan üçüncü kuşak ise iki kültürün ve yapılan haksızlıkların ortasında, olumsuzu olumluya çevirme kararlılığındadır. Yeteneği ve cesaretiyle, ayakları ve düşünceleriyle her iki kültürde (Özdemir 1998: 131) durmaya, kurduğu düşle Almanya yı kalıcı bir şekilde (Yeşilada 2001: 209) değiştirmeye uğraşır. Yüksek öğrenime, saygın mesleklere hatta siyasal yönetime Göçmen Yazın Süreci Çerçevesinde Feridun Zaimoğlu ve Anlatısı 143 katılma başarısıyla ikinci sınıf insan ezikliğinden kurtulma çabası gösterir. Başarı zincirlerini insanları sınıflandırmada toplumsal ve siyasal bir haksızlığın yattığı (Kuruyazıcı 2001: 9) görüşünü üzerine kurar. Bundan böyle Konuk İşçi Yazını ya da Göçmen Yazını ndan söz etmek yanıltıcı olacak; yazılanların özü dışlanmaya karşı koyma (Pazarkaya 1988: 59,65) söylemiyle sloganlaşacaktır. İki ülke, iki kültür ayrıcalıklarından sıyrılarak kendi kültürel kökenlerini yadsımayan, bir yandan da içinde yetiştikleri Alman kültür ortamının katkılarıyla çift kültürlü (Kuruyazıcı 1992: 9) yetişen bu yeni kuşak, Doğu-Batı karışımlı anlatı alanını dil oyunlarıyla doldurmaya başlar. Radikal eylemleri besleyebileceği kuşkusu taşısa da bu kuşak yazdıkları, anadili, yurdu ve köken kimliğiyle ne birinci kuşağın gözyaşlarında, ne de ikinci kuşağın belirsizliğinde (Kocadoru 2003: 69) kaybolur. Aksine vatan imgesini soyut bir dil imgesiyle (Oraliş 2001: 43) özdeşleştirir. Hollywood sahnelerini (Buchjournal 2001: 13) andıran kareler ve eserlerin film akışına benzeyen okuma-seyir hızları, edebiyat çevrelerini şaşırtır. Yemek, içmek, uyku, amaçsız seyahat, seks, kokain, müzik ve rap eğlenceleri gibi yaşama dönük pek çok duygu-söz-eylemler konuşmacıların sözlerine siner. Selim Özdoğan, dil akışını müziğin ve sözlerin yaşam ritmiyle (Pazarkaya 2004: 152) oluştururken çoğu eserde kişiler, Al Pacino ya da Marlon Brando tiplerinden çıkartılır. (Saltürk 2000: 53, 55) Gerçeklikle düşseli birleştiren bu yeni anlatı tutumu, ikinci kuşak yazarlarından olup daha çok üçüncü kuşağı temsil eden Zaimoğlu ile daha iyi anlaşılır. Yazar, Almanya daki yabancının geleceğe yönelik kuşku ve yakınmalarını, sokağın sesiyle, serbest bir sloganla anlatır. Onun dizgelerinde düşlerini gerçeğe dönüştürme peşinde koşan insanların öfkesi vardır. Yazarın, siyasi ve sosyal bir sorun (Max 2002: 26) dediği göç, ürettiği sorunlarla benzeşen çoğulculukla (Aytaç 1994: 178) yazını şaşırtıcı bir güce ulaştırdığı paylaşılmaktadır. Belirsizlik, kuralları hiçe sayma, anlatıda biçim ögelerinin iç içeliği, parodi, travesti ve pastij, dizgelere sanki kodlanmış gibidir. Sözcük ve söz öbekleri, kavram kargaşasına yol açtığı ileri sürülen sloganlı dil, ciddi bir yadsıma uyandırır. Zaten oysa insanlık tarihinde en hızlı gelişmeyi göstermesine karşın çok geçmeden verdiklerini geri alan Tiksinti çağı (Kökden 1995: 51) yahut da oldukça süratli, acımasız, devrimci, avangard (Solgun 2006: 24) görülen ve yeni Ortaçağ (Eco 1997: 131) anıştırmasıyla, görkemli yaşamları çelişkilerle yan ana yaşayan bu çağın kendisi değil midir? Zaimoğlu, bu parçalanmış çağ bilincini, iyimserliğin kuşkularla, savaşlarla bozulmasını, toplumların çektiği acıyla duyarsızlaşmasını, düş ve beklentileri harmanlar. Yaşanılanları çok düzeyli bir uzay (Uygur 1999: 23) denilen yazına olanca açıklığıyla aktarır. Ona göre yaşam koşullarının zorlaşmasıyla insanın umudu yitirme noktasına nasıl geldiği, tıkandığı noktada yılmaksızın sistemle, toplumla nasıl çatıştığı, artan belirsizlik, toplumsal ve yazınsal kurallar hiçe sayılarak, geleneksel anlatı değiştirilerek aktarılabilirdi. İçeriğin çok boyutlu bir harmoni, biçiminse karmaşıklaştırılarak dinamik bir konuşma kurgusu (Aytaç 2003: 138) halinde işlenmesi eseri özgünleştirdiği için bu tutumun Alman yazınını genişlettiğine kuşku yoktur. Bugün çoğu Türk ve Türk kökenli Alman 144 Özber CAN yazar, aynı uğraşıyla hak ettiği onuru yaşamaktadır. Üç kuşağa özgü yazın uğraşılarını kısaca özetledikten sonra şimdi onların belki de en uç söylemini dillendiren Zaimoğlu ve anlatısını tanımaya çalışalım. b) Feridun Zaimoğlu nun Özyaşamı Zaimoğlu, 1964 te Bolu da doğar ve işçi göçüne katılan ailesiyle birlikte henüz beş aylıkken anne kucağında Almanya ya gelir. Aile, uzun bir tren yolculuğu sonrasında baba Zaimoğlu nun iş tuttuğu Berlin e yerleşir. İletişimsiz geçen beş yıl sonra daha iyi iş ve gelir umuduyla Münih e taşınmak zorunda kalır. Okul yıllarında pek çok yabancı çocuğu gibi yeterli dil bilmediği için defalarca gülünç duruma düşen Zaimoğlu, dışlanmayı, aşağılanmayı had safhada yaşar. Kendisi gibi toplumun alt katmanlarından gelerek zirveye yükselen, yıldızlaşmalarına rağmen geldikleri yeri unutmayan futbolun kralı Pelé ye (Edson A. do Nascimento), ringlerin devi Muhammed Ali ye (Cassius M. Clay Jr.) özenir. Annesinin aynı modelde ördüğü Anadolu beğenisi, uyumsuz renkte kazakları giyerek, babasının getirdiği gurbet filmlerini izleyerek büyür. Sosyal çevrede yaşadığı iletişimsizliklere, defalarca işittiği Hayır! la yüzünün kızarmasına içlenir. Bir gruba ait olmama ve toplum dışında bırakılmanın oluşturduğu bunalımla depresyon geçirir. Bir süre bulaşıkçı, yardımcı işçi sıfatıyla çalışır. Yaşamın yabancı için yabanda ürettiği sıkıntılar, onun içinde besledikleriyle de çelişmektedir. İletişim sorununu aşma zorunluluğu ve bilinciyle Alman dilinde eline geçen her şeyi okur. Bu azimle dil sorununu aşar. Münih te tıp ve sanat öğrenimi görür. Yaşadıklarının, gözlediklerinin, sezdiklerinin etkisi ve yazına olan merakıyla öğrenimlerini yarıda bırakır. Böylece bir yabancı olarak öğrenme sorunlu yaftasını boşa çıkarmayı başarsa da bu davranışı aslında yaşamının ilk ve süreğen kırılmasıdır. Yazar, yazınsanat arasındaki eğilimini şöyle açıklar: Ben tipik bir öğrenim bırakma şampiyonuyum ve sanatımı tıpkı tıp öğrenimim gibi yarıda bıraktım. Yani, ben çekinik bir ressamım. (Berliner Morgenpost ) O yıllardaki kimliğiyle melankolik çılgın (Der Spiegel 24 März 2005) Zaimoğlu, çoğu yazar gibi sesini şiirle duyurmaya başlar. Çok geçmeden yazdıklarının beğeni bulmadığını fark eder ve yazmayı bırakır. Bir süre sonra Kiel e taşınır ve bu şehirde müzik yapan Carter Grubu yla tanışır. Onların farklı yaşam anlayışından etkilenir ve grup üyeleriyle yakınlık kurar. Stüdyoda şarkı sözleri üzerine konuştukları sırada grup üyesi Ali nin, Türklerin Almanya da ezildiği, didinip durdukları ama bunu kimsenin görmediği, seslerini kimsenin duymadığı, dolayısıyla psikolojik eziklere döndüğü yönünde yaptığı kışkırtıcı konuşma, yazar için ilk kıvılcım olur. Dinlediği bu ateşli konuşma, sanki ona yazmasını fısıldamıştır. Zaten yabancının mutlak uyumu beklentisine, siyasetçilerin kimlik belirleme tutkusuna bir türlü anlam verememiştir. Öte yandan politikacılar uyum üzerine konuşuyorlarsa, öncelikle bir Türk ü oluşturuyorlardır düşüncelerinde (Laviziano 2001) tespiti, kendileri için güdülen önyargıları açığa vurmaktadır. Bu son derece önemli sorunu dillendirecek güçlü-keskin bir kaleme ihtiyaç olduğu ortadadır artık. Göçmen Yazın Süreci Çerçevesinde Feridun Zaimoğlu ve Anlatısı 145 Hem bilinmeyen kozmotik Kanakistan ülkesinin ahenksizliğini ve kulakları tırmalayan anarşist kanonunu (Rappe 2002) yazına aktarmanın zorluğu, hem de alacağı eleştirilerin şiddeti onu yıldırmaz. Kuşakların değişimini, modern yaşamın çıkmazlarında hibe oluşunu, metropol ağzı, deyimleri ve şiirsel dille, bulaşıcı bir anlatı yükseltme zorunluluğu (Tagesspiegel ) olarak gördüğü yazına taşımayı göze alır. Bu çıkışla 1994 te hazırlıksız ve düzeltmesiz karalamalar yapar. Radyo oyunu, öykü, senaryo, tiyatro eseri denemeleri arasında 1995 te Kanak Sprak ı okurla tanıştırır. Yazın çevrelerini şaşırtan bu eserin hemen ardından diğer eserleri yayımlanan Zaimoğlu, köken olarak üstlendiği Kanak sözcüğüyle söyleyeceklerini Almanların kulağına söylemeyi başarmıştır. Yazar, öğrencilik yıllarında Berlin Üniversitesi nde katıldığı bir eylemde burnuna aldığı darbenin öcünü, aynı üniversitede okuma saatleri düzenleyerek, öğrencilere yazın ve sosyal konularda bilgi desteği vererek, 2004 te Konuk Öğretim Üyeliği ne lâyık görülerek alır. Pek çok ödülün yanı sıra 2003 te Ada Yazarı olarak doruğa çıkmasına karşın onun için belki en önemli ödül, Alman Kültür Elçisi sıfatıyla Almanya yı İtalya da temsil etmesi olmuştur. Yazma gerekçesini, büyük bir haz ve meydan okumaya (Fluter ) bağlayan yazar, halen Kiel de yaşamakta, serbest yazarlık yapmaktadır. c) Feridun Zaimoğlu nun Yazın Anlayışı Zaimoğlu nun kuşağı ya Almanya da doğan ya da çocuk yaşlarda aileleriyle birlikte bu ülkeye gelenlerden oluşur. Okulda Almanca, evde Türkçe iletişim kurarak okulun, mahallenin, diskonun sorunlu gençleri olarak büyür. Sosyal koşulların çetrefilleşmesi, iş, konut, gelir yetersizliği ve radikal eğilimler onların aileçevre-toplum-kurum bağlarını zayıflatır. Kökenlerini yadsımasalar da iki toplumun kıyısına düşer ve itilmişlik hissiyle kendi küçük gruplarını oluşturur. Aitliğe özgü soruları genellikle cevapsız bırakmaları, onların küresel kültürün birer uzantısı (Kaya 2002: 10) olmalarına bağlanır. İşte bu grupların birinden çıkan yazar, ayrıcalıksızlığı sığ ve yalın görür; kimliğiniyse, benim Alman olduğum, Alman yazar olduğum açık (Berliner Morgenpost ) şeklinde tanımlar. Zaimoğlu, önceki kuşağın ezik, kıyıya çekilen tavrını asla kabul etmez; kültürel sığınma noktaları aramaz. Algıladığı bütün olumsuzlukları, yabancı-melez kimlikler adına özgün bir dile taşır. Böylece, gizli kod ve göstergeleriyle argo bir ağız ve Kreol bir dil (Zaimoğlu 2004: 13) ağırlıklı Kanakça (Kanakisch) doğar. Özgür konuşma stiliyle bu dil, öznel düşünceleri dile getiren Rap le akrabadır. İfadeleri sokağın jargonuyla beslen
Similar documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks