Please download to get full document.

View again

of 62
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

KÛR ÂN-I KERÎM de YOLCULUK

Category:

Automotive

Publish on:

Views: 14 | Pages: 62

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
1 GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR ÂN-I KERÎM de YOLCULUK (14) İBRÂHÎM-SÛRESİ NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (45) 2 İÇİNDEKİLER: Sahife no İÇİNDEKİLER: (1) ÖN SÖZ: (2) ÂYET-İ KERİME LER:
Transcript
1 GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR ÂN-I KERÎM de YOLCULUK (14) İBRÂHÎM-SÛRESİ NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (45) 2 İÇİNDEKİLER: Sahife no İÇİNDEKİLER: (1) ÖN SÖZ: (2) ÂYET-İ KERİME LER: (1-2):.(11-13) (3-4):.(15-15) (5-6):.(17-19) (7-8):.(20-20) (9-10):.22-23) (11-12):.(25-25) (13-14):...(26-27) (15-16):.(27-28) (17-18):.(28-28) (19-20):.(29-31) (21-22):.(32-33) (23-24):.(33-34) (25-26):.(34-35) (27-28):.(36-36) (29-30):.(37-37) (31-32):.(38-39) (33-34):.(40-41) (35-36):.(42-43) (37-38):.(44-47) (39-40):.(48-50) (41-42):.(50-51) (43-44):.(51-52) (45-46):.(52-52) (47-48):.(53-53) (49-50)..(54-54) (51-52). (54-55) 1 3 ÖN SÖZ: Evvelâ bütün okuyucularıma bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek mânâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr ân-ı Kerîm de (yolculuk) adlı sohbetlerimizin bazılarını vakit buldukça yazıya geçirtip daha sonra vakit buldukça kitap haline dönüştürmek için çalışmalar yapmaktayız. Onlardan biri de, mevzuumuz olan, (14- ibrâhîm) Sûresi dir. Nihayet vakit bulup onu da aslını değiştirmeden o günlerde yapılan sohbet mertebesi itibarile ve bazı ilâveler yaparak düzenlemeye çalışacağım. İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şerifin zâhir bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk tan bu hususta her kes için başarılar niyaz ederim. Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenlenişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı nın rûhlarına, Nusret Babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, ceddinin geçmişlerinin de ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi. Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek mânâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır. Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk tandır. Terzi Baba Tekirdağ (18/09/2011) Pazar: 2 (14) İBRÂHÎM-SÛRESİ 4 Euzû Billâhî mineş şeytanir râcim ággggggggggggî y `Ûa å à y `Ûa é ÜÛa ágggggggggggg 2 BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM Kûr ân-ı Kerîm de Cenâb-ı Hakk Yirmi sekiz peygamberi belirtmiştir fakat bu sayının Yüz yirmi dört bin olduğu söylenmektedir. Bu peygamberlerin hepsinin birer birer isimleri sayılsa ve Kûr ân-ı Kerîm e yazılmış olsa Kûr ân-ı Kerîm gibi elimizde bir sürü kitâp olması lâzım gelirdi ki bu seferde içinden çıkılamazdı. Cenâb-ı Hakk (c.c.) bizlere ne kadar lâzım ise Kûr ân-ı Kerîm de o kadarını bildirmiş ve bildirilen peygamberlerin de anlaşılması gerektiğini bildirmiştir. Bu Yirmi sekiz peygamberin herbirerlerimizde yaşanması gereken hakîkâtleri vardır yoksa Kûr ân-ı Kerîm bir tarih kitâbı olurdu ki böyle bir şey değildir. Her bir peygamber bir mertebeyi ifâde etmekte olduğu gibi İbrâhîm (a.s.) da tevhid mertebelerinin başlangıcını ifâde etmektedir. Onun mertebesi tevhid-i ef âl dir. İbrâhîm (a.s.) dan önce gelen peygamberlerde Cenâb-ı Hakk a (c.c.) yönelme duâ ve niyaz şeklinde iken İbrâhîm (a.s.) da bilinçlenme başlıyor. İbrâhîm (a.s.) her iki yönden gelen tevhid ehlinin babasıdır yâni hem Mûseviyyet ve Îseviyyet yoluyla batıya giden yol hem de İsmâîl (a.s.) yoluyla Hz. Resûlullah (s.a.v.) a gelen oradan da bizlere gelen yolların kaynağıdır. Bu nedenle İbrâhîm (a.s.) tevhidin babasıdır. Ve bu tevhid sâdece lisânen değil Allah (c.c.) nedir, nasıldır, oluşumu ne hallerdedir diyerek tanıtmaya başlayan ilk peygamberlik 3 5 mertebesi aynı zamanda seyri sülûk yolunda hazerât-ı hamse (Beş hazret) mertebesinin birinci mertebesidir ve sıra olarak Yedi nefs mertebesinden sonra Sekizinci mertebedir. İbrâhîm kelimesinin asli lisânında okunuşu Ebrâhem dir. Eb kelimesinin anlamı baba râhem kelimesinin anlamı ise halk tır yâni halkın babası anlamındadır. İlk akla gelen şekliyle âlem halkının babası olurken diğer yönüyle tevhid hakîkâtinin babasıdır. Tevhidin ilk basamağı olan tevhidi ef âl yâni fiillerin birliği, bütün âlemdeki varlıklarının hepsinin tek bir kaynaktan hareket aldığını bildiren bir bilinçtir. Bu mertebenin kelime-i tevhidi lâ fâile illallah dır. Kişi bu mertebede iken lafzen lâ ilâhe illallah dese dahi mânâ olarak söylediği lâ fâile illallah dır. Bütün âlemde ne kadar ne varsa bütün bunları hareket ettiren Hakk ın enerjisidir ve tek kaynaktan gelmektedir. Mîsal olarak, çeşitli renklerde yanan ışıklar olmasına rağmen onları yakan enerji elektrik kaynağı tektir ve renksizdir, Beyazıt-ı Bestâmi Hz.lerinin dediği gibi Suyun rengi kabının rengidir. İbrâhîm (a.s.) ın bir lâkabı da halil dir yâni hullet ten değerli bir elbise giymesi mânâsınadır. Cenâb-ı Hakk (c.c.) Âdem (a.s.) a bütün isimleri öğretti ve Âdem (a.s.) ın meleklere üstünlüğü dahi bu isimleri bilmesiyle oldu, işte Cenâb-ı Hakk (c.c.) bu isimleri İbrâhîm (a.s.) a giydirdi. İbrâhîm (a.s.) ef âl tevhidi içerisinde bütün isimleri idrâk ederek varlığına sindirerek yâni onları makam edinerek Hakk ın dostuluğuna sahip oldu. İnsânlar arasında hullet yâni dostluk ilk defa İbrâhîm (a.s.) ın şahsında ortaya çıktı. O gün o şekilde yaşamış olan bu yüce insân bu şekilde bir mertebenin öncülüğünü yaptı bize bunu hediye etti. Gerçek tevhid ehli olan bir müslümanın Âdem (a.s.) dan başlayarak bu mertebeleri tâkip etmesi gerekir, ki seyri sülûk denilen oluşumun hakîkâti bu sistemdir. 4 6 İnsânlık âlemi geniş mânâsıyla Âdem (a.s.) dan başlayarak Hz. Resûlullah (s.a.v.) a kadar gelen bir yol tâkip etti, aynı şekilde her bireyin de bunları kendi bünyesinde daha kısaltılmış ve öz şekliyle yaşaması gerekmektedir ve gerçek târikat budur. Târikat denilen sistem bir yoldur ve bu yol kişiyi bir yerlere ulaştırmıyor ise o yol değil çıkmaz sokaktır. Dünyadaki süremiz az olduğu için bu sürelerimiz çok değerlidir o nedenle bizler bu yolların en güzellerini araştıralım çünkü boşa geçen vakitlerin geri dönüşü yoktur. Kûr ân-ı Kerîm de adına sûre tahsis edilmiş Altı peygamber vardır, 1. Yûnus sûresi, (10.sûre) 2. Hûd sûresi, (11.sûre) 3. Yûsuf sûresi, (12.sûre) 4. İbrâhîm sûresi,(14.sûre) 5. Muhammed sûresi,(47.sûre) 6. Nûh sûresi, (71.sûre) ( =165) ki (1+6+5=12) yâni başlı başına hakîkâti Muhammediyye yi ifâde eden sûrelerdir. Dikkât edelim Âyetlerin numaraları, sûrelerin numaraları gibi hiçbir şey tesâdüfi değildir. (áî ç Š 2 a) İbrâhîm kelimesinin başında Elif, sonra (be), sonra (rı), sonra (he), daha sonra (mim) harfi gelmekte ve toplam Beş harften oluşmakta yâni Beş mertebeyi bünyesinde barındırmaktadır. Ebced sayı değerlerine baktığımızda ise, Elif, 1 (be), 2 (rı), (he), 5 (mim), 40 Toplam = (248) olmaktadır. Kendi içinde toplarsak (2+4+8=14) buluruz ki, İbrâhîm sûresi 14. sûredir. Bir başka yönlü hesap yaptığımızda da. Elif, (be), 2 (rı), 200 (he), 5 (ye) (mim), 40 13, tür. 10, iki noktalı gizli (ye) Toplam = (230) dur ki; sıfırı kaldırırsak (23) kalır bu da, Hz. Rasûlüllah Efendimizin İslâm dinin tebliğ süresidir. Bu sûrenin harfleri tür yâni 34, 34 yâni (3+4=7), (3+4=7) yâni (7+7=14). Bu sûrenin âyetleri 52 dir. (5+2=7), 34 yâni (7) yi ilâve edersek yine 14 çıkar. Bu sûrenin kelimeleri 855 tir. ( Peygamber ismini çıkardığımızda = 851 kalır ki, (8+5+1=14) tür. Buradan da görüleceği üzere İbrâhîm Sûresi 14. sayısal değeri üzerine kurulmuştur. İniş sırasına göre 72. sırada olan sûreyi, 14 olan sıra numarası ile topladığımızda (72+14= 86) bu dahi (8+6 = 14) tür. 14 ise (1+4= 5) tir ve hazerâtı hamsenin hakîkâtidir. Kendi mertebesi 1 ve kendisinden sonra gelen 4 mertebe daha olduğu için 5 tir. 14 sayısının 4 ü Dört köşeli olan Kâbe-i Muazzama 1 ise tavaf eden İbrâhîm (a.s.) dır. Ayrıca İbrâhîm (a.s.) ın başından geçen Dört büyük hâdise vardır. 6 8 (1) Hz. Allah (c.c.) İbrâhîm (a.s.) a koçu gönderdiğinde bir öğle vakti idi, işte bu sebebe dayanarak Hacc da şeytan taşlamasının öğle vaktinden sonra yapılması gerekiyor. (2) Putları kırınca İbrâhîm (a.s.) a çok eziyet ettiler. (3) Nemrut İbrâhîm (a.s.) ı ateşe attı Hakk Teâlâ ateşi gülistan eyleyip onu kurtardı. (4) Mısır a hicret ettiğinde hane-i saadetlerine kâfirler cefâ ve eziyet ettiler. Hakk Teâlâ onları koruyarak cefâ ve eziyet edenlerin ellerini kuruttu. İbrâhîm (a.s.) bu zorluklardan kurtulduğu için şükrâne olarak Dört rekât namaz kıldı ve bu kıldığı namaz Hakk ın indinde kabul oldu ve öğle namazının farzı bu Dört olarak oldu. Bizler Öğle namazlarında kıldığımız Dört rekât farz namazı İbrâhîm (a.s.) ın hatırasına binâen kılmış oluyoruz. İbrâhîm (a.s.) bir bakıma iki dallı sağlam köklü bir ağaca benzemektedir. Bir dal İsmâîl, bir dal İshak isminde olan daldır. İshak dalından Îseviyyete kadar uzanan dal kısa kaldı ve tam olarak tavana ulaşmadı, fakat İsmâîl dalından gelen Muhammediyyet tavan yaptı ve ondan sonra dalını aşağı sarkıtarak Îseviyyete ulaştı ve bu şekilde devreyi Muhammediyyet tamamlamış oldu. Aksi halde öteki dalda olanlar orada kalıp ebediyyen Hakk a ulaşamazlardı. Kim ki Îseviyyet te iken Muhammediyyet kanalından kendisine sarkıtılan dala tutunarak çıkarsa mi rac ehli olur. Şu an yeryüzündeki insânların hepsi ümmeti Muhammed dir ancak bir kısmı ümmeti dâvet, bir kısmı ümmeti icâbet tir. Çünkü Hz.Resûlullah (s.a.v) dan sonra insânların bir başkasının ümmeti olmaları söz konusu değildir. Ümmeti icâbet Hz. Resûlullah (s.a.v) ın dâvetine tabî olanlardır, dâvet edildikleri halde henüz icâbet etmemiş olanlar ise ümmeti dâvet olarak kalmaktadırlar, Efendimiz (s.a.v) in dâveti kıyâmete kadar geçerlidir, ancak kıyâmetin kopmaya başlaması ile bu dâvet kapısı kapanacaktır. 7 9 Allah (c.c) indinde din sâdece İslâm dini olup semâvi dinler diye bir şey yoktur ancak semâvi kitâplar vardır. Her bir kitâp dahi İslâm ı bildirmektedir. Âdem (a.s.) dan îtibaren gelen 104 adet kitâptır ki, Kâbe-i Şerifin civarındaki revaklarda 104 adettir, her bir revak bir hükmün tecellisini, nüzûlünü her an orada yaşatmaktadır. Onların yukarısında olan ön direklerde 113 adettir ki, (13) sayısı hakîkâti Ahmediyyenin üst kattan bütün âlemlere her an nüzûlünün yaşanmasıdır. Not = Yeri gelmişken, ilgisi dolayısıyla, (13-13 ve Hakikat-i İlâhiyye) isimli kitabımızın beşinci bölüm ünün başından kısa birkaç satır ilâve edelim. Daha da çok bilgi isteyenler, (6-Peygamber-3-Hz. İbrâhîm a.s.) isimli kitabımıza müracaat edebilirler. ************* BEŞİNCİ BÖLÜM İBRÂHÎM (a.s.) ve (13) ün bazı bağlantıları. Bismillâhirrahmânirrahîm. Kûr ân-ı Keriym Âl-i İmrân sûresi (3/33) Âyetinde: áî ç Š 2 a 4äë b yì ãë â ä ó 1À a é ÜÛa æ a SS =åî àûbè Ûa óüç æ Š à Ç4äë (İnnellahestafa Âdeme ve Nûhan ve âle İbrâhîme ve âli İmrân-a alel âlemîn.) Mealen: 33. Şüphe yok ki. Allah Teâlâ Adem'i, Nûh'u, İbrâhîm'in sülâlesini ve Ümran ın hanedanını âlemler üzerine seçkin kıldı. 8 10 Âyet-i kerîm e de belirtildiği gibi bu mertebeler özel olarak seçilmişlerdir. Yeri geldikçe incelemeye çalışıyoruz. Bu Âyet-i kerîme gerçekten büyük mânâları ifade etmektedir, en mühimi ise hakk ve Mi râc yolunda ki mertebelerin öncüleri bildirilen kişilerdir. Ancak sadece onlara has değildir, seyru sülûk yolunda olan bir kimse bu mertebelerden geçmesi lâzımdır. Bu mertebelerin hangisine ulaşırsa o kişi o mertebenin mânâsını kendinde bulduğunda o süreçte o ismin mânâsı kapsamına girdiğinden bâtında kendisi o ismi taşımış olur. Ancak bu mertebelerin ilk uygulayıp yaşayanları âlem şumul, diğerleri ise bireysel şumuldur, yani sadece kendilerini ilgilendirir. Bu mertebede seçilmişlik İbrâhîmî lik tir,yani İbrâhîmiyyet mertebesidir. Kim seyr u sülûk unda bu mertebeye (Halil) yani (dostluk) mertebesine ulaşırsa o nun ismi zâhiren-fiziken ne olursa olsun bâtında (İbrâhîm) dir. İbrâni lügatında okunuşu (Ebrahem) olarak geçmektedir. Mânâsı, eb (eba, baba, ata, ced) rahem de, (Halk) demekmiş hâl böyle olunca (ebrahem) kelimesi (halkın babası) demek olmaktadır. İşte bu mertebede babalık yavaş, yavaş başlamaktadır. Ayrıca imamlık ta bu mertebede başlamaktadır. Daha evvelce de, kısaca belittiğimiz alfebelerin ilk harfleri olan (elif ve be) görüldüğü gibi bu mertebenin ister Ebrahem, olsun İster İbrâhîm, olsun ister Abraham, olsun başında gelmektedir. (Elif ve be) nasıl ki harflerin ve rakkamların babası ise, Mertebe-i İbrâhimiyyet te (Tevhid-i ef âl) fiiller tevhid-i tevhid mertebelerinin babası dır. (Hazarât-ı hamse) nin başlangıcı, elif-in seyrinde (8) inci mertebedir. Kûr ân-ı Kerîmde de bir çok yerlerde (elif ve be) eb (baba ve benzeri) mânâlarda geçmektedir. Uzatmamak için ikisini verelim. Saffat Sûresi (37/102) Âyetinde: 9 11 (o2a bí) (ya ebeti) ey babacığım diye geçmektedir. Görüldüğü gibi Sûre ve Âyet numaraları toplandığı vakit, (37+102=13,9) dur. Ayrıca bu sayı Muhammed (s.a.v.) isminin de sayısıdır. İstersek tek rakkam olarak toplayalım. (1+3+9=13) netice (13) on üçtür, yani oraya bağlıdır, ve bu sesleniş evvelâ, rûhların da; babası olan Hz. Rasülûllah a, oradan da, İbrâhim (a.s.) ma dır. Yine bu hususta başka bir Âyet-i Kerîme daha verelim. Bakara Sûresi (2/13,3) Âyetinde: (Ù ö b2 a é Û aë) (ve ilâhe abaike) (senin ve atalarımı- zın ilâhına) görüldüğü gibi burada da (13) hemen gözümüze çarpmaktadır, ve bağlı olduğu yer bellidir. (Ebrahem) sayısal değeri ( =248) dir, toplarsak, (2+4+8=14) eder ki Nûr u uhammed-î dir. (14) ten, bir olan zuhur u İbrâhîm i çıkarırsak, (14-1=13) geriye (13) kalırki bağlı olduğu yer bellidir. (3î Ûb ) Halîl) toplarsak, ( =67,1) toplarsak (6+7=13) tür. Kalan bir ise dostluğun birliğidir. İlâve edersek, (6+7+1=14) tür. Netice de Ebrahem ve Halîl (14) (14) aynı Nûr u Muhammed-î dir. Neticede (İbrâhîm) ( = 259) t0plarsak, (2+5+9=16) eder, ve (hullet) ( =664) toplarsak, (6+6+4=16) o da on altıdır, görüldüğü gibi bura da iki aynı (16-16) sayısına ulaşılmaktadır. (16) lardan (3) yakîn, müşahede mertebele-ri çıkartılırsa geriye yine (13) ler kalır ki; bu yönüyle de Hakikat-i Muhammediyye ye bağlıdır. Bir başka hususa da dikkat çekip yolumuza devam edelim. O da şudur. İster Ebrahem, ister Abraham, ister İbrâhîm, de hepsinin başında (elif) sonun da (mim) vardır. Diğer 10 12 hiçbir bağlantıları olmasa bile baştan ve sondan Hakikat-i Muhammed-î tarafından sarıldığı açık olarak görülmektedir. Mânâyı İbrâhîm iyye nin şifresi olan (elif, be, rı, he, ye, mim) harflerinin mânâ tecellileri şöyle oluşmaktadır. Ehadiyyet mertebesinden süzülerek gelen mertebe-i İbrâhîm iyye nin mânâsı (be) ye ulaşır, (be) ile (rı) Rahmâniyyet e intikâl eder, uzatan (elif) ile yerini güçlendirir, oradan (he) de hüvviyyet i ni bulur, (ye) de yakîn hali oluşur, ve muhteşem (mim) de karar kılarak, Hakikat-î Muhammed-î nin İbrâhîm iyyet mertebesi olarak ortaya çıkmış olur. Nasıl bir ilâhi saltanattır. (Rabbî zidnî fike tahayyuran) Ya Rabbî zatındaki hayretimi arttır. ************* (Nakli burada keserek yolumuza devam eldim.) å ß b äûa x Š n Û Ù îû a êbä ÛŒ ãa lbn Š Ûa Q Œí ŒÈ Ûa ÂaŠ ó Û a á è 2 æ b 2 ì äûa óû a pbà Ü ÄÛa = î àz Ûa (1) (Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd.) Elif, Lâm, Râ. Bu Kûr'ân öyle büyük bir kitâptır ki, insânları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye gâlip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. Elif, Ahadiyyet mertebesi, Lâm, Lâhût mertebesini, Râ, Rahmâniyyet mertebesini ifâde etmektedir. Bu üç harf 11 13 Sûre-i Şerifin bütün mânâsını öz olarak içinde barındırmaktadır. Devam eden Âyetler bunların açılımları olmaktadır. Genel olarak tefsircilerin ifâde ettiği şekilde bu huruf-u mukattaâlar sâdece Allah (c.c.) ile Hz. Resûlüllah (s.a.v.) arasında şifre olsa ve bilinemeyecek şeyler olsalar Cenâb-ı Hakk ın bunları Kûr ân-ı Kerîm e koymasına gerek olmazdı ve o halde de gizli de olurlardı. Belki herkes bunların hakîkâtlerini bilemez demek daha doğru bir ifâdedir. Elif, Lâm, Râ öyle bir kitâptır derken genel olarak Kûr ân ifâde edilmekle beraber özel olarak İbrâhîm kitâbı nasıl bir kitâptır yâni bu Sûre-i Şerifin içerisinde olan mânâlar nasıl bir kitâptır, demektir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) Biz indirdik ifâdesiyle kendi lisânından konuşmaktadır. kk in değişik ifâdeleri vardır; Ef al, esmâ, sıfât ve zât mertebesi îtibarıyla gönderilen Âyetler vardır. Âyetlerin hepsi Allah (c.c.) dan dır fakat mertebeleri değişiktir eğer tek mertebe olmuş olsa Kûr an-ı Kerîm o mertebeyi tam açıklayamamış olur ve boşluklar kalırdı. Cenâb-ı Hakk (c.c.) hiç aracısız olarak Ben indirdim diyerek ne kadar yakın olarak hitâp ediyor, oysa bizler bu Âyeti Hz. Resûlüllah (s.a.v.) a indirdi diyerek bir kenara atıyoruz fakat Hz. Resûlüllah (s.a.v.) şu anda yok, demek ki bu Âyet okuyana indirilmiştir. Kûr ân-ı Kerîm okuyan kimse Allah (c.c.) ın tercümanıdır, denilmiştir ki bu böyle olduğu için denmiştir bu böyle olmasa denilmezdi zâten. Okuyan o mânâyı anlar veya anlamaz o ayrı konu. ileyke yâni senin üzerine hitâbı çok açık olarak okuyan kimse ona indirildiğini belirtmektedir. Ve bu hüküm kıyâmete kadar bâkidir, henüz doğmamış olanlar veya şu an hayâtta olup henüz bu Âyetleri okumamış olanları bunları okudukları anda bu Âyet nazil olmaktadır. Bu nüzûl demek beyinlere nakşolunması ve anlaşılması demektir, anlaşılmayan bir şeyin de ancak hammalı olunur. Zulmetten nûr a çıkarmak için ifâdesinde iki mânâ vardır; Birincisi, var olan insânları câhillik karanlığından ilmin nûruna çıkarmak İkincisi ve gerçek bâtıni mânâsı ile, a maiyyette sâdece â yan-ı sâbite halinde programları yapılmış iken, yâni insânlar henüz yok iken o halde zulmette idiler. İşte bu programların yeryüzünde faaliyete geçmesi için yâni nûra çıkarmak için, Biz bu Kûr ân-ı Kerîm i gönderdik. Rabbinin izni ile derken yukarıda Ahadiyyet mertebesinden bahsediliyor iken burada Rabbinin izni ile denmesi, hangi Rabbin komutasına verdi ise onun verdiği izinle yeryüzünde sizi açığa çıkardık demektir. Azîz ve Hamîd olanın sistemi içerisinde. 6 üa ó Ï bßë paì à Ûa ó Ï bß éû ô ˆ Ûa é ÜÛa R = í ( laˆç å ß åí Š ÏbØ Ü Û 3 íëë (2) (Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd.) O Allah'ın (yolu) ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli bir azâbdan dolayı vay kâfirlerin haline! Üstteki âyette bir sistem ortaya getirildi ve insânlar zulmetten nûr a çıkarılarak Rabb lerine teslim edildiler. Bu Âyette câmi isim olan Allah ismine geçiş yapılıyor. Kişiler diyor ki şu kadar malım var, bu kadar param var, şuna sâhibim, buna sâhibim bu Âyette Cenâb-ı Hakk (c.c.) diyor ki nerde ne varsa hepsinin sâhibi benim, bu durumda ne olacak bunu iyi düşünmemiz lâzım. İşte bu Âyetteki hitâbı duyan kişi şöyle der Biz Allah için ve O na döneceğiz. Bu böyle olduğu gibi diğer yönüyle bütün bu herşey Allah (c.c.) ın onlardan zuhur etmesi içindir demektir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) zâti olarak var olmamış olsa idi bu Âlemler zuhura gelmezdi ancak bu Âlemlerde zuhura gelende Hakk ın ta kendisidir başka bir şey değildir. Bu konuda çok önemli bir ifâde Muhyîddini Arabi Hz. lerinin belirttiği gibidir, Vücût bir dir fakat mertebelere 13 15 riâyet şarttır. Her mertebede mutlaka Hakk ın bir zuhuru vardır fakat o zuhurda olduğu mahalle kuş, taş, hayât, güneş, ay, yıldızlar (v.b.) gibi isimler verilmiştir. Onlar ayrı birer varlıktır diyerek birer şahsiyet verdiğimizde onları ilâh hükmüne sokmuş oluruz. Çünkü onların hepsi kendi varlığıyla var olmuş değildir ve kendilerini var ediciye muhtaçtırlar, Allah (c.c.) ise ihtiyac sâhibi değildir. Gördüğümüz bütün varlıklar O nun zuhura çıkmasını sağlayan şeylerdir. Kendini ayrı gören her varlık Hakk tan gâfildir çünkü Hakk ile arasına benliğini perde olarak koymuştur, bu yüzden Hakk a ulaşamaz. Gerçek hakîkâtleri idrâk edemeyen örtücülere yazıklar olsun. Gözönünde duran bu hakîkâtleri anlamayarak perdeleyip örtenlere yazıklar olsun. Kafir örtmek, perdelemek mânâsınadır yâni hakîkâtleri örtmek. Bu kâfirlik üç türlüdür; (1) Kafirlerin bi
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks