Please download to get full document.

View again

of 9
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

Modern Türkiye de Meşruiyetin Politik İçeriği: Schmittyen Bir Değerlendirme

Category:

Engineering

Publish on:

Views: 0 | Pages: 9

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
5 Modern Türkiye de Meşruiyetin Politik İçeriği: Schmittyen Bir Değerlendirme Bünyamin BEZCİ 1 Özet Schmittyen anlamda hukukun meşruiyetini sağlayan devletin varlığıdır. Devletin meşruiyetini hukukta aramak
Transcript
5 Modern Türkiye de Meşruiyetin Politik İçeriği: Schmittyen Bir Değerlendirme Bünyamin BEZCİ 1 Özet Schmittyen anlamda hukukun meşruiyetini sağlayan devletin varlığıdır. Devletin meşruiyetini hukukta aramak ise, boşuna bir çabadır. Meşruiyet normun oluşumu üzerine düşünmekle anlaşılabilir. Politik birlik olarak Devleti önceleyen tek varoluşsal kavram ise, politik olandır. Bu çerçevede modern Türkiye nin politik birlik projesi olarak Cumhuriyet in, kendi meşruiyetini laikliğe ve ulus-devlete dayandırdığı iddia edilmektedir. Anahtar Kelimeler: normativizm, kararcılık, hukuk-politik ilişkisi, Cumhuriyetçi ethos Abstract In Schmittien sense, the existence of the state provides the legitimacy of the law. Searching for the legitimacy of the state in the law is useless effort. The legitimacy can be understood by thinking on the formation of the norm. The political is the only concept that existantially presupposes the concept of the state as a political unity. It can be argued that the republic as a political project of Turkey takes its legitimacy from the nation-state and secularism. Key Words: Normativism, decisionism, the relationship between the law and the political, republican ethos 1 Dr., Muğla Ü n i v e r s i t e s i, İ İ B F Kamu Yönetimi Bölümü Giriş Schmitt, Alman politik düşünce geleneği çerçevesinde hukuk devleti teorisiyle politik olan kavramını bir arada yoğurmaya çalışmıştır. Ona göre Devlet, iki farklı ruha sahiptir. Bunlardan ilki, politik olan kavramı çerçevesinde anlaşılan somut düzen kavrayışıdır. Diğer taraftan Devlet, aynı zamanda bir hukuk düzenidir. Somut düzen ile hukuk düzeninin birlikteliğine rağmen Schmitt için, hukuk kültürünün yozlaşması ulus-devletin/ somut düzenin değil, hukuk devletinin sonunun göstergesidir (Miglio, 1988: ). Zira Schmitt hukuk düzenini değil, somut düzeni politik olarak anlamlandırmaktadır. Schmitt normativizmin kalıplarına hapsedilmeyen, ama kararcılığın nihilizminde de kaybolmayan bir hukuk anlayışından vazgeçmek zorunda kalmadan, politik olanı Devlet in varoluşsallığının gereği haline getirmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede hukuk düzeni ile somut düzen arasındaki farklar açısından ilk olarak, Schmitt in yasallığı meşruiyetin tek geçerli nedeni olarak gören normativizm eleştirisi ele alınacaktır. Daha sonra ise, karar kavramı çerçevesinde anayasanın 6 Modern Türkiye de Meşruiyetin Politik İçeriği: Schmittyen Bir Değerlendirme politik varoluşsal kavranışı üzerinde durulacaktır. Teorik bağlamda son olarak da normativizm ve kararcılığın eleştirisi üzerine oturtulan somut düzen kavramı bağlamında politik olanla hukuk arasındaki ilişki analiz edilecektir. Makalenin son başlığı Schmittyen çerçevede modern Türkiye nin politik meşruiyetinin temellerini sorgulamaktadır. Normantivizm Eleştirisi Schmitt in normativizm eleştirisini, hukuki pozitivizm kavramı çerçevesinde düşünmek gerekmektedir. Hukuki pozitivizmin düşünce tarihinde sorunsallaştırdığı düalizm; kanunla sabitlenmiş pozitif hukukla doğal hukuk arasında gerçekleşmiştir. Doğal olarak adil sayılan hukukun, ya da ilahi kaynağından dolayı adilliği tartışılmayan hukukun ve yahut aydınlanma felsefesinin akli hukukunun, pozitif hukuk karşısında daima bir üstünlüğe ve evrensel geçerliliğe sahip olduğu düşünülmüştür. Tarihsel olarak bu düalizm hukukun kodifiye edilmesiyle aşılmıştır. Alman hukuk düşüncesi de bu sorunu, on dokuzuncu yüzyılın başında gerçekleştirdiği büyük kodifikasyon çalışmalarıyla, hukuku yazılı kurallara indirgeyerek, ilk çözenlerden olmuştur. Hukuk kurallarının meşruiyeti, meşru bir otorite tarafından önceden belirlenmiş irade oluşumu formları dâhilinde geçerlilik kazanmalarından kaynaklanmaktadır. Fakat bu noktada ciddi bir meşruiyet sorunu doğmaktadır. Acaba hukuk kurallarının meşruiyeti geçerlilik kazanmış pozitif kanunlara mı dayanmaktadır, yoksa meşruiyet hukuki sürecin kendisinden, yani kanun koyucunun otoritesinden mi kaynaklanmaktadır (Otten, 1995:29)? Hukuki pozitivizm, hem tarihsel olarak hem de hukuki anlamıyla hukuk ve moralin birbirinden ayrılarak, hukukun kutsal olandan kurtarılması ise, Schmitt in bu anlamıyla pozitivist düşüncenin dışında olduğu söylenemez. Schmitt in asıl sorunu kanunilik çerçevesinde tanımlanan pozitif hukuki anlayışın meşruiyetini yetersiz bulmasıdır. Onun pozitivistliğini varolan hukuk kurallarının egemenliği olarak değil, egemenin iradesinin kanunlaşması olarak anlamak gerekmektedir. Bir başka ifadeyle onun hukuk kavrayışının meşruiyet iddiası lex rex ayrımı üzerinden değil, Pindar ın nomos basileus kavramı üzerinden anlaşılabilir (Meuter, 2001:83). Yani meşruiyet ve yasallık ayrımından ziyade hukukun egemenliği kavramı daha açıklayıcıdır. 1 Schmitt e göre Devlet saf bir güç organizasyonu değildir. Devlet, hukukun hizmetkârı olmakla hukukun yaratıcısı olmak arasında, her ikisi de olan bir kurumdur (Otten, 1995:37). Gerçekte sadece varolan kanuna dayanan Devlet, kendi kendini asla temellendiremez (Seubert, 1998:437). Bunun haricinde iyi hukuk a giden yollar soyutluğundan dolayı varolan somut bir düzen olarak Devlet i anlamamızı kolaylaştırmamaktadır. Devlet in meşruiyetle ilişkisini naturalizme sapmadan, ama yasallığı da aşan bir süper yasallık çerçevesinde çözmek gerekmektedir. Zira Schmitt için soyut ve normatif olan, somut ve varoluşsal olanın karşıtıdır. Normatif olanla varoluşsal olan arasında Devlet in hukukla ilişkisi, ne hâlihazırda kodifikiye edilmiş kanunlar ne de doğal hukuk bağlamında anlaşılmalıdır. On dokuzuncu yüzyılın başında Fransız Devrimine karşı duran Alman düşüncesinin hülasasını (Summa) Hegel in hukuk ve devlet teorisi oluşturmaktadır. Hegel in düşüncesinde Devlet, varlığında tinin eksiksiz/tam olarak gerçekleştiği bir Gestalt (biçim) dır. Devlet, hem bireysel bütünlük, hem objektif akıl ve hem de Sittlichkeit (etik yaşam) dır. Hegel de sivil toplum, bütünlük arzeden düzen olarak Devlet e eklemlenir ve Devlet in altında konumlandırılır. Devlet, somut bir düzen olarak kurumların kurumu olduğundan, ne sadece egemen bir karar ne de normlar normudur (Schmitt, 1993:38). Schmitt in normativizm eleştirisinde karşıtı kendi çağdaşı olan Hans Kelsen dir. Kelsen e göre, egemenlik teorisi gerçekte hukuk idesinin olumsuzlanmasıdır (Beneyto, 1983:111). Aslında Kelsen de Schmitt gibi hakkın öncelenmesine 1 Schmitt, nomos un bilinen anlamıyla kanun ve kuralları aşan içeriğini özellikle vurgulamaktadır. Nomos, bir halkın ortak anıları üzerine oturtulan toplumsal düzeni demektir. Bu kavramdaki egemenlik de nomos kavramının vurgularına sahiptir. Nomos basileus iki kavramın yüzeysel olarak bir araya gelmesinden ziyade gerçek bir anlamsal bağa işaret etmektedir. Bu nedenle kavramı kanunun egemenliği anlamına indirgeyerek, egemen olana karşı politik-polemiksel bir araç olarak kullanmak mümkün değildir. Egemen, hâkim olma (herrschen) ve emretme (befehlen) yeteneğine sahip olandır (C. Schmitt, Über die drei Arten des rechtswissenschaftlichen Denkens, 2.Auflage, Duncker und Humblot, Berlin, 1993, s.12-15). Nihayetinde hukukun egemen olduğunu ifade etmek Türkçe de de kanunun egemenliğinden fazla bir şeydir. dayanan insan hakları öğretisine karşı çıkmaktadır. Fakat Kelsen in devleti kanunun hâkimiyetine hapsetmesi, Schmitt in düşüncesinde karşılığını bulmamaktadır (Chennoufi, 1997:296). Kelsen e göre antik devlet, yurttaşlığı doğal bir olgu olarak görürken, modern devlet, yurttaşlığı aynı hukuk düzenine tabi olma yolundaki ortak irade çerçevesine oturtmaktadır. Bu nedenle Kelsen de Schmitt gibi, bireyin bütün varlığıyla Devlet e ait olmadığını düşünür. Birey, ancak belirli hallerde Devlet e tabi olmaktadır. Devlet in hukuki niteliğini pozitivist açıdan kavradığından Kelsen, doğal hukuk kaynaklı bireysel özgürlükleri savunmamaktadır. Schmitt için toplumsal homojenite ile ilgili olan demokrasi, Kelsen için hukuki düzenin oluşturulmasından ibaret olan bir prosedürdür. Kelsen devlet kavrayışının temeline hukuki pozitivizmi yerleştirirken, Schmitt politik olanı varoluşsal saydığından, 2 hukuku sadece kanunilik olarak görmemektedir (Chennoufi, 1997:300). Kelsen in politik olanı hukuki olan çerçevesinde algılaması anlamındaki hukuki pozitivizmi, Devlet i olmayan bir devlet teorisidir. Bu anlamda Kelsen, Tanrı kavramı gibi Devlet kavramını da sadece düşünceye yardımcı olan bir araç olarak görmektedir. Kelsen e göre modern bilim zaten her türlü özü, fonksiyon olarak çözeltmeye çalışmaktadır (Lehnert, 1996:10). Otorite sahibi olan egemeni yok sayan Kelsen için, üst hukuki norm olarak anayasanın geçerliliğini en son kertede garanti eden ve hukuk düzeninin birliğini sağlayan meşruiyet ilkesi ise Grundnorm dur. En üstün norm olarak Grundnorm, kendi yetkisini yine bir norma bağlı olarak kazanan otorite tarafından belirlenemez. Grundnorm un en önemli niteliği kendisinden daha üstün bir norma atıf yapmaması olduğundan onun meşruiyeti zaten sorgulanamaz (Kaufmann, 1998:272). Kelsen in pozitif hukuk sisteminin bilimsel tasviri öz kavramına karşı olmasına rağmen, Grundnorm kavramı ile aslında yeni bir öz yaratmaktan kurtulamaz. 2 C. Schmitt in politik olanı varoluşsal sayması ve onu hukuki olana karşı öncelemesi, hukuksuz hukukçu olarak hukuk düşmanı ilan edilmesine neden olmuştur (Robert Leicht, Jurist ohne Recht: Ein Gegner des Kompromisses, ein veraechter Parlaments; Carl Schmitt und seine Aktualitaet, Die Zeit, 25.Nov.1999.). Mattias Kaufmann eleştirisini şahsileştirmeden kanunsuz hukuk olarak formüle etmiştir. Kurt Sontheimer ise C. Schmitt in ölümü üzerine yazdığı gazete yazısında C. Schmitt in düşüncesini Gücün hukuku öncelemesi olarak özetlemiştir (Die Zeit, 19.April 1985). Schmitt e göre Kelsen in saf hukuk teorisini insanlar tarafından yapılan pozitif hukuk olarak ele alması ve hukuk normları arasında hiyerarşik yapı oluşturması, egemenin otoritesine ve olağan üstü hal kavramına mekân bırakmamaktadır. Kelsen için Devlet, hukuki düzenin ne yaratıcısı ne de kaynağıdır. Devlet gibi sunumlar, aynı hukuk düzeninin farklı öznelerde canlandırılması ve çoğaltılmasından ibarettir (Schmitt, 1996:27). Kelsen Devlet i egemen olarak gördüğünde gerçekte devletten kastı, Grundnorm tarafından belirlenen bir hukuki düzendir. Bu hukuki düzen ise, Schmitt in kavramlaştırdığı gibi Devlet in somut Gestalt ından kaynaklanmaz (Pircher, 1999:246). Schmitt için ise, başlangıçta Grundnorm yoktur, başlangıçta fetih (Grund-nahme) vardır (Schmitt, 1995:581). Schmitt normativizmi ilk olarak kararcılık bağlamında aşmaya çalışmıştır. Onun için karar, sadece olağan üstü hale özgü olarak pozitivist hukuk çerçevesinde anlaşılabilecek bir kavram değildir. Karar hiçten kaynaklanan ama hukuk düzeninin kendisini yaratan varoluşsal bir kavramdır. Karar, somut halini anayasada bulmaktadır. Schmitt in hukuki pozitivizm karşıtlığını norm olarak hukuki düzen ve karar olarak somut düzen kavramlarının kutuplaşmasında aramak gerekmektedir. Schmitt normun gayri şahsi iktidar anlayışından, kararcılığın şahsi iktidar kavrayışına sıçramıştır (Hebeisen, 1995:340). Karar Olarak Anayasa Kararcılık (Dezisionismus), normatif hiçlikten ve somut anarşi halinden egemen karara sıçrayıştır. Hukukun başlangıcında kararı görmek ve hukuk anlayışında şahsi irade ve emire odaklanmaktır. Bu bağlamda egemenlik anını, normun zuhuru üzerine varoluşsal düşünümsellikte yakalamaktır (Meuter, 2001:83). Kararcılık hukuki pozitivizmi aşan bir kavramlaştırma olmasına rağmen zaafiyetten beri de değildir. Schmitt için kararcılığın zaafiyeti, her büyük oluşumun gerçekte dingin bir Varlık a (ruhende Sein) gereksinim duymasına rağmen kararın, anın noktasallığında sıkışıp kalmasıdır (Schmitt, 1996:8). Kanun koyucunun iradesinin faniliği, sonradan toparlanması zor bir hesap bırakma riskini daima taşımaktadır. Yine kararcılık, olgusal olanın normatif gücüne inanan ve bu nedenle somut düzen olarak Gestalt ın 7 8 Modern Türkiye de Meşruiyetin Politik İçeriği: Schmittyen Bir Değerlendirme normatif gücünü yok sayan hukuki pozitivizmi aşan bir kavramlaştırmadır. Kararcılık, pozitivist hukukçuların burada hukuk sona erer (Schmitt, 1996:9) dediği yerde hukukun sona ermediğini göstermiştir. Somut bir düzen ve Gestalt olarak Devlet in de ötesinde ve onu da önceleyen politik olanın varoluşsallığı, kurucu iktidar olarak anayasanın da temelini oluşturmaktadır. Her anayasa bir politik varoluşun (politischer Existenz) iradesidir. Bu irade kendi iktidarına ve otoritesine yine kendi varoluşunda sahiptir (Ulmen, 1991:323). Bu anlamda anayasanın özü etik ve hukuki normlara ihtiyaç duymaz. Öz (Substanz), kendi anlamını (Sinn) politik varoluşta bulmaktadır (Meuter, 1997:56). Schmitt i nazilerle işbirliği yapmakla suçlayan ilk kişilerden olan Waldemar Gurian, Schmitt in daima anarşiye son verecek en yüksek bir karar organı arayışında olduğunu öne sürmektedir (Gross, 2000:330). Gurian a göre, Schmitt karar kavramını, egemen olan hukukun sahibidir şeklinde formüle ederek varolan statükoyu yücelten oportünist yanını ele vermektedir (Dahlheimer, 1998:184). Schmitt in karar kavramının meşruiyetle ilişkisini ele almayan yorumların, Gurian gibi indirgemeci düşüncelere sahip olması normaldir. Schmittyenler karar kavramının meşruiyetle bağını anayasa kavramı üzerinden kurmaktadırlar. Onlara göre anayasanın meşruiyeti zaten politik karar olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle anayasalar hukuki olarak savunulamazlar, ama gerektiğinde politik olarak korunurlar. Anayasanın politik karar olarak görülmesi, gerçekte yasallığın devrimin taktik manevra aracı olarak dahi kullanılmasını engellemektedir. Bu bakımdan yasallığın meşruiyet adına geçici olarak yürürlülükten kaldırılması uğruna anayasanın korunuyor olması, gerçekte yasallığın, meşruiyetin görünür formundan başka bir şey olmadığının göstergesidir. Bu anlamda bir nevi süper yasallık olarak meşruiyetten bahsedilebilinir. Meşruiyetin ayırt edici niteliği, anayasaya yasal saldırılara karşı bağışıklık kazandırılmış olmasıdır. Bu bağlamda bir meşruiyet kavramı, yasallık içinde yok olmaya mahkûm hukuki pozitivizmin meşruiyet anlayışından uzaktır (Meuter, 1997:46-47). Varoluşsal olanın normatif olana önceliği kavrayışı, Alman düşüncesinin anayasa hukuku bağlamında tezahür etmiş halidir. Georg Jellinek te bu düşünce olgusal olanın (faktischen) normatif gücü olarak formüle edilmiştir (Kraus, 2000:641). Schmitt için varoluşsal olanın önceliği Hobbesvari bir kavrayıştır. Varolan politik birliğin değeri, normların doğruluğu ya da işlevselliği ile ilgili değildir. Politik birlik, zaten varolduğu için bir değer sahibidir (Kraus, 2000:642). Bu anlamda her politik karar, gerçekte varoluşsal olarak temellendirilmekte ve aynı zamanda bu karar normatif bir başlangıç olmaktadır (Kraus, 2000:643). Schmitt in normatif olana karşı politik olanı öncelemesi, aslında varolan anayasal hukuki düzenin korunmasına ya da hukuk düzeninin bir meşru devrimle yok edilmesine dair yoruma açık bir kavramlaştırmadır. Schmitt bir taraftan anayasal hukuki düzenin somut düzeni sağlayanlar tarafından politik olarak korunmasından bahsederken, diğer taraftan da her politik kararı yeni bir normatif başlangıç sayarak yeni politik birlik konseptlerine kapıyı aralamaktadır. Her iki yorumun da ortak tarafı, Schmitt in politizminde/ politik olanı kavramlaştırmasında asıl özün politik birlikte olmasıdır (Hoffmann, 1992:116). Bu bağlamda aslolan politik birliğin devamıdır. Schmitt in somut düzen anlayışı, hem hukukun normatif içeriğini hem de düzenin varoluşsal içeriğini kapsamaktadır. Son kertede ise, birlik ve düzeni kanunlar ve kurallar değil, somut politik varoluş olarak Devlet sağlamaktadır (Ulmen, 1991:324). Bu nedenle önemli olan somut düzenin idamesidir. Schmitt varolan hukuki düzeni sarsıcı iki tehlikeden bahsetmektedir. Bunlardan ilki, pozitivist yasallık anlayışı çerçevesinde yasa yapım sürecini motorize ederek varolan hukuki düzenin yıkılmasıdır. Diğer tehlike ise, devrim yoluyla meşru olarak yeni bir hukuki düzenin ihdasıdır (Meuter, 1997:56). Schmitt e göre hukuk düzenine yönelik aktüel tehditler, terör/anarşi ve sosyal devlettir (Goldschmidt ve Hund, 1983:1599). On dokuzuncu yüzyılda Bismarck ın sosyal politikasının gereği olarak işçileri politik sisteme entegre etmek için dost ilan etmesi gerçekte, Reich ın varoluşunu olumsuzlayan sosyal demokrasinin elinden işçileri kurtarmayı amaçlamaktaydı. Bu bağlamda Schmitt in politik kavramını öne çıkarmasını, çağdaşları Marksist sınıf savaşı teorisine verilen burjuvavari bir yanıt olarak görmektedir (Saage, 1983:12). Aslında hukuk düzenini yıkmak için Marksizm ile Faşizm, yasallığı devrimin hizmetine sunma açısından birbirlerinden ayrı düşmezler (Meuter, 1997:47). Bu nedenle Schmitt, Devlet in temel yasalarının gerçekte barikatlardan korkmadığını, asıl tehlikenin kurumların içinden yürüdüğünü öne sürmektedir. Kurumların içinden yürüyüşü, anayasanın yarattığı kurumsallık bağlamında durdurmak mümkün değildir (Goldschmidt ve Hund, 1983: ). Liberal hukuk devleti, böylesi ciddi durumları (Ernstfall) yönetebilme kabiliyetine sahip değildir Goldschmidt ve Hund, 1983:1600). Somut Düzen (Konkrete Ordnung) ve Gestalt Olarak Devlet Egemenlik, salt karar bağlamında anlaşılırsa sınırlı kalmaya mahkûmdur. Zira karar, nesnel olarak belli bir duruma odaklandığından ana özgü burada ve şimdi olma niteliği ağır basan ve dolayısıyla daima ve her yerde geçerli olmadığından (Spinner, 1988:337) kurumsal kavrayışın geniş perspektifine sahip değildir. Schmitt, somut düzen kavramını varoluşsal karakteri nedeniyle politik olanın yerine kullanmaktadır (Arndt, 1988:334). Dahası somut düzen kavramını politik olanın varoluşsallığına karşı Devlet i tanımlayan bir kavram olarak kullanılmaktadır (Marquard, 1988:335). Fakat politik birlik olarak Devlet in zaten politik olanın tekeline sahip olması, somut düzen kavramının hem varoluşsal anlamıyla politik olan yerine kullanılmasını, hem de politik olanın kurduğu Devlet yerine kullanılmasını mümkün kılmaktadır. Yani Devlet in politik özü, somut düzendir. Schmitt in somut düzen kavramından muradı, bir bütünlük olarak halk ile yasaların uygulanması arasında ilgi ortamı oluşturmaktır. Yani politik bir cemaat olarak gördüğü halkın, yaşam tarzının bir şekilde hukuk kavrayışına aktarılmasını amaçlamaktadır (Dahlheimer, 1998:399). Bu anlamda somut düzen ancak halktan doğar. Hukuk, soyut pozitivist hukukla değil, halkın iradesini işitme üzerine inşa edilebilir. Schmitt bu bağlamda Höderlin in şu dizelerini anlamlı bulmaktadır; Deruni hakikatin görünür olmasıdır ki, Onda halkın kendisi Tanrısıyla karşılaşır (Motschenbacher, 2000:144). Varolan somut düzenin normalizasyonu ile hukuk düzeninin normatifliği arasında sıkı bağlar bulunmaktadır. Somut düzenin idamesi bir görev olarak politik performansın göstergesidir. Hukuk düzeninin garanti ettiği haklar ve özgürlükler ancak somut düzenin varlığında mümkündür (Bielefeldt, 1994:30-31). Bu nedenle Devlet, hukukun hizmetkârı değildir. Zira hukuk kendiliğinden gerçekleşmez. Hukuk düzenini mümkün kılan anayasanın bekçisi ve halkın politik iradesinin temsilcisi olan Devlet Başkanıdır (Otten, 1995:51). Devlet toplumdaki diğer güç odaklarından daha güçlü olduğundan değil, daha yüce olduğundan dolayı muktedirdir (Otten, 1995:34). Schmitt ancak hukuki düzenin tehdit altında olduğu hallerde, kendini koruma olanağına sahip olmasını meşru görmektedir (Meuter, 1997:57). Fakat Devlet in kendini koruma hakkından bahsetmek, Devlet in doğasını özgürlüğe değil, her daim orada olması anlamında sadece varoluşuna dayanmasını kabul etmektir (Von Waldstein, 1989:119). Devlet in varoluşsallığı kabullenildiğinde ise, bireylerin haklarını hukuk düzeninin varlığına bağlarken, asıl kastedilenin somut düzenin varlığının öncelenmesi olduğu ortadadır. Devlet, hukuki etiğin tek öznesidir. Devlet in karşısında birey özne niteliği taşımamaktadır (Lenk, 1996:20). Schmitt için ancak böylesi ontolojik bir yapı olarak Devlet, hukuk olanla hukuk olmayanı birbirinden ayırma gücüne sahip olur. Bu bağlamda bir somut düzen ve Gestalt anlayışı, plüralist kaosu aşabilir ve tekrar ayağa kalkan Leviathan, Behemont u alt edebilir. 3 Yani anca
Similar documents
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks