Please download to get full document.

View again

of 20
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

PEYGAMBER TASAVVURUNDAKİ DEĞİŞİMİN DİLE ve EDEBİYATA YANSIMASI: NAʻT-I ŞERÎF ÖRNEĞİ

Category:

Art

Publish on:

Views: 0 | Pages: 20

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
PEYGAMBER TASAVVURUNDAKİ DEĞİŞİMİN DİLE ve EDEBİYATA YANSIMASI: NAʻT-I ŞERÎF ÖRNEĞİ Meliha YILDIRAN SARIKAYA * Özet Eski Türk edebiyâtında Hz. Peygamber i konu alan pek çok edebî tür mevcuttur. Bunlar
Transcript
PEYGAMBER TASAVVURUNDAKİ DEĞİŞİMİN DİLE ve EDEBİYATA YANSIMASI: NAʻT-I ŞERÎF ÖRNEĞİ Meliha YILDIRAN SARIKAYA * Özet Eski Türk edebiyâtında Hz. Peygamber i konu alan pek çok edebî tür mevcuttur. Bunlar arasında naʻtlar ilk sırada gelir. Peygamber sevgisinin konu edildiği naʻtlar, Yeni Türk edebiyatı devresinde de sayıca daha az olmakla birlikte yazılmaya devam etmiştir. Ancak her iki devrede ortaya konan örnekler arasında hem adet hem içerik bakımından belirgin farklılıklar tespit edilmiştir. Bu makale, eski ve yeni naʻtlar arasındaki mâhiyet değişikliğinin sebepleri üzerinde bir değerlendirme yapmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Eski Türk edebiyatı, Yeni Türk edebiyatı, Hz. Peygamber, naʻt. Abstract The Chancing Concept of the Prophet Which Reflects in Language and Literature: the Case of Naat Classical Turkish literature includes many literary types describing the Prophet. Naats come as first between those and have been continued to be written also at the time of New Turkish literature, although fewer in number. However, for both examples significant differences in terms of both quantity and content have been identified. This article aims to make an assessment on which reasons cause the changes of the nature between the old and new naats. Key Words: Classical Turkish literature, New Turkish literature, Prophet, naat. Giriş Eski Türk edebiyâtı, tâbî olduğu estetik esaslar ve muhtevâsı bakımından İslâmî kültürün bir ürünüdür. Bu tesirle meydana gelen dinî edebî türler arasında Hz. Peygamber i konu edinen eserler ekseriyeti teşkil eder. Hz. Peygamber le ilgili edebî türler içinde naʻt-ı şerîfler, hem sayılarının çokluğu hem tarihî seyir içinde neredeyse * Yrd. Doç. Dr., Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Edebiyatı Anabilim Dalı, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi Cilt 14, Sayı 1, 2014 ss db 14/1 MELİHA YILDIRAN SARIKAYA 24 db fâsılasız devam etmeleri bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Peygamber e duyulan muhabbet ve bağlılığın kaleme/kelâma gelmesiyle vücut bulan naʻtlar; tekke, halk ve dîvân şâirlerinin büyük çoğunluğu tarafından temsil edilmiş, böylece hem verilen eserlerin sayısı hem muhtevâ derinliği bakımından hayli zengin örneklerle örülü bir naʻt edebiyatı ortaya çıkmıştır. 1 Her üç ekolün hitap ettikleri muhitler de çeşitli olduğu için naʻtlar, cemiyetin birbirinden farklı kesimlerinde karşılık bulan bir edebî tür hâline gelmiştir. Gördüğü büyük teveccüh sebebiyle naʻt söyleme geleneğinin yeni edebiyatımız içerisinde de benzer şekilde devam etmesi beklenirdi. Oysa bu devrede kaleme alınan naʻt-ı şerîflerde hem sayı hem muhtevâ bakımından belirgin bir eksilme, hem de nitelik bakımından farklılaşma söz konusudur. Bu durumu sadece eski edebiyat ile yeni edebiyatın değişen önceliklerini sıralayarak îzâh etmek mümkün görünmediği gibi, burada genel anlamda eski yeni mukayesesine kalkışmak da elzem değildir. Yine de edebiyat geleneğimizdeki esaslı kırılma noktalarını hatırda tutmak gerekmektedir. Eski edebiyâtımızla gelen edebî miras, Tanzîmât la birlikte hem form hem içerik bakımından bazı değişiklere uğrayarak devam etmiştir. Edebî sâhada görülen yeniliklerin na tlar özelinde nasıl bir tesir icrâ ettiğini anlayabilmek için öncelikle kullanılan formlara bakmak gerekecektir. Tanzîmât edebiyatında nazım şekli ve vezin bakımından kayda değer bir değişiklik olmamakla birlikte, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî, Millî Edebiyat, Yedi Meşʻaleciler, Garipçiler, İkinci Yeniciler, Hisarcılar gibi ekollerin hâkim olduğu müteâkip devirlerde bazı nazım şekillerinin öne çıktığı ve yeni bazı formların kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Bu tür farklılıklar veya yenilikler, özü itibarıyla naʻt söyleme geleneğini etkileyecek nitelikte değildir. Çünkü eski edebiyat içerisinde de na tlar, kasîde başta olmak üzere gazel, mesnevî, kıtʻa, müstezâd, terkîb-bend, tercî-bend, musammat, rubâî, tuyuğ, müfred vb. pek çok farklı formda yazılabiliyordu. Na t söylemek isteyen şâir, istediği herhangi bir nazım şeklini çerçeve olarak kullanabiliyordu. 2 Dolayısıyla yeni formların kul- 1 Esâsen Hz. Peygamber i anlatan edebî eserler naʻtlarla sınırlı değildir; siyer, mevlid, hicret-nâme, miʻrâciyye, regāibiyye, hilye, şemâil, esmâ-i Nebî, muʻcizât-ı Nebî, kırk hadis, yüz hadis vb. başka pek çok edebî nevî mevcuttur. Bu durumu İsmail Çetişli, Hz. Peygamber e tahsis edilen pek çok türün oluşması ve bu türlerde binlerce manzum veya mensur eserin kaleme alınmış olması, Türk edebiyatında başlı başına bir Peygamber Edebiyatı nın varlığını açıkça ortaya koyar. cümlesiyle dile getirir. Bkz. İsmail Çetişli, Türk Şiirinde Hz. Peygamber, Akçağ Yay., Ankara 2012, s Emine Yeniterzi, Naʻt (Türk Edebiyatı), DİA, İstanbul 2006, XXXII, 436. PEYGAMBER TASAVVURUNDAKİ DEĞİŞİMİN DİLE VE EDEBİYATA YANSIMASI lanılmaya başlanması bu yolda engel olmaktan çok kolaylaştırıcı bir unsur gibi durmaktadır. Yeni edebiyat döneminde na tların sayısında görülen azalma, klasik dîvan tertîbinin yerini gittikçe yeni tarzda şiir kitaplarına bırakmasıyla bir dereceye kadar açıklanabilir. Bilindiği üzere İslâmî edebiyat geleneğinde dîvânların ve mesnevîlerin tevhîd, münâcât ve na t ile başlaması, bir kaide hâline gelmiştir. Bazı dîvânların, şâirin tercihine göre doğrudan naʻtla başladığı da görülür. 3 Yeni edebiyatla birlikte dîvân tedvini, bir zorunluluk olmaktan çıkıp şiir kitapları özel isimlerle neşredilmeye başlanınca, yani şiirlerin bu sırayla tertip edilme zorunluluğu ortadan kalkınca, na t sayısında tabiî bir azalma söz konusu olmuştur. Yalnız buradan, eski şâirlerin veya şâirlik iddiâsında bulunan herkesin gönülsüz de olsa bir na t söyleme mecburiyeti içinde bulundukları sonucu çıkarılmamalıdır. Gerçekte böyle bir zorunluluk bulunmayıp bir nevî yazılı olmayan kaideler çerçevesinde şâir, âdetâ sevk-i tabiî ile en çok da sözlerine değer katmak veya çok defa ifade edildiği gibi na t söylemek sûretiyle kaleminin feyzini bereketini arttırmak murâdındadır. Tekrar etmek gerekirse, yeni edebiyatla birlikte bu türün örnekleri büsbütün terk edilmiş değildir; aksine çeşitli şekillerde günümüze kadar devam etmiştir. Fakat her iki devreye âit örnekler arasında belirgin bir mâhiyet farklılığı ki biz buna şimdilik eksilme demeyi tercih ediyoruz, izlenebilmektedir. Muhtevâda ortaya çıkan farklılıklar daha önemli görüldüğü için burada eksilmeye, nicelik bakımından olduğu kadar ve daha fazlasıyla içerik farklılaşması anlamı yüklenmektedir. Çünkü tek başına naʻtların sayısı üzerinden bir mukayese isâbetli olmayacaktır. 4 Zaten söz konusu azalma diğer dinî-edebî türler için de geçerlidir. Yani naʻtlar kadar Hz. Peygamber le ilgili diğer türler, ayrıca tevhid, münâcât, menâkıb-nâme, nasîhat-nâme, fazîlet-nâme gibi dinî-tasavvufî nevîlere dair metinle- db 25 3 Yeniterzi, Naʻt, DİA, XXXII, Şiir esâsen adet bakımından karşılaştırma yapmaya müsâit bir olgu değildir. Bir şâirin sanat kudreti hiçbir zaman şiir sayısıyla orantılı olmaz. Edebiyâtımızın her iki devresi içinde ortaya konan şiirleri sadece sayı bakımından karşılaştırabilmek için bile kendi dönemlerinde şiirin durduğu yere göz atmak gerekmektedir. Öyle ki Eski edebiyatın hüküm sürdüğü zaman içerisinde medrese müfredâtı, şiir için gerekli alt yapıya dair dersler içermekte olup (ilm-i belâgat, ilm-i arûz, ilm-i kavâfî vb.) şiir, nizâmî eğitimin desteklediği bir faaliyet alanı durumundaydı. Şiire verilen değerin veya yüklenen anlamın bir göstergesi olan bu vaziyet, eski şiirle yeni şiirin sayı bakımından mukayesesini de anlamsız hâle getirmektedir. Dolayısıyla tek başına şiir sayısı, naʻt türündeki eksilmeyi izah eden bir unsur olamaz. Şu halde muhtevâyı dikkate alarak yapılacak mukayese daha mühim görünmektedir. MELİHA YILDIRAN SARIKAYA 26 db rin sayısında da azalma olmuştur. Hattâ diğer dinî türlere kıyasla naʻtların herşeye rağmen tâkip edilebilen bir süreklilik içinde devam ettiği söylenebilir. Şu halde dinî-edebî metinlerin sayıca azalmasını 19. asırdan itibaren fikrî ve edebî geleneğimiz üzerinde giderek hâkim olmaya başlayan yeni arayışların ve yönelişlerin, daha açık ifadeyle Avrupâî tarzın tesiriyle açıklamak mümkündür. Yine de genel anlamda dinî-edebî türlerin, özelde naʻt-ı şerîflerin aynı yoğunlukta olmasa bile benzer muhtevâda devam etmesi beklenirdi. Ne olsa her iki dönemde de aynı müslüman toplumun aynı Peygamber e (s.a.s.) duyduğu bağlılık söz konusudur. Burada eski yeni mukayesesinden önce genel olarak edebiyâtımızda naʻt-ı şerîfler konusuna bir göz atmak, daha doğrusu edebiyâtımıza naʻt tarihi açısından bakmak gerekecektir. Eski Türk Edebiyâtında Naʻt Naʻtlar ve sâir dinî muhtevâlı şiirlerde sanatkârın şâir tabiatı, mü min sıfatıyla buluşur. Dolayısıyla naʻt söylemek artık bir edebî faaliyet olmaktan ziyâde anlam ifade eder. Bir bakış açısına göre naʻt kaleme almak, Hz. Peygamber e salât ü selâm getirmenin, yani salvele emrinin edebiyattaki tezâhürüdür. Bu yönüyle na t yazmak veya okumak, ibâdet boyutu da kazanmaktadır. Sezai Karakoç un bazı tespitleri bu yaklaşımı destekler mâhiyettedir. Bir naʻt antolojisine yazdığı takrîze şâir şu cümleyle başlar: Peygamber nasıl insanın ufkuysa, naʻt da şiirin ufkudur. Aynı yazı içerisinde yaptığı pek çok naʻt târiflerinden birinde; Naʻt, insanın insanı, kendini Peygamber de araması, gerçeği O nun çevresinde dolaşarak bulmaya çalışması, O nu yakalamaya çalışarak yaradılışın sırrına erileceğini idrâk edişidir. 5 demektedir. Bu târif bir taraftan da Hz. Peygamber in bizzat huzûrunda okunan naʻt-ı şerîfe Kasîde-i Bürde- gösterdiği hüsn-i mukabeleyi anlamaya yardımcı olmaktadır. Hz. Peygamber in buradaki memnûniyeti elbette kendisinin övülmesiyle değil, O nu medheden kişinin Peygamberî vasıfları idrak etme gayreti ve muvaffakiyetiyle ilgilidir. Bu yaklaşımı destekler mâhiyetteki bir rivâyet şöyledir: Bir gün zâtın biri Resûlullâh ı medhediyor ve kendileri de tebessümle dinliyorlardı. Bunu gören bir münâfık; Bakın Resûlullâh kendini medhettiriyor ve zevkle dinliyor, bu nasıl olur? dedi. Efendimiz de buyurdular ki: Beni medih, Allâh ı medih- 5 Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu, Hazreti Peygamber e Şiirler Antolojisi: Naʻtlar, Yağmur Yay., İstanbul 1966, s. 6. PEYGAMBER TASAVVURUNDAKİ DEĞİŞİMİN DİLE VE EDEBİYATA YANSIMASI tir. Ben onun Resûl üyüm. Memnûniyetim de yine ona izâfetendir. 6 İşte bu kabil yorum ve teşvikler İslâm edebiyâtında ziyâdesiyle karşılık bulmuş, şâirler naʻtları âdetâ ibâdet şuuruyla kaleme almışlardır. Bu arada hatırlamak gerekir ki Arap edebiyatının aksine Türk edebiyatında naʻt için medhiye kavramı kullanılmaz, doğrudan niteleme anlamında naʻt terimi kullanılır. Naʻt söylemeyi, Hz. Peygamber in şiirle portresini çizmeye benzeten Karakoç, her şâirin kendi durduğu yerden ve elbette görme kabiliyeti ölçüsünde O na bakarak o büyük mükemmellik karşısında duygularını kayıt altına almaya çabaladığını söylerken bu gayretin tarih ve insan nesli devam ettikçe bitmeyeceğini hatırlatır. Şâire göre yalnız tek bir portrenin farklı cephelerden görüntüleri gibidir naʻtlar. Ayrıca naʻtlardaki bütün unsurların, kelime ve mısrâların canlı olduğunu söyler. Dolayısıyla naʻt atmosferi, sahabîlerin şâhidi olduğu atmosferi hatırlatır; peygamberlik yolunun diri havasını tatmak gibi bir tesiri vardır. Sahabeliğe bir uzanış, o ideal dünyadan bir ışık, bir renk, bir ses getirmek, oraya bir yürek, bir gönül taşımak geleneğinin şiirdeki çalışmasının bir verimidir. Böyle olunca sadece naʻt söyleyen değil, bir naʻt-ı şerîfin okuyucusu ve dinleyicisi de rûhunun bütün cepheleriyle uyanışına ve dirilişine, gelişmesine şâhit olur. Çünkü şiir, şuura bitişiktir. 7 Eski Türk edebiyâtında naʻtlar üzerine yaptığı çalışmasında Emine Yeniterzi (Dîvan Şiirinde Naʻt, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara 1993), naʻtların muhtevâ bakımından müştereklerini tespit ve tasnif etmiş, böylece klasik edebiyatımızda Hz. Peygamber in ne sûrette tavsif edildiğine dair bir çerçeve ortaya çıkmıştır. Yine bu çalışmanın verilerinden hareketle eski edebiyâtımızda naʻtların dil ve anlatım bakımından da müşterek unsurlar taşıdığı, naʻt söylemeye niyet eden şâirin esâsen hazır ve makbûl bir malzemeye şekil verme imkânına sahip olduğu söylenebilir. Burada bir taraftan naʻtlarda yer alan müşterek motifler tasnif edilirken aynı zamanda asırlar içinden süzülerek gelen peygamber tasavvuru da ortaya çıkmaktadır. Meselâ A. Nihat Tarlan ın tevhidler için geliştirdiği dinî ve tasavvufî ayrımı, naʻtlar için aynı katiyyette geçerli değildir; çünkü din yorumları birbirinden farklı şâirlerin naʻtları muhtevâ bakımından keskin hatlarla birbirlerinden ayrılmazlar. Gerçekten de bu metinlerin müşterekleri fazla olup genel anlamda bize naʻt muh- db 27 6 Ken an Rifaî, Sohbetler, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 2000, s Hacıtahiroğlu, Hazreti Peygambere Şiirler, s. 6-7. MELİHA YILDIRAN SARIKAYA 28 db tevâsından bahsetme şansını vermektedirler. Yeniterzi nin çalışması Hz. Peygamber le ilgili âyet ve hadisler, hayatı, isimleri, sûreti ve sîreti gibi dinî ve tarihî kaynaklarla beslenen bölümlerin dışında, meselâ Hz. Peygamber e atfedilen edebî ve tasavvufî motifler başlığı altında hayli zengin ve âdetâ üzerinde mutâbakat bulunan sıfatlar dökümü, bir başka ifadeyle bir peygamber tablosu ortaya koymaktadır. Bu tespitlere göre âlem O nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır, bu yönüyle Hz. Peygamber âlemin varlık sebebidir. O nun şânında levlâke hadîs-i kudsîsi vârid olmuştur. İlk yaratılan, onun nûrudur, buna nûr-ı Muhammedî telakkîsi ve hakikat-i Muhammediyye denilir. O, Hak Teâlâ nın habîbidir, O nu bizzat Kur ân medhetmektedir, şâir ne söylese kifâyet etmeyecektir. Bütün peygamberlerin ve diğer büyük zevâtın üzerindedir. Pek çok mûcizesi vardır. O nun asıl hüviyeti mahşerde İlâhî dîvan kurulduğunda ortaya çıkacaktır. Kendi ümmetine ve diğer peygamberlerin ümmetlerine şefâat edecektir. 8 Klasik dönem naʻtlarında ortaya çıkan Peygamber (s.a.s.) portresi, aynı zamanda Osmanlı toplumunun peygamber tasavvuru hakkında da fikir vermektedir. Osmanlı nın peygamber tasavvurunu bu coğrafyada yaygın olarak okunan Füsûsu l-hikem, Mesnevî, Muhammediyye vb. metinler ve şerhlerine dayandıran Fatih M. Şeker, konuya şu cümlelerle temas etmektedir: Dünyâya rûhlarındaki vahdet çerçevesinden bakan Osmanlı müellifleri, nübüvvet müessesesini klasik sûfî geleneğe tâbî olarak İslâm ın tasavvufî yorumunu tahkim ve takviye edecek bir zemine çeker, meseleye çok özlü bir derûnîlik katarlar. Allâh a kavuşma, insanlar için ancak nebîlere ve velîlere uymakla mümkündür Bursevî ise kadîm tecrübeyi büyük bir muvaffakiyetle tekrarlayarak hâdiseyi müşahhaslaştırır: Şerîat, Fahr-i âlem in sözleri, tarîkat fiilleri, hakîkat halleridir. Mârifet bütün kapıları ihâtâ eder ve isimlerin tamamını içerir. İnsân-ı kâmil, Hazret-i Muhammed dir Osmanlı asırlarında peygamberlik tamamen menkıbe mantığı ve mûcizeler üzerine kurulu olarak temellendirilir. 9 İslâmî Türk edebiyâtının Anadolu sâhasına âit ilk örneklerinden Garib-nâme yi Peygamber tasavvuru yönüyle tetkik eden Bilal Kemikli, bu eserde nûr-ı Muhammedî telakkîsinin sistemli bir şekilde 8 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Yeniterzi, Dîvan Şiirinde Naʻt, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara 1993, s Fatih M. Şeker, Osmanlı İslâm Tasavvuru, Dergâh Yay., İstanbul 2013, s. 436, PEYGAMBER TASAVVURUNDAKİ DEĞİŞİMİN DİLE VE EDEBİYATA YANSIMASI işlendiğini göstermektedir. 10 Bilindiği üzere bu anlayışa göre âlemde Allah tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakikat-i Muhammediyye var olmuştur. Yine bu anlayışa göre hakikat-i Muhammediyye nûr olması bakımından âlemi yaratma ilkesi ve onun aslıdır. Varlık şeklinde zâhir olan ilâhî tecellînin ilk mertebesidir. 11 Garib-nâme örneği bize, vücud mertebelerine bağlı âlem izâhı ve bununla irtibatlı olarak gelişen Peygamber algısının, ilk dönemden itibâren edebî eserlerde karşılık bulduğunu göstermektedir. Naʻtların muhtevâsı kadar bu şiirlerin edebiyâtımızda gördüğü ilgi ve rağbet de önemlidir. Öyle ki bazı şâirlerin dîvanlarını naʻtları merkeze alarak tanzim ettikleri görülür. Meselâ 18. asır şâirlerinden Müştak Baba, kafiyeye göre dizilen gazellerde bütün Dîvân boyunca kafiye harfi değiştikçe ilk gazele naʻtla başlamıştır. 12 Gerçi tasnifinde bu tercihi tatbik eden Yahyâ Nazîm gibi başka şâirler de vardır. 13 Aslında dîvanlarının tamamı naʻttan ibâret olan şâirlerin varlığı da, ilk akla gelen isimler Neccârzâde Rızâ ve Salâhî-i Uşşâkî dir, edebiyâtımızda Hz. Peygamber ve bu vesîleyle naʻt türüne gösterilen alâka hakkında fikir vermektedir. Kemal Yavuz bu tarz dîvan tertibinde Müştak Baba nın, edebiyâtımızdaki son temsilci olduğunu söyler. 14 Edebiyâtımızda naʻt geleneği sadece bir defa ve geçici bir süre, Kadızâdeliler in etkisinde kalan bir kısım kürsü vâizleri tarafından tepki görmüştür. Bu hareket ve destekçileri, semâ ve devran gibi tasavvufî merâsim ve âyinlere karşı oldukları gibi makamla salavât db Bilal Kemikli, Gârib-Nâme de Peygamber ve Asr-ı Saâdet Tasavvuru, İSTEM (2005), c. III, sayı: 5, s İlk ilâhî tecelli olması sebebiyle taayyün-i evvel, sevgi tarzında tecelli olması dolayısıyla taayyün-i hubbî adı verilen Nûr-ı Muhammedî zuhur ettikten sonra her şey ondan ve onun için yaratılmıştır. Âlemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir. Bkz. Mehmet Demirci, Hakîkat-i Muhammediyye, DİA, İstanbul 1997, XV, Kemal Yavuz, Müştak Baba ve Naʻtları, İlmî Araştırmalar (1997), sayı:5, s Yeniterzi, Dîvan Şiirinde Naʻt , s. 37. Naʻt konusunda Nazîm ayrı bir yerde durmaktadır. M. Esad Coşan Nazîm in beş dîvânında toplamda 724 naʻt bulunduğunu tespit etmektedir. Bkz. M. Esad Coşan, Akademik Makaleler, Server İletişim, İstanbul 2009, s Müştak Baba şiirlerinde Hz. Peygamber i yüzden fazla isim ve lakapla zikretmektedir. Bunlar arasında çok bilinenler yanında meselâ mâlik-i faslu l-hitâb, matla-i envâr-ı diyâr-ı Harameyn, pâdişâh-ı Bathâ, sebeb-i arz u semâ, sebeb-i mekrümet-i Âdem ü Havvâ, sultân-ı aʻzam, şâhid-i Hudâ, şâhidü l-me vâ gibi sıfatlar da mevcuttur. Bkz. Yavuz, Müştak Baba ve Naʻtları, İlmî Araştırmalar, s. 260, MELİHA YILDIRAN SARIKAYA 30 db getirilip naʻt-ı şerîf okunmasına da şiddetle karşı çıkmışlardır. 15 Gerçi burada karşı çıkılan husûsun doğrudan naʻt okunmasından ziyâde meselenin musıkî boyutuna yönelik bir tepki olduğu anlaşılmaktadır. Ancak eskiden bu güne özellikle tekkelerde zikrullah neşvesini tahkîm eden mânâ yüklü sözleriyle zaten bestelenmeye müsâit bir formda yazılmakta olan naʻtlar, esâsen edebiyat ve mûsıkî sâhalarının müştereklerindendir. Dolayısıyla bu hareketi bir yönüyle naʻt karşıtı bir hareket olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Neticede bu çıkışın etkisi sürekli olmamış, Osmanlı şiirinde naʻt geleneği kendi çizgisinde devam etmiştir. Yeni Türk Edebiyatında Naʻt Yeni Türk edebiyatının temel özelliklerini Orhan Okay, geleneksel edebiyatımız olan Dîvân edebiyatından kopma, Batılılaşma veya Batı tesirinde kalma, yenileşme şeklinde sıralamaktadır. 16 Şinâsî öncülüğünde başlayan bu devre hâlen devam etmekte olan edebî faaliyetlerin tamamını içine alır. Farklı bakış açılarına göre farklı isimler alan bu döneme, Modern Türk edebiyatı da denilmektedir. Okay, modernleşmek kavramını da Osmanlı özelinde Batılılaşmak şeklinde açar. 17 Osmanlı modernleşmesi, 1839 u tâkip eden yıllardan itibaren yönetim, askerlik, mâliye, adliye, eğitim gibi alanlardaki reform hareketlerine paralel olarak resim, mûsıkî, mîmârî gibi güzel sanatları da etkilemiş, fikir ve felsefe alanlarında ve bunların yansıdığı edebî eserlerde de değişme ve yenileşme alâmetleri görünür hâle gelmiştir. Bu yüzyılda hızlı bir değişme/yenileşme sürecine giren düşünce hayatını, kendilerini ilmî çalışmalara, felsefeye ve fikir meselelerine adamış kişilerden ziyâde Batı da da tecrübe edildiği gibi edebiyatçılar yürütmüştür. 18 Modernleşmeyle beraber Batı kaynaklı fikir akımları dinî duygu ve düşünce alanında da tesirini göstermeye başlamıştır. Bazı felsefî fikirlerin özellikle rasyonalist, pozitivist ve materyalist akımların, bir kısım Osmanlı gençleri üzerinde dinî akîdeleri sarsacak derece- 15 Bilindiği üzere bu karşı çıkış düşünce zemininde kalmamış; bir cuma vakti Fâtih câmiinde naʻt-ı şerîf okuyan müezzinlere engel olmak ist
Similar documents
View more...
Search Related
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks