Please download to get full document.

View again

of 19
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

MİLLİYETÇİ TELEOLOJİYİ AŞMAK: OSMANLI İMPARATORLUĞU VE KARŞILAŞTIRMALI MİLLİYETÇİLİK ÇALIŞMALARI

Category:

Entertainment

Publish on:

Views: 0 | Pages: 19

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
Alternatif Politika, Cilt. 5, Sayı. 1, 1-27, Nisan MİLLİYETÇİ TELEOLOJİYİ AŞMAK: OSMANLI İMPARATORLUĞU VE KARŞILAŞTIRMALI MİLLİYETÇİLİK ÇALIŞMALARI Çağdaş SÜMER* ÖZET Osmanlı İmparatorluğu, XIX.
Transcript
Alternatif Politika, Cilt. 5, Sayı. 1, 1-27, Nisan MİLLİYETÇİ TELEOLOJİYİ AŞMAK: OSMANLI İMPARATORLUĞU VE KARŞILAŞTIRMALI MİLLİYETÇİLİK ÇALIŞMALARI Çağdaş SÜMER* ÖZET Osmanlı İmparatorluğu, XIX. yüzyıl boyunca ve XX. yüzyılın ilk çeyreğinde kaynaklık ettiği milliyetçi hareketler göz önünde bulundurulduğunda, milliyetçilik çalışmaları açısından zengin bir alan oluşturmaktadır. Literatürde her bir milliyetçi hareketin köken ve gelişimine dair önemli sayıda monografi bulunsa da, milliyetçi hareketleri karşılaştırmalı bir perspektifle çözümlemeye yönelik çok fazla çalışma olmadığı söylenebilir. Bu makale, bu eksikliğin temelinde, XX. yüzyıl boyunca genel olarak Osmanlı tarihyazımına ve özel olarak da Osmanlı İmparatorluğu ndaki milliyetçiliklere dair tartışmalara hakim olagelen milliyetçi teleolojinin yattığını savunmaktadır. Esas olarak İmparatorluğun ulus-devletlere parçalanmasının kaçınılmaz olduğu fikrine dayanan bu teleolojinin beslendiği üç kaynak bulunmaktadır. Bunlardan ilki, hem Türkiye de hem de Osmanlı ardılı devletlerde hakim olan milliyetçi tarihyazımıdır. İkinci kaynak, milliyetçilik kuramlarının, söz konusu milliyetçiliklerin tarihi yazılırken, araştırmacılar tarafından milliyetçi teleolojiyi yeniden üretecek şekilde kullanılmasıdır. Üçüncü kaynaksa Osmanlı- Cumhuriyet tarihyazımına hakim olan devlet merkezli ve teleolojik paradigmalardır. Makale, Osmanlı İmparatorluğu ndaki milliyetçilikleri karşılaştırmalı bir biçimde, tarihsel bir bağlam içine yerleştirerek ve söz konusu hareketlerin ardından yatan nedenselliklerini ortaya koymaya çalışarak çözümlemenin milliyetçi teleolojinin aşılması için önemli bir fırsat sunacağını savunmaktadır. Anahtar Kelimler: Osmanlı İmparatorluğu, Milliyetçi hareketler, Milliyetçi tarihyazımı, Karşılaştırmalı tarihsel çözümleme, Tarihsel sosyoloji. 2 Çağdaş Sümer OVERCOMING NATIONALIST TELEOLOGY: OTTOMAN EMPIRE AND COMPARATİVE NATIONALISM STUDIES ABSTRACT The Ottoman empire is a promising field in terms of the nationalist movements which appeared throughout the 19th and early 20th century. Although many monographies, which focus on the genesis of particular nationalist movements exist, there are very few studies analyzing those movements from a comparative perspective. This article will argue that this gap stems from the fact that nationalist teleology used to be a dominant paradigm in Ottoman historiography in general and nationalism studies in particular. This teleology, which depends on the idea that the dissolution of the Ottoman Empire into nation-states was an inevitable process, originates from three antecedents. The first factor is the nationalist historiographies which dominate the field both in Turkey and post-ottoman states. The second, is the use of theories of nationalism by scholars in a way that reproduces this nationalist teleology. The final factor is the state-centered and teleological paradigms, which exist in Ottoman-Republican historiography. This article will argue that, by analyzing nationalist movements in the Ottoman empire comparatively, by reinstating them into a historical context and by elucidating the causal mechanisms behind these movements, we will be able to overcome this nationalist teleology. Keywords: Ottoman Empire, Nationalist movements, Nationalist historiography, Comparative historical analysis, Historical sociology. Giriş Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu nun Memâlik-i Mahrûse adını verdiği topraklar üzerinde, geçtiğimiz iki asır içinde pek çok ulus-devlet kuruldu. Bu devletlerin bir kısmı bağımsızlıklarını doğrudan Osmanlı İmparatorluğu na karşı verdikleri siyasi ve toplumsal mücadelelerin sonucunda elde ederken, diğer bir kısmıysa Osmanlı İmparatorluğu nun kaybettiği topraklar üzerinde hâkimiyet kuran Batılı devletlere, ya da başka ulus-devlet projelerine karşı verilen mücadelelerden doğdu yılındaki birinci Sırp isyanı ile başlayan ve kimi açılardan halen devam ettiğini söyleyebileceğimiz İmparatorluk coğrafyasındaki uluslaşma pratiklerinin ve Alternatif Politika, Cilt. 5, Sayı. 1, 1-27, Nisan bu pratiklere kaynaklık eden milliyetçi toplumsal hareketlerin, milliyetçilik çalışmaları açısından çok verimli ve zengin bir alan oluşturduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Bu zenginliğin kaynağında, bir yandan aynı tarihsel bağlamı paylaşan, ama öte yandan farklı sınıfsal dinamiklere, farklı ideolojik biçimlere, farklı hedeflere ve farklı gelişim seyirlerine sahip söz konusu hareketlerin, karşılaştırmalı çözümleme açısından sunduğu kimi açılardan eşsiz fırsat yatmaktadır. Bu tür bir karşılaştırmalı analiz, yalnızca Osmanlı modernleşmesinin ve müteakip uluslaşma pratiklerinin özgün seyirlerinin anlaşılması açısından değil, aynı zamanda milliyetçi hareketlere yönelik kuramsal açıklama çabalarının zenginleştirilmesi açısından da önem taşımaktadır. Bununla birlikte, her ne kadar ulus-devlet inşa süreçleri söz konusu olduğunda Balkanlar ya da Orta Doğu gibi farklı bölgesel bağlamlarda göreli olarak daha zengin bir literatürle karşı karşıya olsak da, sıra Osmanlı İmparatorluğu ndaki milliyetçi hareketlere geldiğinde, alanın sunduğu fırsatların yeteri kadar değerlendirilemediği görülmektedir. Her bir uluslaşma pratiğinin mütemmim cüzü olarak ulusal tarihlerin yazılması ve yaratılması süreci, nicel olarak bakıldığında her bir milliyetçi hareketin kökenlerine ve tarihine dair hatırı sayılır miktarda çalışmanın kaleme alınması sonucunu doğurmuştur. Buna ek olarak, son yirmi yıl içinde ulus devletin ve milliyetçiliğin giderek daha fazla sorgulanması da, beraberinde milliyetçi tarihyazımlarının eleştirisini getirmiş ve bu çerçevede söz konusu ulusların ya da milliyetçi hareketlerin tarihleri bu kez eleştirel bir gözle kaleme alınmaya başlamıştır. Buna rağmen Göçek in de belirttiği gibi, ayrı ayrı çalışılmış milliyetçiliklerin farklı kaderlerini sorunsallaştırarak karşılaştırmalı bir biçimde analiz etmeye çalışan incelemelere sahip olduğumuz söylenemez (Göçek, 2006; 16). Hechter, milliyetçilik çalışmaları söz konusu olduğunda, tarihsel vaka incelemelerinin, karşılaştırmalı çözümlemelere kıyasla literatüre çok daha fazla hâkim olduğunu belirtir (Hechter, 2001: 4). Fakat söz konusu Osmanlı coğrafyası olduğunda, aşağıda ele alınacak kimi özgül dinamikler bu hâkimiyeti daha da belirgin kılmaktadır. Bu çalışma, altı çizilen eksikliğin, hem genel olarak sosyal bilimler ve tarih alanında hem de özel olarak Osmanlı tarihyazımında kaydedilen büyük mesafelere rağmen ağırlığını hissettirmeye devam eden milliyetçi teleoloji den kaynaklandığını savunmakta ve bu teleolojiyi sarsacak ve karşılaştırmalı çalışmalara kapı aralayacak bir çerçeve sunmaya çalışmaktadır. Milliyetçi teleoloji kavramıyla kastedilen, ister primordialist bir yaklaşımla milliyetçilikten bağımsız olarak var oldukları, isterse tarihin belirli bir momentinde inşa edildikleri varsayılsın, 4 Çağdaş Sümer Osmanlı coğrafyasındaki mefruz etno-dilsel grupların (ya da henüz uyanmamış ulusların) deneyimledikleri uluslaşma sürecinin kaçınılmaz olduğu inancıdır. Bu inanç, karşılaştırmalı çözümlemenin temelinde yer alması gereken yapı ve süreçlerin altında yatan ve insan eyleminin karmaşıklığının sonucu olan çoğul nedensellikleri keşfetme arayışının yerini, insan eylemini, içinde anlam kazandığı ereksellik dolayımıyla açıklama çabasının alması sonucunu doğurur. Milliyetçi teleolojinin aşılması için ihtiyaç duyulan şey, bu yaklaşımın temellerini oluşturan ve sürekli olarak yeniden üretilmesini sağlayan etmenlerin eleştirel bir biçimde gözden geçirilmesi ve bu eleştiriden yola çıkılarak alternatif bir çerçevenin çizilmesidir. Bu çalışma, Osmanlı örneğinde, milliyetçi teleolojinin temelini oluşturan üç ana etmen olduğunu öne sürmektedir. Bu etmenlerden ilki, milliyetçilik çalışmaları ile bizatihi milliyetçilikler arasındaki sorunlu ilişkidir. Milliyetçiliğin her uluslaşma pratiğinin biricikliği konusundaki ısrarı ve milliyetçiliğin tarihini doğrudan ulus inşasını meşrulaştırıcı bir araç olarak kullanma eğiliminden kaynaklanan bu sorunlu ilişki, milliyetçi tarihyazımlarının alanda hâkim olduğu uzun bir süre boyunca milliyetçi teleolojiyi beslemiş ve karşılaştırmalı çalışmaların gündemden düşmesine neden olmuştur. Makalenin dikkat çektiği ikinci etmense, XX. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle bir atılım yaşayan ve akabinde neredeyse yerleşik bir müstakil disiplin haline gelen milliyetçilik çalışmalarının ürettiği kuramsal çıktılardan ve bu çıktıların özellikle Osmanlı örneği söz konusu olduğunda kullanılma biçimlerinden ileri gelmektedir. Milliyetçilik kuramlarının eleştirel olmayan bir biçimde ve yapılan tarihsel/ampirik çalışmalarla sınanmadan kullanılması, pek çok örnekte söz konusu kuramlara sirayet eden teleolojik ve işlevselci bakışın alan çalışmalarına ithal edilmesiyle sonuçlanmıştır. Milliyetçi teleolojinin sürekliliğini ve etkisini sağlayan üçüncü etmense, kendisini özellikle kaleme alınmış az sayıdaki karşılaştırmalı çözümleme denemesinde gösteren, Osmanlı tarihyazımındaki hâkim paradigmalardır. Etkili oldukları dönemler itibariyle kronolojik olarak modernleşme kuramından, dünya-sistemci çözümlemelerden ve post-yapısalcı eleştiriden kaynağını alan bu paradigmalar, epistemolojik, teorik ve metodolojik temellerindeki tüm farklılıklara rağmen, Osmanlı İmparatorluğu nun son ve uzun yüzyılı için sürekliliği esas alan, devlet-toplum ikiliği ve karşıtlığına dayanan, işlevselci anlatılar geliştirmişlerdir. Bu anlatıların da milliyetçilik çalışmaları üzerinde belirleyici bir etkisi olmuştur. Alternatif Politika, Cilt. 5, Sayı. 1, 1-27, Nisan Bu çalışmada, makalenin imkân tanıdığı sınırlar dâhilinde, sırasıyla söz konusu üç etmenin milliyetçi teleoloji ile olan bağları ele alınacak ve bu bağların kopartılarak milliyetçi teleolojinin kuramsal temellerinden yoksun bırakılması için önerilebilecek alternatifler ortaya konulacaktır. Milliyetçiliğin Milliyetçi Anlatısı Milliyetçilik ile tarih bilimi arasındaki ilişki, herhangi bir siyasi ideolojinin kendi meşruluğunu kurma çabası içerisinde tarihe başvurma ihtiyacının çok ötesinde bir anlama sahiptir. Bu ilişki, her iki fenomen açısından da kurucu bir ilişkidir. Hem milliyetçi hareketler, hem de ulus inşası sürecinin esas öznesi olagelen ulus-devletler, ortaya çıktıkları andan itibaren, kendi meşruiyetlerini kabul ettirebilmek için her şeyden önce tarihe başvurmuştur. Bununla birlikte, tarihin de bir disiplin olarak ortaya çıkması, doğrudan Avrupa da milliyetçi hareketlerin ve uluslaşma pratiklerinin bir sonucu olmuştur. Tarihi pozitivist temeller üzerinde yeniden kurarak diğer sosyal bilimlerden farklı bir disiplin olma iddiasını ortaya koyan Rankegil tarih devrimiyle birlikte, yeni bir siyasi tarih anlayışı Avrupa da egemen paradigma haline gelmiştir (Iggers, 2000: 21-37). Kendisine ulusların tarihlerini oluşturmayı amaç edinen ve sınırları da ulusal çizgilerle şekillenen bu yeni tarihçilik, ulusları, kökleri tarihin derinliklerine doğru uzanan primordiyal varlıklar olarak görmüş ve özcü bir kavrayışla ulusların tarihi yapan özneler olduklarını düşünmüştür (Breuilly, 2008: 20-21). Dahası Patrick Geary nin de belirttiği gibi modern, yani Rankeci tarih araştırma ve yazma metotları, bilimsel çalışmanın tarafsız araçları olmaktan ziyade, özellikle milliyetçi gayelere yakınlaşmak için geliştirilmişlerdir (Geary, 2002: 16). Bunun sonucunda tarihçilerin milliyetçilik çalışmaları alanındaki hâkimiyeti II. Dünya Savaşı na kadar devam etmiş, ulusal tarihyazımı alanında milliyetçilerin hâkimiyetiyse çok daha uzun ömürlü olmuştur (Jaffrelot, 2005: 11). Tarihyazımı ile milliyetçilik arasındaki ilişkinin en fazla kristalleştiği ve milliyetçi teleolojinin ulusal tarih yazımlarından en fazla beslendiği alan kuşkusuz köken tartışmalarıdır. Milliyetçi söylemin tarihselci karakteri ve milliyetçi davanın meşruiyeti için sürekli tarih kullanılması, açık bir şekilde ideolojinin kavramsal yapısında kökene ihtiyaç duyduğunu göstermektedir (Vali, 2005: 19). Vali nin de belirttiği gibi, milliyetçi hareketlerin kökenlerine dair tartışmalar, sadece ele alınan milliyetçiliğin doğduğu tarihi belirlemeye yönelik kuru ve skolastik tartışmalar değildir. Bunlar aynı zamanda milliyetçiliğin siyasi bir özne olarak belirli 6 Çağdaş Sümer bir kimlikle, kendi otoritesini kurmasına ve meşruiyetini sağlamasına yarayan ulusun tarihselliği sorununu gündeme getirir. (Vali, 2005: 20). Bu köken arayışının Osmanlı örneğindeki esas yansıması, milliyetçi hareketlere yönelik araştırmalar için karşılaştırmalı çözümlemenin zeminini hazırlayacak ortak bir bağlam olarak Osmanlı İmparatorluğu nun göz ardı edilmesi olmuştur. Her bir ulusal tarihyazımında bolca örneği görülebilecek şekilde Türk boyunduruğu edebiyatı, kökenleri Osmanlı işgali öncesine dayanan uluslar ın, çeşitli öznel ya da nesnel faktörler sonucunda uyanış ını resmetmeyi amaçlar. Bu resimde, İmparatorluğun rolü, belirli politikalarla söz konusu uyanışı engellemeye çalışan, zaman zamansa bu politikaların sonucunda uyanışı bizatihi tetikleyen yabancı ve hatta düşman bir siyasi entite olmakla sınırlıdır. Osmanlı sonrası devlet inşası hikâyesi vaaz eden sosyal bilimcilerin ellerinde baskıcı Türk imparatorluğu, saldırgan bir şekilde, mefruz Sırp, Arnavut, Bulgar ya da Yunanlıların doğal milliyetçi arzularını bastıran bir düşman olarak sunulmuştur (Blumi, 2011: 8). Söz konusu çalışmaların bir bölümü, ulusal uyanış sürecinde başta aydınlar ve burjuvazi olmak üzere milliyetçi elitlerin rollerine vurgu yaparken, bir bölümü de kitlesel uyanışı mümkün kılan daha yapısal süreçler üzerinde dururlar. Her halükarda ortaya çıkan, milliyetçi projenin meşruluğunu sağlamak üzere, köken tartışmasını mümkün olduğunca geriye çekmektir; zira farklı milliyetçi projelerin birbirlerine karşı meşruiyet mücadelesi verdikleri bir coğrafyada milliyetçi hareketin otantik kökeninin mümkün olduğunca geri çekilmesi, meşruiyetin kuvvetlendirilmesi açısından elzemdir. Milliyetçilik araştırmalarında köken sorununun bu kadar belirleyici bir nitelik taşımasının milliyetçi teleolojinin inşasında özel bir rolü olmuştur. Zira bir kez karanlık çağların ardından gelen ulusal uyanışın kökenleri tespit edildikten sonra, geriye kalan bu başlangıç noktası ile uyanışın nihai hedefi olan mütekâmil bir milliyetçi hareketin yaratılması ve ulusal bağımsızlık arasında doğrusal bir hat çizmektir. Bu doğrusal hat üzerinde, tabir uygun düşecek olursa, uyuyan devi uyandırmaya çalışan öncüler ile onun uyumasını sürdürmeyi amaç edinmiş düşman arasındaki, sonucu baştan belli bir mücadele süregider. Bu noktada, bir anlamda kendisini Osmanlı İmparatorluğu nun varisi olarak gören Türkiye Cumhuriyeti ndeki resmi tarihçiliğin de, tersinden de olsa benzer bir anlatıyı beslediğini unutmamak gerekir. Bu anlatıda düşmanlaştırılan, İmparatorluk sathındaki muhalif toplumsal hareketlerdir. İmparatorluğun çeşitli ulus devletlere parçalanması ve müteakip ulus inşa Alternatif Politika, Cilt. 5, Sayı. 1, 1-27, Nisan süreçlerinin ürünü olan travmatik hatıralar, bu hareketlerin benzer şekilde özcü milliyetçilik analizlerine sıkıştırılmasına neden olmuştur. Bu analizlerde -ki aslında pek çoğu birer analiz olmaktan ziyade ideolojik yanı ağır basan anlatılardır- Batı nın etkisi vurgulanarak, köken tartışması bu kez uyanış yerine tahrik ekseninde sürdürülmüştür. Sonuç yine, Osmanlı İmparatorluğu nun bu tür hareketlerin içinde devindiği bir siyasal bütünlük ve bağlam olmaktan çıkartılmasıdır. Aslında Osmanlı İmparatorluğu nun milliyetçi hareketlere dönük algısını yansıtan bu bakış açısı (Boyar, 2007: 49), Cumhuriyet dönemi tarihçiliği tarafından da miras alınmış ve özellikle tarih ders kitaplarında yer alan ve milliyetçi hareketleri, Aydınlanma ve Fransız Devrimi nin etkisi ya da Batılı devletlerin kışkırtmasıyla açıklayan metinler yoluyla popülerleştirmiştir (Adanır, 2006: 32-39). İster galip isterse mağlup tarafından yazılmış olsun, tüm bu milliyetçilik anlatılarında teleolojiyi besleyen önemli bir faktör, tarihçilerin sahip oldukları retrospektif bakıştır. Ulusun ya da ulusal uyanışın tarihini kaleme alan kişi, daha önce de belirtildiği gibi bunu, ulus inşa projesinin meşruiyetini savunmak için yapmaktadır. Bir başka deyişle amaç hâsıl olmuş, tarihi yazılan siyasi hareket söz konusu mücadeleden galip ayrılmıştır. Dahası, uluslararası siyasal sistem de egemenliğin meşru kaynağı olarak ulusu gören ve sistemin temel aktörünün ulus-devlet olarak kurgulandığı bir niteliğe bürünmüştür. XIX. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak, önce Birinci Dünya Savaşı sonrasında Rus, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının çöküşü, ardından da İkinci Dünya Savaşı nı takiben sömürge imparatorluklarının tasfiyesi, ulusun temel meşruiyet kaynağı olduğu bir uluslararası sistem yaratmıştır. Ortaya çıkan bu sonuçtan yola çıkarak tarihçi retrospektif bir bakışla, tarihin bu nihai sonuca doğru akışını tasvir etmeye çalışır. Dolayısıyla, büyük oranda milliyetçi mücadelenin dışındaki daha büyük dünya-tarihsel süreçler bağlamında anlaşılması gereken milliyetçiliklerin başarı öyküleri, kıymeti kendinden menkul bir ulusal anlatıya sıkıştırılır. Bu tür bir anlatının karşılaştırmalı milliyetçilik çalışmaları için önerebileceği tek çerçeve, söz konusu uyanışı zorlaştıran ya da kolaylaştıran veya kaçınılmaz sonuca doğru ilerleyen akışı hızlandıran ya da yavaşlatan, burjuvazinin göreli gücü ya da dinin etkisi gibi faktörleri kıyaslamaktır. Bu da, bir makro-fenomen ile ilgili nedensel hipotezleri sınamayı (Skocpol ve Somers, 1980: 193) hedefleyen karşılaştırmalı çözümleme yerine, tekil fenomenler arasındaki yüzeysel benzerliklere odaklanan bir analoji önermek anlamına gelir. 8 Çağdaş Sümer Birbirlerinden bağımsız ulusal kimliklerin ayrı güzergâhlara sahip oldukları fikrine dayanan Osmanlı ulusları nın kaçınılmazlığına dair bu yengici (triumphalist) tarih karşısında bir karşı-anlatı ortaya koymak, milliyetçi teleolojinin sarsılması yolunda atılacak ilk adım olmalıdır (Blumi, 2011: 2). Hâkimiyeti altında yaşayan etno-ulusal tebaanın sabit ve özcü bir anlayışla çözümlenmesinin ötesine geçebilmek için Osmanlı İmparatorluğu, milliyetçi hareketlerin mücadele etmek durumunda kaldıkları bir siyasi aktör olmanın ötesinde, milliyetçiliği de içeren ama ondan çok daha geniş bir alanı kapsayan siyasal süreçlerin içinde devindiği toplumsal bütünlük ve bağlam olarak kavramsallaştırılmalıdır. Blumi nin Osmanlı coğrafyasının Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı na kadar İmparatorluğun nihai çöküşünün yarattığı travmayı yaşamamış olduğunu hatırlatması bu açıdan çok önemlidir. Söz konusu travmalara kadar farklı inanç, etnisite ve sınıflardan gelen insanlar çoğunlukla bir hayli karışmış topluluklarda bir arada yaşamaya devam etmiş ve bu yaşam doğaya aykırı olarak değerlendirilmemiştir (Blumi, 2011: 6). Savaşların ve her bir yeni siyasi birimi homojenleştirmeye yönelik kanlı girişimlerin ardından bu tür bir bütünlüğün ve bağlamın ortadan kalkmış olması, hiç var olmadığı anlamına gelmez. Diğer bir deyişle, Osmanlı devletinin çöküşünden önceki dönem için münhasıran ulusal bir tarih yazmayı meşru gösterebilecek hiçbir şey yoktur ve Blumi nin de önerdiği gibi, bu dönemin karakteristikleri ile Birinci Dünya Savaşı nın ardından gelen Osmanlı sonrası modernite arasında teleolojik olmaktan ziyade izi sürülmesi gereken jenealojik bir bağ bulunmaktadır (Blumi, 2011: 7). Bu bağların peşine düşen ve milliyetçiliğin boğucu dilinin dışına çıkmaya çalışan yeni bir geç dönem Osmanlı tarihyazımının ufukta göründüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Belki de ilk ifadesini Arap milliyetçiliğine dair milliyetçi tarihyazımını eleştirerek genel kabul gören klişeleri sarsan Ernest Dawn ın makalelerinde bulabileceğimiz bu Osmanlı yı milliyetçilik çözümlemelerine dahil etme yaklaşımı (Dawn 1973), uzun bir süre sonra tarihçiler için bir ilham kaynağı haline gelmiştir. Milliyetçi teleolojiyi sorgulayan bu tarihçiler, imparatorluğun farklı bölgeleri için yeni veriler ve yeni perspektifler ışığında, alternatif tarihsel güzergâhların varlığına dikkat çekmekte ve milliyetçiliğin dönemin kaçınılmaz bir biçi
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks