Please download to get full document.

View again

of 14
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.

Rachel Gibson - Tesadüfler Adası

Category:

Legal forms

Publish on:

Views: 0 | Pages: 14

Extension: PDF | Download: 0

Share
Related documents
Description
Rachel Gibson - Tesadüfler Adası ÖNSÖZ Lola Garlyleın hayatında başına gelmiş tüm küçük düşmelerin içinde -bu liste oldukça uzun ve merak uyandırıcıydı- internette kendi çıplak fotoğraflarını
Transcript
Rachel Gibson - Tesadüfler Adası ÖNSÖZ Lola Garlyleın hayatında başına gelmiş tüm küçük düşmelerin içinde -bu liste oldukça uzun ve merak uyandırıcıydı- internette kendi çıplak fotoğraflarını görmek şüphesiz en kötü olanıydı. Modemi ve bir kredi kartı olan herkes onun çırılçıplak on beş farklı görüntüsünü görebilirdi. Her biri diğerinden daha da utanç verici... O resimlerin ortalıkta dolaştığını bilmek sonu gelmez bir rezillik, omuzlarında bir ağırlık ve kafasına baskı yapan bir örs gibiydi. Fotoğraflar, birkaç yıl önce onun eski nişanlısı, aşağılık herif Sam tarafından çekilmişti. Sürekli olarak bitmek tükenmek bilmeyen aşkını itiraf eden, ona hiç şüphesiz her konuda güvenebileceğini söyleyen adam Sam, parasal sorunlarından kendini kurtarabilmek için onun fotoğraflarıyla kendini güvence altına almıştı. Ayrılmalarından dört yıl sonra, com internet sitesini oluşturmuş ve Lolanın en büyük utancını yaşamasına sebep olmuştu. Geçmişte, Lola profesyonel fotoğrafçılara pozlar vermişti, defalarca. Fakat o fotoğraflar, Samin sefalet içinde almış olduğu tek kullanımlık bir Kodak ile çekilmişti. Lola bir an için geriye bakıp bunun bir delilik olabileceğini düşündü; onun spor bisikletine binmişken, mutfak masasının ortasına oturmuş çubuk şeker ve paket paket Doritos yerken pozları vardı ve onun, kendi yatağında çırılçıplak bir dizi fotoğrafını çekmesine izin vermişti. Kesinlikle en kötü fotoğrafı dev boy bir Tootsie Rollu öper-kenki fotoğrafı olmuştu. O zamanlar bu fotoğraflar komiklik olması içindi ve işiyle ilgili aptalca bir şakaydı; çünkü düşük kalorili hiçbir şeyi yemediği bir dönemdi. Fotoğrafların göstermediği şey ise tüm o abur cubur yiyecekleri tıkınmış olmasından hemen sonra başlayan hastalığıydı. Tüm kontrolünü kaybettikten sonra başlamış olan çok kötü bir suçluluk. Gram gram içinde büyüyen panik onun sürekli koşu bandına ya da tuvalete kusmaya gitmesine neden olmuştu. Bu artık kontrol edebildiği bir dürtüydü, fakat zamanında neredeyse onun hayatına mal olmuştu. Şimdi bile, bir elli altı boyunda ve elli kiloluk vücudunun eski görüntülerine her baktığında kafasındaki bir ses ona öğle yemeklerini atlamasını söylüyor ya da Colonela gidip bir kova tavuk, patates püresi ve sos, bir de diyet kola sipariş vermesi için içinde bir istek uyandırıyordu. Tüm dünyanın görebilmesi için internette yayınlanan o küçük düşürücü fotoğraflardan daha kötüsü ise bu fotoğraflarla ilgili yapabileceği hiçbir şeyinin olmadığını bilmesiydi. Üstelik bir şeyler yapmaya çalışmıştı. O fotoğrafları geri vermesi ve onları internetten kaldırması için Same yalvarmıştı. Ona para teklif etmişti, fakat onca zaman sonra bile ayrılıkları ile ilgili ona hala öfkeliydi ve bu yüzden reddetmişti. Lola bir avukat tutmuştu ve temelde bildiği her şeyi anlatmıştı. Fotoğraflar Same aitti ve onları istediği yerde yayınlayabilirdi. Lola yine de ona dava açtı ve çok geçmeden de kaybetti. Artık tek seçeneği kiralık bir katil tutmaktı. Kendini ve ailesini daha fazla küçük düşürmesine neden olmayacağını ve yakalanmayacağını önceden bilse bu seçeneği gerçekten de düşünebilirdi. Çünkü adeta günahkarlarla dolu ailesinde, Lola her zaman en büyük günahkar olmuştu. Eğer Jed amcasının yarattığı son felaket düşünülürse bu oldukça büyük bir başarıydı. Hiçbiri cezaevine girmemişti, fakat nezarethaneye girmişti biri. Neyse ki sadece nezarethaneydi girdiği yer; onu hapishanede turuncular içinde görmek sonunda zavallı annesinin kalbine inebilirdi. Lola valizine sıkıştırdığı hapa uzandı ve National Enqui-rerın kapak sayfasındaki yüzüne şöyle bir baktı, kendi resminin altındaki başlık şöyle diyordu: ESKİ AĞIRSİKLET MANKEN, LOLA CARLYLE, SAKLANIYOR. Lola dergiyi kenara attı ve Minyatür Pinscher köpeği, Baby Dollu bir koluna alıp küçük tek katlı evinden dışarı çıktı. Mankenlik işini bıraktığından beri, aldığı on bir kilo hakkında yapılan yorumlar olmadan isminden hiç söz edilmemişti. Ağır-siklet bugünlerde kullanılan en hoş tanımlamalardan biriydi. Onun en hoşuna gitmeyen, Dev Lola olanıydı. Bu lakapların onun canını acıtmasına ya da onu üzmesine izin vermemeye çalışıyordu. Fakat derinlerde bir yerde canını acıtıyordu. O şişman değildi ve saklanmıyordu da. Sadece, fazlaca ihtiyacı olan akıl sağlığı tatilindeydi. Bahamalarda, özel bir adada dinleniyordu. Fakat iki günlük dinlenmeden sonra deli gibi sıkılmıştı ve bir gece kuşu gibi delirmek üzereydi. Yaşaması gereken bir hayatı vardı ve idare etmesi gereken bir işi. Şimdi ise, ılık güneş ve temiz hava sayesinde çok hoş bir şekilde bronzlaşmış, zihnini boşaltmıştı ve yeni bir planı vardı. Lola, Samin sitesini çökertmek için ihtiyacı olan tek şeyin iyi bir bilişim uzmanı, onun kirli çamaşırlarını ortaya dökmek için ihtiyacı olan şeyin de sağlam bir özel dedektif ve biraz açık yakalamak olduğunu fark etti. Sam iş anlaşmalarında her zaman dürüst olmamıştı ve ona şantaj yapabilmek için kullanabileceği birkaç bir şey olabileceğini biliyordu Lola. Bu kadar basitti, bunu neden daha önce düşünmemiş olduğunu bilmiyordu. Eve döner dönmez, Aşağılık Herif Sami dibe indirecekti. BÖLÜM 1 Max Zamora, Supermani oynamak için fazla yaşlanmıştı. Adrenalin damarlarında hızla akıyor ve kollarının arkasındaki tüyleri havaya dikiyordu, fakat ciğerlerindeki nefesi çalıp göğsünde yükselen ateşli ağrıyı çok az hafifletiyordu. Otuz altı yaşında, dünyayı kurtarma işini eskisinden daha çok içine dert etmişti. Midesini tehdit eden ağrı ve bulantıyı kontrol etmek için düzenli bir şekilde nefes alıyordu. Başına aldığı darbeyle, turistlerin ve taksi şoförlerinin, ada müziğinin ve iskeleye vuran dalgaların sesini dinledi. Nemin akşam havasına karışmasından başka sıradışı bir şey hissetmemişti; fakat Max onların dışarıda olduklarını biliyordu, Dışarıda bir yerlerde. Onu aradıklarını biliyordu. Eğer onu yakalarlarsa, öldürmek konusunda tereddüt etmezlerdi ve bu sefer başarırlardı. Atlantis Kumarhanesinden gelen ışık marinanın bulanık yüzeyini aydınlatıyordu ve bir an için görüşü düzeldi, sonra karanlıklardan çıkarken dengesini altüst edip tekrar çift gördü. Ustaca tasarlanmış botlarının tabanları, iskelenin diğer ucuna bağlanmış yata binerken ses çıkarmadı. Alt dudağındaki kesikten damla damla kan akıyordu ve çenesinden siyah tişörtüne damlıyordu, içindeki adrenalin bitip tükenince acı içinde kıv-ranacağım biliyordu, fakat bu olmadan önce Floridaya gideceği yolun yarısını tamamlamış olmayı planlıyordu; Paradise Adasında gördüğü cehennemden epey uzakta olmayı... Max karanlık mutfağa doğru yöneldi ve çekmecelerin içini karıştırdı. Eli bir avcı bıçağına takıldı ve onu kınından çıkarıp baş parmağını bıçağın on iki santimlik ağzında gezdirdi. Ay ışığı teknenin baş üstündeki plastik camlarından içeri sızıyordu ve içerinin zifiri karanlık kısmını aydınlatıyordu. Tekneyi daha fazla araştırma zahmetine girmedi. Fazla bir şey göremiyordu zaten, ayrıca ışıkları açıp hayatta kendini ortaya çıkarmazdı. Max çekmeceyi hızla kapatınca, çatal bıçak takımı çekmecenin içinde şangırdadı. Eğer teknenin sahipleri teknedelerse onları dışarı çıkarmak için yeterince ses yapmış olduğunu fark etti. Ayrıca biri eğer aniden karanlığın içinden çıkıverirse beklenmedik durum planı Bye geçmek zorunda kalacaktı. Ama asıl sorun, bir B planının olmamasıydı. Bir saat önce, son yedek stratejilerini gözden geçirmişti ve şimdi ise saf bir iç güdü ile ve hayatta kalma çabasıyla ilerliyordu. Eğer bu son savunma çabası da boşa giderse o ölü bir adam olacaktı. Max ölümden korkmuyordu; sadece kimseye onu öldürme zevkini tattırmak istemiyordu. Kimse görünmeyince, tekrar dışarı doğru yöneldi ve çabucak halatları kesti. Merdivenlerden yukarı doğru, güverteye çıktı. Maxin görüşü birkaç saniye için düzelmişti, köprüüstünün bir tentesini ve pencerelerinin etrafının plastik bir ambalajla sarılmış olduğunu görebildi. Kaptanın sandalyesinin yanma, alacakaranlığın içinde diz çöktü ve görüşü tekrardan bulanıp çift görmeye başladı. Bir bulantı dalgası midesini vurdu ve elinden geldiğince nefes alarak bunu geçirmeye çalıştı. Dümenin üst tarafındaki parçayı çıkarmak için bıçağı kullandı. Ter, alnındaki bir kesiği yaktı ve Max bir yığın dolaşık kabloyu çekerken, ter kaşlarına doğru indi. Görüşü daha iyiye gitmiyordu ve kontak düğmesinin arkasını tespit etmek beklediğinden daha fazla zamanını almıştı. Başardığında ise, kabloları birbirinden ayırıp sonra da birbirine sürttü. Max bir elini göğsüne koydu, diğer elini de dümene yerleştirip ayağa kalkarken ikiz iç taraf motorları suyu sıçratıp çalkalayarak çalıştı. Tekneyi vitese alıp, valfı öne kaydırdı ve iskelenin ucundan yavaş yavaş uzaklaştırdı. Başını yana doğru eğerse görüşü o kadar da kötü olmuyordu ve tekneyi su yolu istikametinde, tehlikelerden uzak tutabiliyordu. Tekneyi marinanın dışına, Nassau Limamna doğru yönlendirip, Paradise Adasını başkente bağlayan köprünün altından, Prince George Wharfa doka çeken seyahat gemilerinin yanından geçirdi. O gece hiçbir şey bu kadar kolay olmamıştı ve her an tentenin tepesini dağıtıp güvertesini paramparça edecek otomatik silahla ateş püskürtülmesini bekliyordu. O öğleden sonra adaya ayak basar basmaz şansı kötüden daha kötüye gitmişti ve kötü şansının artık onunla olduğuna inanmıyordu. Afedersin, fakat ne yapıyorsun? Max, bir kadın sesi duyunca arkasını dönüp düşmemek için kaptan sandalyesinin kolunu kavradı. Limanın solup giden ışıklarıyla çevrelenmiş bir kadının çift görüntüsüne bakakaldı. Adanın sonundaki bir deniz feneri zeminde kayıp giden parlak bir sinyal gönderdi ve birbirinin aynı iki çift ayağın yirmi adet kırmızı boyalı ayak tırnaklarını aydınlattı. Işık yavaş yavaş yukarı doğru kayarak kırmızılı mavili iki etek ile iki çıplak düz karına doğru süzüldü, iki beyaz gömlek iki çift büyük göğüslerin arasında bağlanmıştı. Sonra oradan, iki dolgun dudağın kenarından, birkaç tutam sarı kıvrımın arasından süzülüp geçti. İki kabarık tüylü köpek onun kollarında kesik ve tiz bir şekilde havlarken kızın yüzü karanlıkta saklı kaldı, cırlak havlama sesi Maxin kulaklarını kanatmaya yeterdi. Bu kadının hangi cehennemden çıktığını merak ederek, Kahretsin, buna ihtiyacım yoktu, dedi. Bu bir köpek için kötü bir mazeretti; kadının kollarından yere atlayarak fırlayıp kaçtı ve Maxin ayaklarının orada durup öyle kendinden geçercesine havladı ki arka bacakları yere yapıştı. Kadın ileriye doğru hareket etti ve köpeği aceleyle kucağına alırken ikinci görüntüsü arkasından belli belirsiz süzüldü. Kadın, Kimsin sen? Thatches için mi çalışıyorsun? diye sordu. Adamın köpeklerle, sorularla ya da genel olarak bu gibi saçmalıklarla uğraşacak zamanı yoktu. Bu kadının gitmesi gerekiyordu. Havlayan aptal bir köpek ve çene çalan bir kadın bu gece ihtiyacı olan son şeydi. Kadın ve köpeği, yattan atlamak zorunda kalacaklardı. Paradise Adasının ucu otuz metre arkalarında kalmıştı. Muhtemelen karaya çıkmayı başarabilirlerdi. Başaramazlarsa da bu onun sorunu değildi. Kadını ve köpeğini denize atlamaya zorlamak yerine kadına, Şu köpeği sustur yoksa onu denize şutlarım, dedi. Lanet olsun, yaşlandıkça yumuşamaya başlıyordu. Bu yatı nereye götürüyorsun? Adam onu umursamadı ve Nassaunun yavaş yavaş kaybolan ışıklarına, puslu işaret şamandırasına ve yanıp sönen deniz fenerine son bir kez baktı sonra dikkatini kumandaya verdi. Onun da soracak birkaç sorusu vardı, fakat cevaplarını almak için beklemesi gerekiyordu. O sırada daha önemli endişeleri vardı. Hayatta kalmak gibi. Elleri acıdan ve adrenalinden titriyordu. İradesini bütünüyle zorlayarak ve yılların verdiği deneyimle onları sakinleştirdi. Kendisini takip eden başka bir gemi tespit etmedi, fakat bu, o kadar önemli değildi. Bu yatı öylece alıp gidemezsin. Marinaya geri dönmen gerek. Eğer başı böyle lanet bir şekilde ağrımıyor olsaydı ve vücudu bir kum torbası gibi kullanılmamış olsaydı, onu felaket şekilde komik bulabilirdi. O yaşadığı cehennemden sonra geri dönmek mi? Yatı çalıp başına bela aldıktan sonra onu geri götürmek mi? Kesinlikle böyle bir şey olmayacaktı. İnsanın düzgün bir şekilde göremiyorken düz kontak yapması nadir bulunan bir yetenekti. O, akla gelebilecek her donanma gemisinde bulunmuştu. Şişme botlardan savaş denizaltılarına kadar hepsine binmişti. Küresel Konum Belirleme Sistemini nasıl kullanacağını biliyordu ve gerektiğinde sahil krokilerini de okuyabilir ve pusula kullanabilirdi. Sorun şuydu ki; bu görüşüyle, şu an yapabileceği en iyi şey batıya yönelmek ve hızla ilerlemekti. Kimsin sen? Önündeki kumandanın altın renkteki bulanıklığına gözlerini kısarak baktı ve telsize uzandı. Düğmeyi elinden kaçırdı ilk denemesinde; sonra parmak uçlarının altında düğmeleri hissedene kadar tekrar denedi. Etrafını saran telsiz parazitinin sesi kadının sorularını bastırıyordu. Ayar düğmesini çevirerek arka plandaki cızırtıyı temizledi, sonra tuşu yavaşça çevirdi. Telsiz önce, deniz işletmecisinin bir yolcu gemisi ile olan iletişimini yakaladı; sonra da ticari olmayan başka bir kanala geçti. Sıra-dışı bir şey duymayan Max değiştirmeye devam etti. Her şey normal gibiydi. Yine sıradışı bir şey yoktu, fakat Max yine de dinlemeye devam edecekti. Beni geri götürmelisin. Söz veriyorum kimseye senden bahsetmeyeceğim. Omzunun üzerinden arkaya bakıp, tabii kesin bahsetmezsin tatlım, diye düşündü Max. Sol gözüyle hiçbir şey göremiyordu, dikkatini tekrardan kumandaya verdi. Kadın çenesini kapatsa neredeyse orada olduğunu fark etmeyecekti bile. On iki saattir Pentagon ile olan iletişimini koparmıştı. Son iletişiminde, yardıma ya da daha fazla anlaşmaya ihtiyacı olmayacağını bildirmişti. Peşine düştüğü iki DEA ajanı ölüydü. İşkence edilmemişlerdi, kendilerini esir alan kişiye boyun eğmişlerdi. İnsanlar benim yokluğumu fark edecek, bilirsin. Aslında şu ana kadar birinin benim yokluğumu fark etmiş olduğuna bahse girerim. Saçmalık. Eminim biri çoktan polise haber vermiştir. Bahama polisi onun dert edeceği en son şeydi. O, Andre Cosellanın en büyük oğlu Joseyi öldürmeye zorlanmıştı ve kendi hayatını kurtarıp kaçmayı zorla başarmıştı. Andre durumu anladığında ise aşırı şekilde tepesi atmış bir uyuşturucu taciri olan o olacaktı. Otur yerine ve sessiz ol. Çift görüşünün arasından ışıklarını ayırt ettiği bir yelkenli kendi iskelesinden onlara doğru yönelmişti. Cosellanın cesedi bulmuş olduğunu düşünmüyordu ve yelkenlinin de uyuşturucu kaçakçılarıyla dolu olduğundan şüpheliydi; fakat herhangi bir şeyi yok etmemesi gerektiğini çok iyi biliyordu ve ihtiyacı olan son şey, yanında duran kadının avazı çıktığı kadar bağırmasıydı. Kadının hareket edip etmediğini göremiyordu ama hissedebiliyordu; ve kadın bir adım bile atamadan onu kolundan tutup yakaladı. Aptalca bir şey yapmayı aklından bile geçirme. Kadın çığlık attı ve ondan kurtulmaya çalıştı. Köpek havlayarak güverteye sıçradı ve ağzıyla Maxin pantolonunun paçasına yapıştı. Kadın, Çek ellerini üzerimden, diye çığlık attı ve salladığı yumruk neredeyse adamın zaten fazlaca acıyan kafasına gelecekti. Lanet olsun! Max onu etrafında döndürürken küfretti ve hızla kendine doğru çekip göğsüne yapıştırdı. Kaburga kemiklerinde yükselen acıya karşılık çenesini sıktı ve kadının bileklerini kavradı. Kadın kaçmaya çalıştı, fakat o kadar narin bir yapısı vardı ki, güç olarak Maxin dengi değildi. Max onu kolaylıkla kollarını göğsünde birleştirmeye zorlayarak kendine bastırdı ve itip kakan dirseklerini kontrol altına aldı. Lolanın saçları dağılmış bir haldeydi. Max onu tahammül edilemez durumları hakkında bilgilendirirken Lolanın saçları yanağını gıdıklıyordu. Akıllı bir kız ol, hem kim bilir, belki gündoğu-munu bile görebilirsin. Lola bir anda sakinleşti. Canımı yakma. Lola onu yanlış anlamıştı, fakat Max bu durumu düzeltmeye uğraşmadı. Endişe etmesi gereken kişi Maxirı kendisi değildi. Onun canını yakmayacaktı, tabii bir daha yumruk sallamadıkça. Sonra sorun kalmayacaktı. Yelkenli sakin sularda süzülüyordu. Maxe bulanık görünüyordu, neredeyse önünü bile göremiyordu Max. Kendine kaburga kemiklerinin çatladığını söylemesi için bir doktora ihtiyacı yoktu ve en azından bir hafta boyunca kan işeyeceğinden de emindi. Daha kötüsü, Cosellanın adamları onun bütün oyuncaklarını almıştı; silahlarını ve iletişim araçlarını. Saatini bile almışlardı. Karşı koyacak hiçbir şeyi yoktu ve eğer onu bulurlarsa kolay bir hedef olacaktı. Hatta kolay bir hedeften daha kötüsü. Kötü şansı onu nazik, başı bozuk bir kadınla ve onun sinir bozucu aptal köpeğiyle lanetlemişti. Bacağını salladı ve küçük havlayan şey ahşap zemin boyunca kayıp gitti. Bırak beni, söylediğin gibi yerime oturacağım. Max ona inanmıyordu. Herhangi bir şey yapmayacağına inanmıyordu ve şu anki durumunda, herhangi bir şey yapıp yapmayacağını anlayamazdı. Öbür adamların yarım bıraktığı işi bu akşam bu kadının tamamlamasına izin veremezdi. Bakışlarını kıstı ve çift görüşü tek bir görüşe indi bir anda. Yelkenlinin kuvvetli ışığı olaysız bir şekilde geçip gitmişti. İçinde derin bir rahatlama hissetti Max. Lola, Kimsin sen? diye sordu. Ben iyi adamlardanım. Tabii, dedi Lola fakat ikna olmuş gibi durmuyordu. Daha çok Maxi sakinleştirmeye çalışıyor gibiydi. Sana doğruyu söylüyorum. İyi adamlar tekne çalıp kadınları kaçırmazlar. Lola haklı gibi görünse de tamamen yanlış düşünüyordu. Bazen iyi adamlarla kötü adamlar arasındaki çizgi Makin görüşü kadar belirsiz oluyordu. Ben bu tekneyi çalmadım, sadece ona el koyuyorum. Ayrıca seni kaçırmıyorum. O zaman beni geri götür. Hayır. Max askeriyenin en iyileri tarafından eğitilmişti. Bu gecenin başarısızlığını dahil etmezsek, birçoğundan çok daha iyi ateş edip ortalığı daha iyi yağma edebilirdi. Herhangi bir binaya tırmanarak çıkıp, ihtiyacı olanı alıp kaçtıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi akşam yemeği için dışarı çıkabilirdi; fakat deli bir kadının, sağlam bir durumun dengesini tepetaklak edebileceğini de deneyimlerinden iyi biliyordu. Canını yakmayacağım. Yalnızca Nassau ile arama biraz mesafe koymam gerek. Kimsin sen? Max ona hayali bir isim söylemeyi düşündü, fakat onu adam kaçırmaktan tutuklattığı zaman muhtemelen gerçeği anlayacağından ona doğruyu söyledi. Ben Kıdemli Deniz Binbaşı Max Zamorayım, diye cevap verdi, fakat ona bütün gerçeği söylemedi. Deniz Kuvvetlerinden erken emekli olduğunu ve şu anda hükümetin kağıt üzerinde var olmayan bir parçası için çalıştığını ortaya attı. Lola, Bırak beni, diye tekrarladı ve Max ilk kez onun bileklerini kavrayan ellerinin bulanık görüntüsüne baktı. Parmaklarının dış yüzü ve eklemleri onun göğüslerinin yumuşak dokusuna bastırıyordu ve aniden onun narin sırtının her santiminin göğsüne dayandığını hissetti. Yuvarlak poposu kasıklarında kıpırdanıyordu ve içindeki açlık kaburgalarındaki ağrıya karışıp kafatasında gümbürdüyordu. Acının ötesinde herhangi bir şey hissedebiliyor oluşuna şaşırmıştı. Lolanın varlığına karşı duyduğu farkındalık bütün tenine yayılmıştı ama bu hissi geri itip bastırdı ve bütün güçsüzlüklerini gömmüş olduğu karanlık boşlukların içine girmeye zorladı. Bana tekrar yumruk atacak mısın? diye sordu Max. Hayır. Max onu serbest bıraktı ve Lola sanki kıyafetleri yangında tutuşmuş gibi onun kollarından sıyrılarak kaçtı. Kamaranın karanlık gölgelerinin içinde onun bir köşede gözden kaybolmasını izledi sonra tekrardan dümene döndü. Buraya gel, Baby. Max omzunun üzerinden ona baktı, tabii ki onu iyi duyamamıştı. Ne? Lola köpeğini kucağına aldı. O senin canım yaktı mı, Baby Doll? Tanrı aşkına, sanki pis bir şeye basmış gibi homurdandı. Köpeğinin ismini Baby Doll koymuştu. Onun küçük, iğrenç bir baş belası olduğuna şüphe yoktu. Dikkatini GPSye verdi ve düğmeyi çevirdi. Ekran aydınlandı; gri, bulanık çizgiler ve belirsiz rakamlar göründü. Gözlerini kısıp ekrana daha çok odaklandı. Ekranın iskele olan kısmında yalnızca Andros Adasının yaklaşan çizgilerini ve sağ tarafında ise Berry Adalar zincirini fark edebiliyordu. Enlem ve boylamların değerlerini yeterince iyi göremiyordu, fakat tam batıya doğru dönmeden önce bir saat kadar daha kuzeybatıya doğru yöneldiği sürece sabaha Florida sahiline demir atabileceğini fark etti. Eğer gerçekten bir binbaşıysan o zaman bana kimliğini göster. Eğer yakalandığında kimliğinin her bir parçası ondan alınmamış olsaydı bile yine de bu ona hiçbir ş
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks